banner47

Kılıçdaroğlu Türk siyaseti için ahlaki problem haline gelmiştir

Parti Sözcüsü Ömer Çelik, AK Parti Genel Merkezinde basın toplantısı düzenledi

Kılıçdaroğlu Türk siyaseti için ahlaki problem haline gelmiştir

Parti Sözcüsü Ömer Çelik, AK Parti Genel Merkezinde basın toplantısı düzenledi

07 Nisan 2016 Perşembe 10:07
Kılıçdaroğlu Türk siyaseti için ahlaki problem haline gelmiştir

Ömer Çelik, AK Parti Genel Merkezinde düzenlediği basın toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.


Kılıçdaroğlu Türk siyaseti için ahlaki problem haline gelmiştir

"İktidarlar, süreleri boyunca oylarını azaltırlar, destekleri düşer, ana muhalefet ise oyunu yükseltir, desteği artar. Fakat Türkiye’de tersi oluyor. Türkiye’de iktidar partisi olan AK Partimiz her zaman için desteğini yükseltiyor, ana muhalefet partisi ise sürekli olarak toplumdan korkup, arkasındaki desteğin azaldığı bir siyasi yapı olarak yoluna devam ediyor. Tabii bunun pek çok sebebi var, bunun üzerine pek çok şey yazıldı, söylendi. Bu saatten sonra üzerinde çok durmayı gerektirecek bir konu olarak da görülmüyor, bizim açımızdan da çok önemli değil. 

Fakat gözüken odur ki, Kılıçdaroğlu’nun bu son üslubu, bir hanımefendiye karşı kullandığı bu dil ana muhalefet partisi genel başkanı olarak ilk başta söylediği andan itibaren bir sorumsuzluk ve bir özensizlik olarak değerlendirilebilirdi. Kendisine bunu düzeltme fırsatı verildiği halde düzeltmedi ve ısrarla arkasında durmaya devam ettiğini söyledi. Dolayısıyla şu andan itibaren Kılıçdaroğlu, Türk siyaseti için bir siyasi problem olmanın ötesine geçmiş, bir ahlaki problem haline gelmiştir. Türkiye’nin köklü yapılarından, köklü siyasi kurumlarından bir tanesi olan Cumhuriyet Halk Partisi’nin başında olması da büyük bir talihsizliktir. Bir ana muhalefet partisi genel başkanının siyasette hiçbir şeyi temsil edemez noktaya gelmesi, sürekli üst üste seçim kaybetmesine rağmen, sadece statükonun bekçiliğini sürdürmesi, siyasette sadece özensiz, ahlaki açıdan son derece sıkıntılı, ahlaka aykırı, siyasi açıdan ise antidemokratik söylemlerle ve üslupla gündeme gelmesi kendisi için büyük bir talihsizlik olduğu gibi, ülke için, ana muhalefet partisi için de büyük bir talihsizliktir kuşkusuz. 

Bizim normalde iktidar partisi olarak aslında böyle bir ana muhalefet partisi genel başkanı olmasından memnuniyet duymamız gerekir çünkü ana muhalefet partisini bizim için bir rakip olmaktan, bizi denetleyecek bir kurum olmaktan, bizimle yarışacak bir kurum olmaktan çıkarmaktadır genel başkanlık yapma biçimiyle. Ama son gelinen noktada ana muhalefet partisini bizim karşımızda giderek daha güçsüz kılan, bu sebeple de aslıda memnun olmamız gereken bu şahsın, bir hanımefendiye, bir kadın bakana dönük olarak, Sayın Aile Bakanımıza dönük olarak kullandığı bu üslup, onu artık bir ahlaki problem haline getirmiştir. Yani Genel Başkan olarak Kılıçdaroğlu Türk siyaseti açısından hem bir siyasi problem, hem bir ahlaki problem olmuştur. Bu sebeple de Türk siyaseti açısından da Türk siyasetinin seviyesini aşağıya çeken, Türk siyasetinin konuşulması gereken ana meselelerinin konuşulması karşısında bir sabotaj unsuru olarak duran ve siyasetin uğraşması gereken ana meselelerle ilgili olarak, büyük meselelerle ilgili olarak sürekli bu ahlaki açıdan asla kabul edilemez üslubuyla demokrasiye karşı sürekli sabotajlarda bulunan bir kişilik haline gelmiştir. Bir kere daha Aile Bakanımıza dönük olarak yaptığı bu açıklamadan dolayı Kılıçdaroğlu’nu kınıyoruz.

