banner47

AK Parti, MYK’da görev değişikliği

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik, MYK toplantısının ardından açıklamalarda bulundu.

AK Parti, MYK’da görev değişikliği

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik, MYK toplantısının ardından açıklamalarda bulundu.

28 Kasım 2015 Cumartesi 18:45
AK Parti, MYK’da görev değişikliği
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik, AK Parti Genel Merkezi'nde, Genel Başkan ve Başbakan Ahmet Davutoğlu başkanlığında düzenlenen AK Parti Merkez Yürütme Kurulu (MYK) Toplantısı'nın ardından, gazetecilere açıklamalarda bulundu.

Yeni görevlendirmeler

Çelik, bugün yapılan MYK toplantısında alınan kararlar hakkında bilgi verdi. 64. Hükümet kurulduktan sonra bazı AK Parti milletvekillerinin kabinede yer alması nedeniyle bazı makamların boşaldığını dile getiren Çelik, yeni görevlendirmeleri ise şu şekilde aktardı:

Seçim İşleri Başkanlığına Mehmet Doğan Kubat getirildi.

Dış İlişkiler Başkanlığına şu anda Ar-Ge Başkanımız olan Fatma Betül Kaya arkadaşımız getirildi.

Ar-Ge Başkanlığına eski Sağlık Bakanımız Sayın Recep Akdağ getirildi.

Ekonomik İşler Başkanlığına eski Tarım Bakanımız Sayın Mehdi Eker getirilmiştir.

Cumartesi günü hükümet programı ile ilgili genel görüşmenin yapılacağını ve Pazartesi günü de güven oylamasının gerçekleştirileceğini söyleyen Çelik, takvimin bu şekilde işlemeye devam edeceğini kaydetti.

64. Hükümet’e başarı dileği

Çelik, açıklamasında, 64. Hükümet’e millete yapacağı hizmetler için başarı dileğinde bulunarak, yeni hükümet üyelerini tebrik etti.

Hükümette iki kadın bakanın bulunduğunu, bunun kendileri için sevindirici olduğunu dile getiren Çelik, "Her ikisini de kutluyorum, her ikisini de yakından tanıyorum. Tabii hususen benim seçim bölgemden, Adana’dan Demet Sarı Hanımefendi’nin bakan olmuş olmasının, bizim için daha fazladan bir sevinç yarattığını belirtmek isterim" dedi.

Çelik, Türkiye’nin, 7 Haziran seçimleri sonrasında bir türbülansa girdiğini, bu türbülansın içinden 1 Kasım seçimleriyle birlikte çıktığını ifade ederek, şunları kaydetti:

"64. Hükümetin kurulmasıyla birlikte istikrarın yeniden temin edilmesi noktasında önemli aşamaya gelmiştir.64. Hükümet'in programını, bugün Sayın Başbakanımız Meclis Genel Kurulu’nda okudu. Bunun tartışması, cuma günü yapılacak, daha sonra güven oylaması yapılacak. Hepimizin izlediği gibi 64. Hükümet Programı, Türkiye’yi 2019 ve 2023’e taşıyacak hedefleri içeren, çok önemli politikalara imza atan, çok önemli vaatleri gerçekleştirme kapasitesi olan çok kapsamlı bir program. Bu çerçevede, Türkiye’nin demokratikleşmesinden dış politika vizyonuna çok önemli, Türkiye’ye çağ atlatacak, paradigma değişikliği yaratacak büyük yatırımlarla Türkiye’nin sosyal sorunlarına, bir takım sosyal düzenlemelere, siyasi meselelere, ekonomik meselelere kadar pek çok yeni düzenlemeyi dünden bugüne belli süreklilik içinde içeren bir program. İnşallah milletimize hayırlı olsun. Bu istikrar döneminde bu programın gerçekleşmesinin yaratacağı çok önemli etkiler olacaktır. Bu çerçevede baktığımızda çeşitli yönleriyle bu programın değerlendirilmesinin Mecliste görüşülmesinin yanı sıra kamuoyunda da değerlendirilmesinin fevkalade önemli olduğunu düşünüyoruz."

