banner47

AK Partiyi bitiren bürokratik anlayış

AK Parti bürokratları parti tabanını veya ideolojisini temsil edemiyor.

AK Partiyi bitiren bürokratik anlayış

AK Parti bürokratları parti tabanını veya ideolojisini temsil edemiyor.

haberiumturk
haberiumturk
02 Mart 2019 Cumartesi 00:16
AK  Partiyi bitiren bürokratik anlayış

Önceki yazımızda devletin hangi kurumunda olursa olsun tarafımıza akseden usulsüzlükleri dile getireceğimizi beyan etmiştik.

Yok ya! O da mı? Dedirtecek türden atamalar ile her geçen gün AK Partiye güven noktasında kan kaybına doğru gidiyor. AK Parti bürokratları parti tabanını veya ideolojisini temsil edemiyor. Gücünü liyakat ve sadakatten almayan bürokrat kesim maalesef AK Partinin sonunu hazırlıyor. Tüm hataların tüm kirlerin STK temsilcisi abi/büyüklerle örtüldüğü bir ülkede adaletten söz etmek mümkün olmaz. Oysa adalet, merhametten önce gelir. Sahanın kazanımları masada, masanın kazanımları kasada kaybediliyor.

Örnek vermek gerekirse, AK Parti bürokratlarının 2014 yılında Konya'dan Ankara Hasanoğlan DAYM (2.Akşam Sanat Okulu) müdürlüğü emrine gözbebeğimiz olan Tevfik İleri İmam Hatip Anadolu Lisesinde görevlendirilmek üzere sınıf öğretmeni olarak atanan bu şahsı, malum bürokratlar görevlendirme ile geldiği Tevfik İleri İmam Hatip Anadolu Lisesine Müdür yaptılar. Koskoca dört yıl müdürlük yapan bu şahsın görevden ayrılmasına ilişkin gerek kendisinin gerekse Okul Aile Birliği Başkanının veli ve öğretmenlere yazdığı mesajlar devlette bilinmeyen! Teamüllerin varlığını ortaya koyarken sahada kazanılanın masada kaybedildiğine işaret eder mahiyette…

Her devletin bürokratik işlemlerinde terbiyesi ve geleneği vardır. Devlet terbiyesi almak, devlet geleneğine uygun davranmak devlete saygının, edebin tezahürüdür. Alt üst ilişkilerinde hiyerarşiyi takip etmenin, kendi alanının dışına müdahil olmamanın, sorulmadan görüş bildirmemenin devlet terbiyesinin ve bürokratik lisanın kendine münhasır dilinin tezahürü olduğu malumdur. Devleti temsil makamında bulunan şahısların devlet geleneğine uygun davranmaması şahıstan öte devlet itibarının zedeler. Vahim olan itibarsızlaştırmanın eğitimde yaşanmasıdır.

Tevfik İleri Anadolu İmam Hatip Lisesi Okul Aile Birliği Başkanı Avukat Fatih Ünal ve sabık müdürünün ayrılma sürecindeki usul, üslup ve duruş eğitimde bürokrasinin ve devlet terbiyesinin iflas ettirildiğini izhar ediyor.

Şöyle ki;

Tevfik İleri Anadolu İmam Hatip Lisesi Okul Aile Birliği Başkanı Avukat Fatih Ünal’ın mesajı:

‘…..Muhammet Fatih bey için okulumuzdan ayrılma kararı hiç de kolay olmadı. Tek şartı vardı. O da ayrıldığında yerine okul içinden bir idarecimizin müdür olarak atanması ve elde edilmiş başarıların artarak devam etmesiydi…’

‘Kendisi İl Milli Eğitim müdür yardımcısı olarak görevlendirildi. Yine okulumuzla hemhal olacaklar Allah’ın izniyle. Okulumuza yeni müdür olacak olan Kadir hocama üstün muvaffakiyetler diliyorum. ‘

Paylaşılan mesaj:

Mesaj, 9 Ocak 2019 tarihinde veli ve öğretmenlere sosyal platformdan ulaştırılmıştır.