Aslında Cumhuriyet Halk Partisi’nin içerisinde bir-iki tane açıklamanın sağduyulu tarafları vardı. Eğer genel olarak bu sağduyulu açıklamaları büyültebilselerdi, Cumhuriyet Halk Partisi için de bir çıkış noktası olacaktı bu. Fakat maalesef yapılan bu ahlaki açıdan, siyasi açıdan sorunlu bu açıklamanın, hiçbir şekilde kabul edilemez ve muhakkak kınanması gereken bu açıklamanın arkasında durarak Cumhuriyet Halk Partisi de Kılıçdaroğlu’yla aynı seviyeye savrulmuş oldu. 

Biz Türk siyasi hayatı içerisinde çeşitli polemikler, çeşitli sakıncalı üsluplar, kendi tarihimiz içerisinde kişilere yapışmış kalmış pek çok söylem hatırlıyoruz. Ama görüldüğü kadarıyla en vahimlerinden bir tanesi budur. Bir hanımefendiye dönük olarak kullanılan bu üslubun bir siyasetçiden ortaya çıkması, hele de bir Genel Başkan olarak bunu bir kadın bakana dönük olarak, bir hanımefendiye dönük olarak söylenmiş olması, kuşkusuz Türk siyasi tarihinde Kılıçdaroğlu’yla beraber anılacak, her anıldığında da ayıplanmasını ve kınanmasını gerektirecek bir tablodur.

Toplumun duyarlı kesimlerine, bunu protesto eden kadınlarımıza çok teşekkür ediyoruz. Kim olursa olsun kadınların saygınlığının korunması konusunda partiler üstü ortak bir tutumla davranılması gerektiğinin bir kere daha altını çiziyoruz."

Türkiye, Azerbaycan'ın haklı davasının her zaman yanındadır

"Geçen hafta açısından önemli bir konu Azerbaycan-Ermenistan arasındaki çatışmalardır. Türkiye, Azerbaycan’ın haklı davasının her zaman yanındadır. Biz Azerbaycan’ı ne zaman anarsak 'Can Azerbaycan' olarak anıyoruz, iki devlet tek millet olduğumuzu vurguluyoruz. En son karşı karşıya kaldığımız terör saldırılarında Sayın Cumhurbaşkanımızın Azerbaycan ziyaretlerini iptal etmesinin arkasından Sayın Aliyev’in siz gelemiyorsanız ben gelirim diyerekten ülkemizi Hükümetiyle birlikte ziyaret etmesini, terörle mücadele açısından bu zor günlerimizde bizimle böylesine bir dayanışma göstermesini bir kere daha iki devlet tek millet olduğumuzu, iki beden tek ruh olduğumuzu vurgulamasını her zaman saygıyla ve şükranla anacağız.

Özellikle Sayın Alivey’le Sayın Cumhurbaşkanımızın basın toplantısı sırasındaki görüntüleri, bu kardeşane fotoğraf her iki milletin hafızasında coğrafyamızın başka yerlerinde de her zaman büyük bir sevgiyle ve saygıyla hatırlanacaktır. Aynı şekilde biz de Azerbaycan’ın yanındayız, Azerbaycan’ın sıkıntısı bizim sıkıntımızdır, Azerbaycan’ın davası bizim davamızdır. Türkiye Ermenistan’la ilişkilerin normalleşmesi döneminde de Sayın Cumhurbaşkanımızın o zaman Başbakan olarak ifade ettiği gibi Azerbaycan’ın Dağlık Karabağ üzerindeki haklarının korunmasını Türkiye-Ermenistan arasındaki normalleşmenin de ön şartı saymıştır. Dolayısıyla, Türkiye açısından Azerbaycan meselesinin, Azerbaycan’ın bütün meseleleri bizim milli politikalarımızın bir parçasıdır, bu şekilde bakıyoruz ve bu şekilde bakmaya devam edeceğiz.

Azerbaycanımızın verdiği şehitlere Allah’tan rahmet diliyoruz, bir kere daha Azeri halkına sesleniyoruz ve diyoruz ki: Sizin şehitleriniz bizim şehitlerimizdir, bizim şehitlerimiz sizin şehitlerinizdir. Hepsini rahmetle anıyoruz. Bu günlerde 'işgale dur de' şeklindeki bir kampanyaya bütün teşkilatlarımızla birlikte, bütün seçmenlerimizle birlikte güçlü bir şekilde destek veriyoruz ve bu desteği sürdürmeye devam edeceğiz. Türkiye Cumhuriyeti, Azerbaycan’ın her zaman yanındadır. Cumhurbaşkanımız, Başbakanımız bu güçlü desteklerini Azerbaycan Cumhurbaşkanına iletmişlerdir. Bundan sonra da her zeminde biz de AK Parti olarak buradan bir kere daha Azeri halkına en içten selamlarımızı ve saygılarımızı iletiyoruz, bu haklı davalarında sonuna kadar yanlarında olduğumuzu ifade ediyoruz."