Türkiye’de yaşanan, kamuoyu açısından önemli gelişmelerin de MYK Toplantısı'nda ele alındığını, ele alınan konulardan birincisinin Suriye hava sahasından girerek Türk hava sahasını ihlal eden Rus uçağının düşürülmesi olduğunu ifade eden Çelik, şöyle devam etti:

"Bu konu net bir konudur. İki tane uçak, kimliği tespit edilemeyen iki uçak, Türk hava sahasına girmiştir. Beş dakika süreyle 10’a yakın kez ikaz edilmiştir. İlk ihlali yapan uçağın terk etmesinden sonra, ikinci uçak bu ihlale devam etmiştir. Bu devam etmesinin neticesinde TSK’nın Hava Kuvvetleri F-16 pilotlarımız tarafından gerekli angajman kuralları çerçevesinde, bu ihlale ateşle karşılık verilmiştir ve uçak düşmüştür. Şimdi bununla ilgili tartışmalar görüldüğü gibi başta Rusya, 'biz uçağın hava sahasını ihlal etmediğini düşünüyoruz. Bunu açıklayabiliriz' dediler ama Türkiye'nin müttefiki olan çeşitli NATO müttefikleri, kendi radar kayıtlarını, kendi bilgilerini değerlendirdiler. Bu bilgilerin, Türkiye'nin verdiği bilgilerle örtüştüğü gözüküyor. Bu çerçevede bakıldığında Türkiye’nin yaptığı işin, Rusya'ya karşı bir husumet ya da düşmanca tavır gibi algılanmasına dönük haberlerin hepsi gerçek dışıdır."

"Rusya bizim için düşman ülke değildir"

"Türkiye açık ve net biçimde daha önceden ilan ettiği angajman kuralları çerçevesinde kendi hava sahasını korumuştur" diyen Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Egemen ve hür her devletin yapması gerekeni yapmıştır. Bu son derece tabiidir. Bilindiği gibi daha önce de F-4 uçağımızın düşürülmesinden sonra, Türkiye angajman kurallarını ilan etmişti. Bu angajman kuralları, 3-4 Ekim tarihlerinde Rus uçaklarının Türk hava sahasını ihlal etmesinden sonra güncellendi. Bu güncellenmesinin neticesi olarak bunun neleri içerdiği, hangi kurulları içerdiği, ne tür ilkelere sahip olduğu bütün taraflara iletildi. Burada şöyle bir şey akla gelmesin, 'angajman kuralları ilan edildikten sonra acaba bu Rus ve diğer taraflara iletildi mi' diye. En güçlü şekilde iletildi. Rus tarafına da en üst düzey makamlar tarafından angajman kurallarının içeriği gerekli şekilde açıklandı. Dolayısıyla taraflarca bilinmeyen şey yok. Yaptığımız şey bütün devletlerin meşru hakkıdır, o da kendi hava sahamızı korumak, kendi egemenliğimizi korumakla ilgilidir. Türk Silahlı Kuvvetleri ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, hiçbir dost devletin, hiçbir komşu devletinin düşmanı ya da hasmı değildir. Yapılan iş sadece kendi savunmamızı gerçekleştirmektir. Bu çerçevede baktığımızda bunun böyle bir düşmanca provokasyon benzeri ifadelerle değerlendirilmesinin konuyu gerçekten saptırmak olduğunu düşünüyoruz.