Yani, sınıf öğretmenliğinden Tarih öğretmenliğine geçiş başvurusunun sonuçlanmasından mütevellit kararname değişikliğine istinaden zorunlu olarak ayrılması gereken ilişik kesme tarihinden (18/01/2019 - 04/02/2019) yaklaşık 14 gün önce Fatih Zengin’in okuldan ayrılma kararını vermesinin güçlüğü, mevcut idarecilerinden birinin müdür olması şartı ve İl Milli Eğitim müdür yardımcısı olarak görevlendirildiği, Kadir Çırakoğlu’nun müdür olduğu veli ve öğretmenlere bildirilmiştir. Mesajın, Kadir Çırakoğlu’nun kararnamesinin çıkmasından 20 dakika sonra gönderilmiş olması da manidardır.

Paylaşılan mesaj:

Gelelim işin aslına:

Sabık müdür, iddia edildiği üzere kendi isteğiyle ayrılmamıştır. Alan değişikliğinden mütevellit değişen kararnamenin, Tevfik İleri Anadolu İmam Hatip Lisesi’ndeki görevlendirmesini düşürmesi ve yeniden görevlendirilmemesi sebebiyle ayrılmak zorunda kalmıştır. Zorunlu ayrılış söz konusu olduğu için ‘ ayrılma kararının hiç de kolay olmadığı veya tamamen kendi isteğiyle ayrıldığı yönündeki beyan izahtan varestedir. Ayrıca, kararın tamamen şahsına ait olduğu ve niyetinin çok özlediği Tarih öğretmenliğine dönmek olduğu ve alan değişikliği sonucu bunun da gerçekleştiğini beyan eden kimse için: Okuldan ayrılış kararının hiç de kolay olmadığı iddiası en nazik ifadeyle yaman çelişkidir.

Geleneği çok köklü ve asil olan devletimizin bürokratik işlemlerinde görevden ayrılan devlet memuruna ne zamandan beri yerine nokta atama yapma, yapılacak atamaya şart getirme, şartlı görevden ayrılma veya kendisini başkasıyla takas yapma yetkisi verildi?

Ve ne zamandan beri devlet memuruna veya Okul Aile Birliği Başkanına ilişik kesmeden kendi yerine atanacak kişiyi duyurma yetkisi verildi?

Devlet dili yazıdır ve resmiyet kazanmadan aleniyet kazanmaz. Bunu en iyi hukukçular bilir. Devlette resmiyet kazanmayan bir duruma aleniyet kazandırılmasının devlet itibarını zedelediğini bir kez yineleyelim.

Gelelim sabık okul müdürünün teamül gereği yayımladığı görevden ayrılış mesajına…

‘Sayın velilerimiz;17 Ekim 2014’ten bu yana devam ettiğim vazifemden kendi isteğimle dönem sonu itibariyle ayrılacağım.

Sayın velilerimiz niyetim çok özlediğim öğretmenliğe, Tarih öğretmenliğine dönmekti. Atamam bu noktada Tarih öğretmeni olarak gerçekleşti. Sayın velilerimiz bu karar tamamıyla şahsıma ait bir karardır. Görev yaptığım dönemde bana ve okuluma destek olan farklı makamdaki tüm yetkililerimden, velilerimizden, farklı tarihlerde üyeleri değişse de destekleri hep yanımda olan Okul Aile Birlği Başkan ve üyelerinden, arkadaşlarım kabul ettiğim, en az benim kadar içten gayretli öğretmenlerim ve idarecilerimden, okula her daim ama her daim en samimi niyetlerle sahip çıkan Sinan Aksu bey ve liderliğindeki MİHVAK mensuplarından, her daim abi kabul ettiğim ve abililiğinin sıcaklığını hissettiğim İlim Yayma Cemiyeti Ankara Başkanı Halim Altunkal’dan, bu güzide okulun kapısının bana açılmasına vesile olan bir başka abi kabul ettiğim Ercan Demirci’den ve son olarak görev yaptığım 4 yıllık süreçteki tüm evlatlarımdan haklarını helal etmelerini istiyor, Allah’a emanet ediyorum.’’