Yeni anayasa ile ilgili çalışmalarımız aynen devam ediyor

"Geçen basın toplantısında size bilgi vermiştim, yeni anayasayla ilgili çalışmalarımız aynen devam ediyor. Bu süre içerisinde biz, benim moderatörlüğümde yürüyen heyetle birkaç toplantı yaptık. Ayrıca Sayın Başbakanımızla birlikte hem kendi siyasi heyetimizle hem de genişletilmiş bir akademik heyetle toplantılar yaptık. Bu toplantılarda üzerinde durduğumuz temel konular, özellikle temel hak ve hürriyetlerin düzenlenmesi konusunda çeşitli kesimlerin, çeşitli bakış açılarının ne şekilde değerlendirmeleri olduğu şeklindeki kanaatlerini alıyoruz. Ayrıca kuvvetler ayrılığı meselesi üzerinde farklı görüşleri dinliyoruz. Kuvvetler ayrılığının evrensel standartlarda ve aynı zamanda da Türkiye’nin ihtiyaçlarını gözetecek şekilde nasıl düzenlenebileceğiyle ilgili.

Yine diğer bir konumuz, üzerinde hassasiyetle durduğumuz bu konuların, yargı bağımsızlığı ve yargı tarafsızlığı meselesinin yeni anayasada nasıl düzenleneceği konusu. Bu konuda da hem siyasi çevrelerden, hem akademik çevrelerden pek çok arkadaşımızı dinlemek suretiyle farklı görüşlerin bir araya geldiği, Türkiye’deki tartışmaları izale edecek, Türkiye’nin de önünü açacak yargı bağımsızlığı ve yargı tarafsızlığı kavramlarının, kuvvetler ayrılığı kavramlarının altını güçlü bir şekilde çizecek arayışımızı sürdürüyoruz. Nitekim, aynı şekilde denge, denetleme meseleleri Türkiye’de çok tartışılıyor, bu denge denetleme meseleleri konusunda evrensel standartları gözeten bir düzenleme ortaya çıkarmak istiyoruz. Nitekim görüştüğümüz akademisyenlerden, basına beyanat verenlerde bu konudaki hassasiyetimizin, bu konuyla ilgili yürüttüğümüz çalışmanın ne kadar özenli olduğunun altını çizmişlerdir. Aynı şekilde dünya anayasalarında mukayeseli olarak dünya anayasalarını geçmişte de incelemiştik, şimdi bu çalışmalarımızı tekrar güncelliyoruz.