Kuşkusuz Rusya bizim için düşman ülke değildir, hasım bir ülke değildir. Olan biten angajman kurallarının yerini getirilmesinden, kendi hava sahamızı korumaktan ibarettir. Tabii ki bu Rusya’ya dönük bir eylem de değildir. Onların uçakları, onlar tarafından daha sonra bu uçakların kendilerine ait olduğu söylendi. Bu uçaklar, hava sahamızı ihlal edince hedef haline gelmiştir. Hiçbir dost ülkeyi, hiçbir komşu ülkeyi hedef olarak görmüyoruz, tehdit olarak görmüyoruz ama tabii bundan sonrasından da Türkiye Cumhuriyeti’nin sahasının ihlal edilmesi halinde Türkiye'nin angajman kurallarını uygulama konusunda tereddüdü olmayacaktır."

"Hava sahamızı ihlal eden, güvenliğimize tehdit oluşturan her unsura karşı, uyarı yapıldıktan sonra uyarının gereği yerine getirilmezse gerekli karşılık tereddütsüz biçimde verilecektir" ifadesini kullanan Çelik, şunları söyledi:

"Bununla ilgili de daimi bir emir verilmiştir. Yani her olayda bir değerlendirme yoktur. Hükümet tarafından da Türk Silahlı Kuvvetleri'ne daimi emir verilmiştir. 'Angajman kurallarının ihlali halinde vur' emir açıktır. Bu hükümetin, ulusal güvenliğimiz açısından milli güvenliğimiz açısından vazifesidir ve bu vazifenin de her devletin hakkı olduğunu bir kere daha buradan ifade etmek isteriz. Burada ilk andan itibaren çeşitli temaslar söz konusu oldu. Bu temaslar neticesinde ortaya çıkan tablo Türkiye'nin haklılığını bir kere daha ortaya koydu."

"Siyasi çözüm çerçevesinde geçici hükümet işbaşı yapmalıdır"

Suriye'de bir siyasi çözümün olması gerektiğini düşündüklerini ifade eden Çelik, "Bu siyasi çözüm çerçevesinde, bir takım yaklaşımların ortaya çıkması gerektiği, tek başına askeri çözümün herhangi bir sonuca varmayacağını düşünüyoruz. Bu sebeple de bugün tartıştığımız Viyana süreci, aslında yeni bir süreç değil, Cenevre sürecinin güncellenmiş halidir. Cenevre sürecine, Türkiye destek vermiştir. Belli bir siyasi çözüm çerçevesinde geçici hükümet işbaşı yapmalıdır. Bu geçici hükümetin işbaşı yapmasından sonra Esad, bütün yetkilerini devrederek, geçici hükümete devrederek, Suriye topraklarını terk etmelidir. Daha sonra ilgili mekanizmalar kurulduktan sonra uluslararası gözlemcilerin marifetiyle Suriye'de hür seçimler yapılmalı ve Suriye halkı kendi geleceğine, hiçbir dış etkiye maruz kalmaksızın karar vermelidir. Temel yaklaşımımız budur" şeklinde konuştu.

Türkiye'nin, Cenevre'den beri desteklediği pozisyonun, Viyana'da bir kere daha ivme kazandığını dile getiren Çelik, sözlerine şöyle devam etti:

"Bu çerçeveden baktığımızda, biz Türkiye'nin siyasi çözüme yaptığı vurgunun, siyasi çözüm olmaksızın tek başına askeri çözümün hiçbir sonuç getirmeyeceği vurgusunun çok önemli olduğunu düşünüyoruz. Çünkü burada görüldüğü gibi Rusya'nın orada hava kuvvetlerini ve diğer unsurlarını bulundurmasıyla birlikte tablo daha karmaşık hal almaktadır. En son olarak Rusya, DAİŞ'e karşı savaşmak üzere orada olduğunu söylemiştir ama ilk operasyonlarda ılımlı muhalifleri vuran bir takım operasyonlar söz konusu olmuştur. Bununla ilgili olarak yapılan uyarılar, eleştiriler karşısında Rusya bu pozisyonunu gözden geçirdiğine dair bir takım açıklamalar yapmışsa da en son gördüğümüz gibi Türkmenlerin vurulması, Türkiye açısından asla kabul edilemeyecek bir olaydır."

