Geçmiş geleceğe, suyun suya benzemesinden daha çok benzer.

Cevri bilmezsin, II

AK PARTİ SEÇMENİ NEDEN OY VERMELİYDİ?

Hataları sevaplarının sadakası denilmeliydi. Başkomutanın ordusu güçlü olmalıydı.

Haklıydı Kırım Hanı Ak Parti’ye oy vermeyen seçmen gibi haklıydı. Ama bedeli çok ağır ödendi.

Sen Bu Osmanlı’nın Bize Ettiği Cevri Bilmezsin!”

Sen AK Parti Teşkilatının/Yönetiminin Cevrini Bilmezsin!

Şöyle der tarih;

II. Viyana Kuşatmasında,

Merzifonlu Kara Mustafa Paşa,  Kırım Han’ı Murad Giray’ı, Tuna üzerindeki İskender köprüsünü korumakla görevlendirir, kendisine derin bir kin beslediğinden habersiz…

Ne var ki Merzifonlu’ya öfkeli olan Murad Giray Han İskender köprüsünden düşman ordusunun geçmesine seyirci kalır ve dahası bunu ihanete dönüştürerek Kahlenberg’de meydan savaşında da devam ettirir.

Başarısızlığa uğrayan Osmanlı ardında çadırlar, değerli savaş aletleri, kaftanlar, koşum takımları, altın ve gümüş eşyalardan oluşan serveti Viyana önlerinde bırakarak geri dönmek zorunda kalır…

Sen bu Osmanlı’nın cevrini bilmezsin!

II. Viyana kuşatmasında bizzat bulunmuş olan Silahtar Fındıklılı Mehmed Ağaolayı şöyle anlatır:

“Murad Giray, düşmanın geçişini önlemek için görevlendirildiği İskender Köprüsü’nü muhafaza edememiş ve yüksek bir yerden elini böğrüne koymuş olduğu halde düşmanın geçişini seyrediyordu. Bu durum üzerine imamı yanına gelerek:
– “Han’ım, şu bölük bölük geçen kâfirleri kırdırsanız gerisi kesilmez miydi?” demesi üzerine Han,
– “Behey Efendi! Sen bu Osmanlı’nın bize ettiği cevri bilmezsin. Yanlarında Eflak Boğdan Keferesi (Kâfirleri) kadar değerimiz kalmadı. Bu düşmanın durumunu kaç defa bildirdim. Düşman çok, mukavemet imkansız, askeri siperden çıkartıp gerekirse saf cengi edelim dedim ve illa selamet yere varalım dedim de, inadından dönmeyip söz geçiremedim. Tekdir (Azarlama) yollu cevaplar gönderdi. Mektubunda kokmuş beygir eti yediğimize kadar yazmış. İnşallahu Teâlâ bu düşmanın defi yanımda işten bile değildi ve bilirim ki dinimize de düşmez ihanettir. Lakin gayret beni komadı, onlar da görsünler kendilerin kaç akçelik adam imiş. Tatar kadrin bilsinler” dedikten sonra kuvvetlerini alarak ordugâha geri döndü.”

Sonra ne olur? Viyana’da alınan yenilgi Avrupa’da büyük sevinçle karşılanır.Ve bu sevinç papalığın girişimi ile Osmanlı’ya karşı Avusturya, Lehistan, Rusya ve Venedik’in katılımı ile 1684 yıllında “Kutsal İttifak” a dönüşür.Osmanlı Devleti uzun yıllar Kutsal İttifak güçleri ile savaşmak zorunda kalır.

Ve Avusturyalılar bugün 300 yıl sonra bile Osmanlı Türkleri’nin buraya kadar gelmesini hala unutamamış olmalılar ki 12 Eylül 1983 tarihinde Merzifonlu’nun otağını kurduğu tepede bulunan tarihi yapının duvarlarına Viyana Kuşatması’nın 300 yılı anısına “Türklerin Son Jübilesi” plaketini iliştirir.

24 Haziran da ‘Son Jübile’ ydi. Ama kimin son  ‘Son Jübilesiydi?

Geçmiş geleceğe, suyun suya benzemesinden daha çok benzer.

Tarih tekerrürden ibarettir. Ne kadar benziyor değil mi?  Murat Giray Hanın kâfirler kadar değerimiz olmadı sözüyle,  Ak Parti nezdinde muhafazakârlar kadar kimse değersiz olmadı sözü kıyasıya yarışır.

Erdoğan başkan olmasaydı, biz de düşmanın geçişini izleyecektik. FETÖ, PKK,  DEAŞ’ın köprüden geçişini seyredecektik.  Hem de Onuncu Yıl Marşıyla…

Ancakkk…

Ak partililere, bürokratlara, belediye başkanlarına, rant düşkünü siyasilere öfkelenip köprüyü açmak neden?

Kırım Hanı olmayalım…

Geçmiş geleceği inşa eder.

Bu Ak Partililerin cevri bilinir, hatası bilinir de… Hatalar üzerinde siyaset, tarih inşa edilmez.

Ak Partililerin cevrini biliriz de bununla düşmanı sevindirmek neden? Cevr etti diye köprüden düşmanın geçişini seyretmek niye?

Tarih tekerrürden ibarettir diyenlere ‘İbret alınsaydı tekerrür eder miydi?’ diyen Akif olmak gerek…  Murat Giray olmak yerine, Murat Giray’dan ibret alıp köprüyü korumak gerek. Yoksa seyrettiğimiz köprüden Kutsal kutsal ittifaklar çıkar. Yoksa o köprüde, başörtüsüne karşı okunan Onucu Yıl Marşı’nın, başörtüsüyle okuduğunu seyrederiz.

Oysa kişisel kin, öfke, menfaat, enaniyet ve nefsaniyet bir yana bırakılarak mesele memleket meselesi denilmeliydi.

Hataları sevaplarının sadakası denilmeliydi. Başkomutanın ordusu güçlü olmalıydı.

Geçmiş geleceğe, suyun suya benzemesinden daha çok benzer…

Selam, sevgi ve dua ile…

Alaaddin YETİŞEN

Bir Cevap Yazın