Sabık okul müdürü tamamen şahsına ait bir kararla çok özlediği Tarih öğretmenliğe dönmüşse neden henüz ilişik kesme tarihi gelmeden İl Milli Eğitim Müdürlüğünde görevlendirildiği Okul Aile Birliği Başkanı tarafından ve veda konuşmasında da kendisi tarafından açıklanmıştır?

Ne dersiniz?

Neden çok özlediği Tarih öğretmenliğine dönmedi?

Neden bu kadar başarılı! birine başarısını başka bir okulda ifade etme fırsatı verilmedi?

Ve neden, henüz ayrılmadan görevlendirilme duyurusu yapılma ihtiyacı duyuldu?

Bazen bir davranış bir sırrı ifşa eder; bu ifşa başka bir sıra tercüman olur sonra bu tercüme başka bir davranışa kılavuz olur.

İnsanların aklıyla alay etmeden; ‘Kendim istedim, kendisi istedi, siyasi baskılara dayanamadı, istifa etti, çok yoruldu bırakmasını istemediler, bırakmak zorunda kaldı, kendisi zorla bıraktı, karar tamamen şahsıma aittir, karar verme hiç ama hiç kolay olmadı, şart getirdi, idarecilerden birinin müdür olmasını istedi, özlediği Tarih öğretmenliği vs vs., teranesine hiç girmeden;

Biz bu oyunu yıllar öncesinden hazırladık, üst görevlere getirmeden önce sadakatini performansını ölçtük zamanı geline servis ettik. Bu arada, yerine getireceğimiz kişiyi de yetiştirdik ve zamanı geldi onu da servis ediyoruz.’ denilmesi yapılanı etik kılmasa da beyanı dürüst kılardı.

Zira sabık müdürün, göreve geldiğinden beri: ‘ Okuldan ayrıldığımda Kadir Çırakoğlu’nun müdür olmasını sağlayacağım.’ ( …. Okul içinden bir idarecinin müdür olması şartını getirmişti!!!) cümlesi ve dönemin müsteşar yardımcılarından bir tanesi: 07/03/2016tarihinde okulu ziyaret ederek 12.sınıf öğretmenlerine yönelik yaptığı toplantıda: ‘Sabık müdürden çok memnun olduklarını sonraki yıllarda onu daha üst bir göreve getireceklerini, hatta müdür hakkında sarf edilen her cümleden anında haberdar oldukları’ aba altından sopa gösteren beyan; Bugünün atama ve görevlendirmelerinin tesadüf değil dünün planı olduğunu izah etmeye yeterlidir. Alt yapı yıllar önce hazırlanmıştır ve mevcut durum verilen sözlerin karşılığıdır. Mesajdaki teşekkürler nezaket ve teamülle açıklanır mı? Açıklanır. Ancak bu teşekkürler niçindir?

(Müsteşar yardımcılığı gibi Bakanlığın önemli makamlarından birini devleti temsilen işgal eden birinin, asabiyet içgüdüsüyle arkadaşını korumak için, devletin mesaisinden kullanmasını, öğretmenlerin bazılarıyla toplantı yapmak suretiyle diğerlerini ötekileştirmesini ve sadece okul müdürünü korumaya yönelik şahsi konuşma yapmasını, eğitim öğretimden hiç söz etmemesini, sınıfları ziyaret etmemesini veya öğrencilerle görüşmemesini devlet itibar ve terbiyesi açısından parantez içinde kamuoyunun takdirine bırakıyoruz. Devletin, makam, mesai ve itibarının, şahıs için kullanılması makam ticaretidir.)