Düzenlemeler ne şekilde yapılmış hem evrensel standartlarla uyumlu olan hem de o ülkelerin ihtiyaçlarına, kendi siyasi tarihlerinden doğan ihtiyaçlarını karşılayan çalışmaları nasıl yapmışlar şeklinde. Dolayısıyla takvimimiz, Sayın Başbakanımızın açıkladığı takvim kendi içerisinde herhangi bir aksama söz konusu olmaksızın ilerlemektedir. Burada prensiplerin ortaya çıkması konusunda bu bahsettiğim şekilde geniş tabanlı bir çalışma yürütüyoruz, muhalif görüşleri de dinliyoruz, davet ediyoruz. Burada maksat prensiplerin sağlam olarak ortaya çıkması, arkasından zaten eş zamanlı olarak yazım süreci de birlikte gerçekleşecek. Geçen Uzlaşma Komisyonu'nun olduğu dönemde kuşkusuz zaten bu hazırlıkları yapmıştık, yani bunlarla ilgili yeni çalışıyor değiliz. Fakat ortaya çıkan son tartışmalar, gelinen son nokta itibariyle güncellememiz gereken konular var mı diyerekten tekrardan bunların üzerinden geçiyoruz. Tabii bu arada Ana Muhalefet Partisi, Cumhuriyet Halk Partisi açıklama yaptı ve şunu söyledi: Biz de alternatif teklifimizi AK Parti’nin verdiği teklif hakkındaki değerlendirmelerimizi sunacağız. Tabii burada bir tutarsızlık var o da şu: Eğer zaten böyle bir çalışma yapacaksanız bunu aslında Uzlaşma Komisyonu masasını dağıtmadan yapabilirdiniz, yani AK Parti, Cumhuriyet Halk Partisi, MHP, HDP o masa etrafında bunları tartışabilirdi, fakat ön şart öne sürdünüz ve 'Başkanlık sistemi masaya gelirse biz bu konuları tartışmayız' dediniz ve uzlaşma masasını devirdiniz, Uzlaşma Komisyonu masasını devirdiniz. Halbuki zaten bugün 'yapacağız' dediğiniz şeylerin yapılması için orası bir zemindi. Toplumun da bu sürece katılması için ayrıca bir vesileydi. Meclis Başkanı'nın inisiyatifinde yürüyeceği için, Meclis’in katılması için bir vesileydi ve aslında çok verimli bir tartışma yürümüş olacaktı bu çerçevede ama bu Cumhuriyet Halk Partisi tarafından Türk demokrasisinin çeşitli safhalarında olduğu gibi bir kere daha sabote edilmiş oldu. Bundan sonra bir teklifte bulunacaklarsa, bu teklifi kamuoyuyla paylaşacaklarsa hep beraber göreceğiz. Başkanlık sistemi de, parlamenter sistem de meşru sistemlerdir, burada önemli olan bunları nasıl içeriklendirdiğinizdir. Yani hiç kimse 'başkanlık sistemini tartıştırmam' ya da 'parlamenter sistemi tartıştırmam' diyemez, ama hep beraber şuna bakacağız: Kimin önerisinde, kimin teklifinde kuvvetler ayrılığı daha iyi düzenlenmiş? Kimin teklifinde denge denetleme mekanizmaları, evrensel hukuk devleti prensipleri açısından yetkin bir şekilde düzenlenmiş? Kimin önerisinde yargı bağımsızlığı, yargı tarafsızlığı, temel hak ve hürriyetler düzeni, evrensel değerler temelinde ve güçlü bir şekilde ve Türkiye’nin ihtiyaçlarını giderecek şekilde düzenlenebilmiş hep beraber bunları göreceğiz. Kamuoyunun önünde özgüvenli bir şekilde bunları tartışacağız. Ben geçen Uzlaşma Komisyonu döneminde de söylemiştim, yani madem başkanlık sistemine karşısınız, o zaman buyurun parlamenter sistemle ilgili teklifinizi getirin. O zaman biz en azından sizin parlamenter sisteminizin evrensel standartlara uyumlu olup, olmadığını görelim diye onu da yapmamışlardı şimdi göreceğiz. Dolayısıyla, meseleyi başkanlık sistemi, parlamenter sistem şeklinde bir etiket tartışmasına dönüştürmek isteyenler asıl gündemi gözden kaçırıyorlar. Asıl gündem, biz kuvvetler ayrılığı, yargı bağımsızlığı, temel hak ve hürriyetler düzeni yargının tarafsızlığı gibi konuların nasıl düzenleneceği üzerine bugün bir geçmişte de çalışma yürüttük, bugün de bu çalışmaları güncelliyoruz. Biz yeni anayasayı konuşuyoruz, yeni anayasayı konuşmak istiyoruz. Türkiye’yi geleceğe taşıyacak yeni devlet ve toplum yazılımını konuşmak istiyoruz ama onlar ısrarla etiketleri çarpıştırmak istiyorlar. Kuşkusuz bizim yeni anayasa içerisindeki teklifimiz başkanlık sistemiyle ilgilidir ama burada yeni anayasa evrensel değerlerle nasıl uyumlu olacak, Türkiye’nin anayasa tarihiyle ilgili ihtiyaçlarını nasıl giderecek? Bütün bunlar konusunda aslında çok verimli bir tartışma yürütebilirdi. Entelektüel açıdan, siyasi açıdan, kendisine güvenen, gücü yeten bu tartışmada meydana çıkabilirdi ve milletin huzurunda kimin teklifinin, kimin argümanlarının daha sağlıklı, daha kuvvetli, daha yeterli olduğu görülebilirdi maalesef bu tartışmadan kaçtılar. Bundan sonra tekliflerini getirdikleri zaman da göreceğiz ama bizim açımızdan kendi takvimimiz, kendi ritmi içerisinde, kendi tutarlılığı içerisinde ilerlemektedir."