Yayladağı’nın karşısında, Bayırbucak Türkmenlerinin yaşadığı Türkmendağı denilen bölgedeki bazı köylerin, Rusya Federasyonu'na ait uçaklarca vurulduğunu anlatan Çelik, "Arkasından maalesef Esad rejimi ve Irak'tan gelen bir takım şii milislerin marifetiyle Türkmendağı'nın, Kızıldağ tepesindeki noktada ve dağın güneyindeki Züveyt bölgesi maalesef bu unsurların eline geçmiştir" dedi.

"Türkiye ve Türkmenler, ayrılmaz birer parçadır"

"Türkiye’nin, Türkmenler konusundaki tavrı nettir. Türkiye ve Türkmenler, ayrılmaz birer parçadır. İlişkimiz organik bir ilişkidir ve kendi canımızın parçasıdır oradaki Türkmenler" diyen Çelik, şöyle konuştu:

"Kuşkusuz diğer etnik unsurlara karşı da çok yüksek bir hassasiyetimiz var. Çünkü onlar da kardeşimiz. Bölgenin barış içerisinde olmasını istiyoruz ama Türkmenler ile ilgili bu hava operasyonların arkasından gerçekleşen kara operasyonu, kuşkusuz kabul edilemez. Her açıdan da Türkiye'nin karşısında olacağı bir takım uygulamalardır. Burada geçmişten bugüne Türkiye'nin Türkmen meselesine, Türkmen davasına, AK Parti hükümetlerinin katkısının çok büyük olduğunu ifade etmek isterim. Nitekim, son olaylar üzerine derhal girişimler başlatılmıştır ama bunun daha gerisi var. Bunun gerisinde, Türkiye Suriye Türkmenlerinin tek bir cephe olarak hareket edebilmesi, aralarındaki dağınıklığın kalkması, bir siyasi çatı oluşturulması maksadıyla Türkmen Meclisi'nin kurulmasına, bu zeminin oluşmasına büyük destek vermiştir. O andan itibaren hem Türkmen Meclisi'nin Suriye Ulusal Konseyi içindeki temsilinin artmasına hem ılımlı muhalefet içindeki etkinliğinin artmasına çok büyük destek vermiştir.

Nitekim Türkmen Meclisi'nin İstanbul'da toplanması, ofis açması aynı şekilde Hatay'da ofis açması Türkiye tarafından desteklenmiştir. Devamında, Türkmen Meclisi dışında kalan Türkmenlerin de Türkmen Meclisi çatısı altında toplanması için bütün taraflara telkinde bulunulmuştur. Bütün taraflara gereken ikazlar yapılmıştır. Böylelikle bu çatı oluşumuyla birlikte, Türkmenlerin Suriye içerisinde kendi haklarını müdafaa etmeleri, tarihsel mekanlarını müdafaa etmeleri konusunda mevzileri güçlendirme konusunda güçlü destek verilmiştir. Zahiye tepesi ve bazı noktalar Türkmenler tarafından muhalifler tarafından ele geçirilmiştir."

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik, "Her şekilde Türkmenlerin yanındayız. Yani 'anlamlı ve nitelikli bir destek veriyoruz' dedim. Anlamlı ve nitelikli destekten kastım, maddi manevi güvenliklerini sağlayacak, güvenliklerini güçlendirecek, Türkmenlerin varlığına dönük her türlü tehdit karşısında direnmelerini, kendi bölgelerine bu son Türkmendağı'na yapılan saldırı gibi gereken şekilde karşı koyacakları bir takım imkanlarla donatılmaları da buna dahildir. Şunun herkes tarafından bilinmesi gerekir, hiçbir şekilde tek tek, madde madde saymaya gerek yok Türkiye maddi ve manevi olarak soyut ve somut imkanlarla Türkmenlerin yanındadır" dedi. 