Öte yandan, mesajda, Ankara İmam Hatip Okulları Platform toplantılarında sık sık ‘arkamızda külliye var’ cümlesiyle ismi ‘Külliye’ ile özdeşleştirilerek ismi üzerinden korku algısının oluşturulduğu, okulun mezunlarından saygın görevdeki bürokrata teşekkür arzının yer almaması tesadüf müdür bilinmez ama manidardır. Zira, okul üzerindeki emekleri inkar edilemeyen uzun süre, nüfuz ve ismi kullanılan herkese teşekkür etmek teamüldendir.

Devletin saygın makamını temsil eden bürokratların, okulun mezunu olmasından yararlanılarak isminin kullanılması da kamuoyu vicdanında sorgulanmaya muhtaçtır.

Teşekkür edilen bu kişilerin, acil alarmı verildiğinde mobilize olup hemen organize olarak MEB koridorlarında görülen kişilerden oluşması izaha muhtaçtır. Dikkat çekmemek için MEB’e gelemeyip telefonla süreci yönetenlerin de hakkını teslim etmek gerekli.

Ve kabul edilsin edilmesin kurum içi ve kurumlar arasının Şangay beşlileri AK Partiye beşle ifade edilemeyecek oy kaybettiriyor.

Devletle pazarlık yapılmayacağı, devlete danışmanlık yapılmayacağı, devlet terbiyesinde sorulmadan görüş bildirilmeyeceği bu toplumun geleneksel yapısını bilenlerce malumdur ancak en iyi tarih eğitimi alanlar tarafından malumdur. Hal böyleyken, dürtüsel refleksle şahısları koruma veya onore etme adına devlet gelenek ve teamüllerini aşmak, haddini aşmaktır. Zira, eğitimcinin evleviyetle bilmesi gereken: haddini bilmektir.

Devlet yönetiminde yöneticiler fani, kurumlar bakidir. Fani bakiye hükmedemez. Fani, bakiye şart getiremez, akıl veremez. Devleti temsilen hareket eder, devlet adına hareket edemez. Kurumu temsil etme liyakatine sahip olmayan faniyi tenkit etmek, bakinin itibarını muhafaza etmektir.

Atamada imzası olan herkes kamu vicdanını tatmin ve rahatlatma adına bu soruların cevabını vermeye mecburdur. Zira, mürekkebi vicdanda kurumayan imzalar devlete de millete de zulümdur. Zulme alet olanlar er ya da geç bu dünyada ya da öbür dünyada hesap vermeye mahkumdur.

Bu durum; AK Partinin atadığı bürokratlar tarafından bilerek ya da bilmeyerek gerçekleştirilen devlete yönelik güven, adalet, liyakat suikastıdır.

Elbette sabık müdür ve Okul Aile Birliği Başkanının mesajlara deklare ettikleri beyanları, Milli Eğitim Bakanlığında atamaları kimin yaptığı sorusunu tekrar gündeme getirmektedir.

Başta sayın Bakanımız olmak üzere tüm vekillere soruyoruz;

MEB’te atamayı kim yapıyor?

Personel Genel Müdürü mü?

STK temsilcileri mi?

Diğer Bakanlıkların mensupları mı?

Ayrılan okul müdürleri mi?

Henüz görevden ayrılmadan çok önce kimin nerede görev yapacağı tayin ve tespit edilmişse devletin atamaya yetkili makamı bu atamanın neresinde?

MEB ne zamandan beri vesayetle yönetilmeye başladı?

Liyakatine, sadakatine inandığınız kişilerin uygun makamlara atanmasını sağlayabiliyor musunuz?

Siyasiler seçilmiş olarak atama yapamıyorsa, atanmışların kendi yerine atama yapması, görevden şartlı ayrıldığının ilan edilmesi devlet itibarını zedelemez mi? Devlete ayıp olarak yetmez mi?

Devletin, vakariyetine, ciddiyetine, itibarına, resmiyetine, güvenilirliğine kasteden; usûl, uslûp, nezaket ve seviye dışı davranışların hesabını sormak milleti temsilen seçilmiş, devlet itibarını korumakla mükellef siyasilerin değilse kimindir?

Ne zamandan beri STK aklı, siyasi veya bürokratik aklın önüne geçti veya yöneticisi oldu?