Amerikan Büyükelçisi'nin basın özgürlüğü konusunda yasal sistemlerinin farklı olması, hakaretlere tolerans gösterilmesi ve cezalandırılmaması şeklindeki sözleri hakkında ne tür bir değerlendirmede bulunacağı sorulan Ömer Çelik, şu cevabı verdi:

"Şimdi kuşkusuz basın özgürlüğü ve ifade özgürlüğü konusunda bunun demokrasinin olmazsa olmaz bir parçası olduğu konusunda bir şüphe yok fakat farklı ülkelerde farklı düzenlemeler var. Bu kendisinin biz hakarete toleransla bakarız dediği şey bizim toplumumuzda bu kavramın şemsiyesi altına girilen şeylere toleransla bakılmaz. Eleştiri olabilir, sert eleştiri olabilir, sarsıcı eleştiri olabilir, radikal eleştiriler olabilir, ama biz hakareti hem kendi kültürümüzde, hem siyasi kültürümüzde, hem toplumsal yaşamımızda, hem de mevzuatımızda farklı şekilde düzenliyoruz. Bu konunun da ifade özgürlüğü ve basın özgürlüğü konusuyla çeliştiğini düşünmüyoruz ki pratik örneklere baktığınızda, aslında herkes farklı retoriklerle ifade etse de aynı yere varıyor. Örneğin, dünyadaki bir terör saldırısıyla karşı karşıya kaldığınız zaman bakıyorsunuz, Türkiye terör saldırısıyla karşı karşıya kaldığı zaman yaptığı düzenlemeleri eleştirenler, aynı düzenlemelerin kendi ülkelerinde olduğunu ya da demokrasisi güçlü ülkelerde olduğunu görmezden geliyorlar. Nitekim aynı şekilde basın ve ifade hürriyeti konusunda Türkiye’nin AK Parti iktidarları döneminde nereden nereye geldiği raporlarla da sabittir, Türkiye’nin siyasi hafızasına da geçmiştir. Yani biz bu konuda telkin almak durumunda olan bir kadro değiliz, tam tersine biz bunu kendi pratiklerimizle, kendi siyasetlerimizle, kendi bugüne kadar ki Hükümet politikalarımızla ve parti politikalarımızla pratiğe geçirmiş bir kadroyuz. Basın hürriyeti ve ifade hürriyeti gibi konularda geçmişte yaşanan sıkıntıların yaşanmaması için son derece ciddi bir şekilde mücadele etmiş bir kadroyuz, bunun acısını çekmiş bir kadroyuz. Bu çerçeveden bakıldığında bunlardan geri adım atmamız diye bir şey söz konusu değil. Ama basın ve ifade hürriyeti söz konusu edilerek en son biliyorsunuz Sayın Cumhurbaşkanımızın Amerika Birleşik Devletleri gezinde Brookings Enstitüsü’ndeki konuşmasında da soruldu, kendisi de tek tek bilgi verdi. Onların gazeteci dediği kimselerin çoğunun, bugün yargılananlarının çoğunun bir basın kartı bile yok, terör, adi suçlar gibi konulardan hüküm giymiş, hükümleri Yargıtay tarafından onanmış kişiler. Dolayısıyla tek tek dosyalara girdiğimiz zaman aslında Türkiye’deki uygulamaların bu bakımdan dünyadaki başka uygulamalarla, ileri denilen uygulamalarla çatışan bir tarafı olmadığı görülür. Basın ve ifade hürriyeti hepimizin içerisinde nefes aldığı, siyasetin içerisinde nefes aldığı bir atmosferdir. Bu konuda çok hassasız ama bunun arkasına sığınarak terör faaliyeti yürüten, bizzat terör örgütü mensubu olan kişilerin önümüze gazeteci olarak getirilmesine de tabii ki itiraz ediyoruz."

Bir terör örgütünün başka terör örgütüyle mücadele etmesi onu terör örgütü olmaktan çıkarmaz