Çelik, Genel Başkan ve Başbakan Ahmet Davutoğlu başkanlığında AK Parti Genel Merkezi'nde gerçekleştirilen Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısının ardından gazetecilere açıklamalarda bulundu, soruları yanıtladı. 

Türkiye'nin sınırına dayanan Türkmenlere ilişkin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi başta olmak üzere Rusya Federasyonu Büyükelçiliğinin, Konseye üye devletlerin uyarıldığını ve bilgilendirildiğini söyleyen Çelik, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ne sivillerin hedef alınması karşısında harekete geçmesi çağrısının yapıldığını bildirdi.

Binlerce Türkmenin Türkiye sınırına doğru hareketlendiğini ve 2 bin civarında Türkmenin Türkiye'ye giriş yaptığını belirten Çelik, Türkmenlerin herhangi bir şekilde zarar görmemeleri için gerekli insani yardım tedbirlerinin alındığını kaydetti. 

Yamadi bölgesinde 2 bin Türkmen için 570 çadır kurulduğunu anlatan Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Herkesin şunu bilmesi gerekir, Türkiye'nin Türkmenlere dönük desteği anlamlı ve nitelikli bir destektir. 'Anlamlı ve nitelikli' kelimelerinin altını çiziyorum. Türkmenleri hiçbir zaman yalnız bırakmayız, Türkmenleri kimse sahipsiz zannetmesin. Türkiye Cumhuriyeti bütün maddi ve manevi imkanlarıyla Türkmenlerin yanındadır. Türkmenlere dönük olarak hangi unsurdan gelirse gelsin her türlü tehdit, karşısında Türkiye Cumhuriyeti'ni bulur. Bu net bir durumdur. Hiç kimse yanlış bir algıya kapılmasın. Türkmenler, bize yakın, bize uzak şeklinde değerlendirilecek değil bizim bizatihi parçamız olan unsurlardır. Bu çerçevede de hükümetimizin girişimleri devam etmektedir"

"Rejime destek verilmesi oradaki katliamları artırır"

Parti Sözcüsü Çelik, bir gazetecinin "Rusya'nın Suriye'deki askeri varlığını artırdığını görüyoruz, bunu nasıl değerlendiriyorsunuz" sorusunu ise şu şekilde yanıtladı:

"Eğer buradaki çeşitli ülkelerin askeri varlığı prensip olarak DAEŞ ve diğer terör örgütlerine karşı bir müdahale içeriyorsa olumludur ama bu askeri varlık ılımlı muhaliflerin vurulması, bu manada bilhassa Türkmenlerin hedef alınması gibi tutumları içeriyorsa tabii ki bölgeyi daha çok olumsuzluklarla karşı karşıya bırakacak bir şeydir. Maalesef Rusya'nın hava kuvvetlerinin buradaki etkinliğini son zamanlarda değerlendirdiğimizde bu konuda Rus Hava Kuvvetlerinin Suriye'nin geleceği açısından geçer not verebileceğimiz bir etkinlik içinde olmadığını görüyoruz. Bundan kastım da şudur; DAEŞ ile mücadele adı altında yapılan operasyonlarda DAEŞ'ten çok, bu terör örgütünden çok maalesef ılımlı muhalefet vurulmaktadır. Aynı şekilde son olarak Türkmenler hedef alınmıştır. Bu konuda Rusya'ya yapılan eleştirilere Rusya, 'DAEŞ terör örgütünü vurduğu'nu söylemektedir ama somut bilgiler açıktır. Burada net bir tablo vardır. Maalesef Rusya'nın buradaki askeri etkinliği DAEŞ terör örgütüyle mücadele etiketi taşımaktadır ama bu etiketi kaldırıp altına baktığımızda bunun içeriğinde DAEŞ'ten çok oradaki meşru güçlerin, ılımlı güçlerin hedef alındığını görüyoruz. Bu kuşkusuz olumsuz bir durumdur. Siyasi çözüm olmaksızın bu şekilde rejime destek verilmesi oradaki katliamları artırır, rejimi cesaretlendirir, ayrıca ılımlı muhalefetin yok edilmesine dönük tavırlar oradaki DAEŞ gibi terör örgütlerini güçlendirdiği gibi çok daha radikal terör örgütlerinin de bu alanı cazibe merkezi haline getirir."