MEB bürokratları STK tabelalarının tetikçisi mi?

Eğitimin içinden gelmeyen, tahtada tebeşir tozu yutmamış, haylaz bir sınıfa girip sınıf yönetiminde bulunmamış, öğrenciyle hemhal olmamış olan STK mensupları veya MEB dışındaki bakanlıkların mensupları ne zamandan beri eğitimi yönetmeye başladı?

Eğitimin yönetimi STK vesayetindeyse eğitimcinin eğitimdeki görevi, STK yöneticilerine, onların atadıklarına onların sevdiklerine, onların güvendiklerine vs vs.. biat mı?

Bu davranışlarla kendisini izah edenlerle eğitim nereye gider? Veya ufku, birikimi, kapasitesi bu davranışlarla sınırlı zihniyetle eğitim nereye gider?

Meşhur sığınma cümlesidir:

‘Yukarı istedi, yukarıdan hallettiririm, yukardan baskı vardı dayanamadım, hatırı sayılır kişiler aradı vs vs.’

Bu cümleler vicdan mı rahatlatır makam mı kurtarır, devlet itibarını mı zedeler? soruları bir yana; imzanın sorumluluğu bireyseldir, kimseye ihale edilemez, kimseye yüklenemez.

Nitekim; FETÖ bağlantısı olduğu gerekçesiyle görevden uzaklaştırıldıktan sonra göreve iade edilen öğretmenler için söylenen şu söz çok önemli!..

‘ Yukarıdan okulda tut, dedikleri! için tutmuş.’

Her kalıba tam oturan, herkese her şeye, her makama tevili mümkün olan, kendisini her konjonktürde yenileyen bu cümlenin büyüsü bozulsun artık.

Mahremiyet ifade eden bir sözcükmüşçesine kimsenin sormaya cesaret edemediği, sihirli kelimenin açılımını soralım;

Bu yukarı, hangi yukarı? Kim, hangi makam, nerede? Bu yukarı, kamu vicdanından da mı yukarı? Allah’a verilecek hesaptan mı yukarı?

Bu yukarı hangi yukarı?

Dindar nesil yetiştirme ve İmam Hatip Liselerinin eğitimi konusunda hassasiyetini her fırsatta dile getiren Başkanımız R. Tayyip Erdoğan mı?

‘Arkamızda külliye var.’ cümlesiyle kendisini ele veren ‘Yukarı’, ’Külliye’ kelimesiyle özdeş kullanılıyorsa -ki şu ana kadar kullanıldı. Kamu vicdanı külliyenin ve külliyeyle ilişkili isimlerin istismar edildiğini bilsin.

Bütün bu izahattan sonra:

Bir kurum müdürünün görevinden ayrılmadan getirileceği görevin ve yerine kimin atanacağının günler öncesinden ilan etmesinin izahını Bakanımız Ziya Selçuk’tan bekliyoruz.

Proje okulları kimin projesidir?

Proje okulları projesiyle eğitim yönetiminin; ‘Devlet okulları müdürlere mülktür.’ zihniyetine dönüşmesinin, devletin atama iradesini satın almış maganda tarzı davranışların, devlet terbiyesinde hangi ilkeye tercüme edildiğinin izahını da Bakanımız Ziya Selçuk’tan bekliyoruz.

Ve tekrar soruyoruz;

MEB kimin vesayetinde yönetiliyor?

AK Parti yetkilileri, devletin temsil ve sorumluluğunu taşıyanlar!

Atadığınız bürokratlar ve bürokratların atadığı bu şahıslar;

Zaruret mi ihanet mi? İkinciyi konuşmaya gerek yok. Birincisiyse;

Birincinin de ikinciye dönüştüğünü söylemeye gerek yok.

Dua ile

ALLAH YAR VE YARDIMCIMIZ OLSUN.

Alaaddin Yetişen

Genel Yayın Yönetmeni

Son Güncelleme: 17.07.2019 14:19
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
banner66

banner69