"Suriye’nin kuzeyiyle ilgili hassasiyetlerimize de değindi Sayın Büyükelçi, biz Suriye’nin kuzeyiyle ilgili hassasiyetlerimizin bugün bir kere daha nasıl haklı çıktığını görüyoruz. Orada Suriye demokratik güçleri adı altındaki organizasyonun başkanı PYD’nin Suriye’nin kuzeyinde bir federasyon ilan etmesi üzerine görevinden ayrıldı. Halbuki daha önce aynı şahıs, 'PYD, Cenevre görüşmelerine katılmazsa ben o görüşmeye gitmem' diyordu. Biz PYD’nin siyasi açıdan niyetinin bu olduğunu, Suriye’yi daha çok bölmek, Suriye’deki kaos ortamından ve türbülanstan faydalanarak sadece toprak kazanımları elde etmek olduğunu, bu açıdan da hem Esad rejimiyle, hem Amerika Birleşik Devletleri’yle, hem Rusya’yla yakın ilişkiler yürütmeye çalıştığını açık bir şekilde ifade ettik. Burada PYD’nin terör örgütü olduğunu, terörist faaliyetler içerisinde bulunduğunu ifade ettik. Gelinen noktada görüldü ki, PYD’nin PKK vari örgütlerin ve kendisinin bir terör örgütü olarak oradaki kendi kazanımlarının ötesinde, kendi çıkarlarının ötesinde herhangi bir Suriye halkına dönük olarak bir hassasiyeti yoktur. DAEŞ’le mücadele adı altında Batılılarla kurmaya çalıştığı ilişki sadece bir örtbas etme ilişkisidir. Bir kere daha ifade ediyoruz, bir terör örgütünün bir başka terör örgütüyle mücadele etmesi onu terör örgütü olmaktan çıkarmaz.

İkinci bir husus şu: Birtakım silahlar veriliyor oradaki güçlere, bu verilen silahların, DAEŞ’le mücadele adı altında verilen silahların bir kısmının PYD’nin eline geçtiğine dönük tespitlerimiz var. Dolayısıyla burada yapılan birtakım yardımların, verilen birtakım silahların DEAŞ denilen terör örgütüyle mücadele etme amacıyla yapılan bu organizasyonların başka terör örgütlerinin güçlenmesine vesile olması şeklinde bir sonuç ortaya çıkmaktadır. Bununla ilgili olarak da en üst düzeyden itibaren Türkiye olarak uyarılarımızı yaptık, bu uyarıları yapmaya da devam ediyoruz. Burada yaptıkları şey, geçmişte Afganistan’da ve başka yerlerdeki hataların tekrarıdır. Bu hatayı kim yapıyorsa bundan uzak durması gerekir.

PYD, Esad denilen, kendi halkını katleden kişiyle, o rejimle işbirliği içerisinde, Suriye’nin kuzeyinde mevzi elde etmiş, daha sonra DAEŞ’le mücadele ediyorum diyerekten Amerika Birleşik Devletleri ve Rusya’yla ilişkiler geliştirmiş, Fırat’ın doğusunda Rusya’yla, bu tarafta Mare’nin batısında Amerika Birleşik Devletleri’yle birtakım ilişkiler geliştirmek suretiyle kendisine meşruiyet alanı yaratmaya çalışmaktadır. Ama açık ve net olanı şudur: PYD’nin DEAŞ denilen terör örgütünden bir farkı yoktur. DEAŞ terör örgütüyle mücadele ediyor diye herhangi bir başka terör örgütüne silah ya da başka türlü bir yardımda bulunmak, DAEŞ’e yardımda bulunmaktan farksızdır. "

PYD'nin de YPG'nin de silah bırakması için çağrı yapmasını beklerdik

"Kuşkusuz müttefikimiz Amerika Birleşik Devletleri’nin Türkiye’nin terörle mücadelesi konusunda PKK silah bıraksın noktasında olması her zaman memnuniyet vericidir. Ama dediğimiz gibi, bugün açısından tabi PKK’nin silah bırakması kadar PYD’nin silah bırakması için de, YPG’nin silah bırakması için de çağrı yapmasını beklerdik. Bu tabi kendilerinin değerlendirmesidir, benim çok fazla üzerinde söz söylememi gerektiren bir durum yok. Biz nihayetinde buradaki prensiplerimizi, politikalarımızı açıklıyoruz. PKK’ya silah bırakılsın denildiği zaman, PYD hiçbir şekilde istisna tutulmamalıdır.  

Tabii bir husus da şudur: Bütün müttefiklerimizden, bütün dostlarımızdan beklediğimiz, Amerika Birleşik Devletleri gibi güçlü bir müttefikimizin ve çok derin, yakın ilişkilere sahip olan dost bir ülkenin yöneticilerinden tabi ki bu bağlamda beklentilerimiz vardır. Bunların başında da bu terör örgütlerine karşı prensipler düzeyinde olduğu kadar fiili olarak da sahada da güçlü bir işbirliği yapmak ve ortak mücadele zeminleri inşa etmek."

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
banner66

banner64