Bazı devletlerin Afganistan tarihini iyi incelemesini öneren Çelik, Afganistan'ın bu hale nasıl geldiğinin, birbirine zıt grupların farklı grupları desteklemesi neticesinde Afganistan'da nasıl bir tablonun ortaya çıktığının, Afganistan'dan dünya güvenliğini tehdit eden oluşumların nasıl güç bulduğunun iyi irdelenmesi gerektiğini bildirdi. 

Suriye için de bazı uluslararası toplumların "Esad güçleri hava kuvvetlerini kullanırsa bu kırmızı çizgimizdir, Esad'a müdahale ederiz" dediğini ancak hava kuvvetleri kullanıldığında kimsenin müdahale etmediğini anlatan Çelik, aynı olayın kimyasal silah kullanılmasında da tekrarlandığını kaydetti. Bugün Rusya, İran gibi devletlerin Esad rejimine aktif desteği olduğu ve hava kuvvetlerini, milislerini Esad rejiminin hizmetine sunduğu bir tablonun bulunduğunu aktaran Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Buradan Suriye için anlamlı bir gelecek çıkmaz. Buradan bütün Suriye'nin altyapısını yok eden Suriye toplumunun ve devletinin geleceğini yok eden bir tavır ortaya çıkar. Dolayısıyla bir kere daha söylüyoruz ki tek başına bu askeri operasyonlar hiçbir şey çözmez. Bunlar terör örgütlerine karşıysa anlamlıdır ama rejimi destekleme üzerine ve ılımlı muhalefeti vurmak üzere yapıldığı için bir müddet sonra buraları sadece terör örgütleri için bir cazibe merkezi haline gelecek, buradaki meşru muhalefet zayıflarsa onların yerini de terör örgütü dolduracaktır. Esad'ın güçlenmesi demek Suriye'nin terör örgütleri için bir ağırlık merkezi haline gelmesi demektir. Bu da hem ülkemizin doğusundaki devletleri, Esad rejimine destek veren devletleri hem de batısındaki devletleri tehdit eden küresel bir güvenlik problemini daha da pekiştirecektir. Dolayısıyla aynı şeyleri bir daha yaşamaya gerek yok. Herkesin Viyana sürecinde daha önceki Cenevre sürecinin devamı olarak ortaya çıkan tablo çerçevesinde bir geçici hükümetin kurulması, Esad'ın yetkilerini bırakarak Suriye'yi terk etmesi ve arkasından Suriye halkının hiçbir etki altında kalmaksızın kendi iradesini tecelli ettirmesi şeklindeki çerçeveye destek vermesi gerekir."

Çelik, Türkiye'nin Türkmenlerin yanında olduğunu yineledi. Türkmenlere "anlamlı ve nitelikli" bir destek verdiklerini vurgulayan Çelik, "Her şekilde Türkmenlerin yanındayız. Yani 'anlamlı ve nitelikli bir destek veriyoruz' dedim. Anlamlı ve nitelikli destekten kastım, maddi manevi güvenliklerini sağlayacak, güvenliklerini güçlendirecek, Türkmenlerin varlığına dönük her türlü tehdit karşısında direnmelerini, kendi bölgelerine bu son Türkmendağı'na yapılan saldırı gibi gereken şekilde karşı koyacakları bir takım imkanlarla donatılmaları da buna dahildir. Şunun herkes tarafından bilinmesi gerekir, hiçbir şekilde tek tek madde madde saymaya gerek yok, Türkiye maddi ve manevi olarak soyut ve somut imkanlarla Türkmenlerin yanındadır" ifadelerini kullandı. 

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
banner66

banner64