banner47

Fıtrat değişir sanma; kan yine aynı kandır.

İngiliz’in yazıp Amerika ve İsrail’in oynaması, İngiliz senaryosu, ABD/İsrail aktörlüğü değişmez.

Fıtrat değişir sanma; kan yine aynı kandır.

İngiliz’in yazıp Amerika ve İsrail’in oynaması, İngiliz senaryosu, ABD/İsrail aktörlüğü değişmez.

haberiumturk
haberiumturk
04 Ekim 2018 Perşembe 05:35
Fıtrat değişir sanma; kan yine aynı kandır.

FITRAT AYNI FITRAT

KAN AYNI KAN

‘Suyun suya benzediği kadar milletlerin geçmişi geleceğine benzer’ der İbn Haldun. Evet, suyun suya benzediği kadar,  dost dosta,  düşman düşmana benzer.  Olaylarıyla, argümanlarıyla, aktörleriyle geçmiş bugüne benzer… Lider lidere, Abdülhamit Erdoğan’a benzer. Her ne kadar bazı çevreler bu benzetmeyi,’ Erdoğan Erdoğan’dır, Abdülhamit Abdülhamit’tir’  itirazıyla anlamlı bulmasa da… Erdoğan Abdülhamit’e benzer. Oysa küresel efendiler Erdoğan’ın Abdülhamit’e benzediğini çoktan öngördüler ve aynı oyunu uygulamaya koydular bile… Dün Abdülhamit’e yapılanlar bugün yapılanlarının şifrelerini taşımıyor mu?

Zaman ve kişi değişir; ancak ideolojileri ve isteklerini istedikleri ülkelere dayatma usulleri değişmez. Sultan Abdülaziz’e yapılan darbe ile Adnan Menderes’e yapılan darbenin, II. Meşrutiyet ile 28 Şubat’ın, Sultan Abdülhamit’i düşürmek için yapılanlarla Erdoğan’ı düşürmek için yapılanların argümanları değişmez; kişisi, zamanı ve zemini değişir. Azınlığın çoğunluğa hükmetmesi, iktidarı muktedir ettirmeme zihniyeti, dünyayı ekonomik ve siyasi açıdan kontrolde tutmaları, İslam düşmanlığı hiç değişmez. Birbirine düşman görünümünde dini ve etnik terör örgütü kurmaları, Müslüman ülkelerde savaş, iç savaş, isyan, kaos çıkarmaları hiç değişmez.

Bir de bunları sadece Müslüman ülkelere yönelik gerçekleştirmeleri değişmez. Dedeler, babalar ölür; torunlarda zihniyet değişmez.  İngiliz’in yazıp Amerika ve İsrail’in oynaması, İngiliz senaryosu, ABD/İsrail aktörlüğü değişmez.

Dünya üzerinde savaşların, siyasi ve ekonomik krizlerin, cinayetlerin, hükümet düşürmelerinin baş mimarı…Kimdir bu mimar zihniyet?  Küresel Efendiler, Üst Akıl… Rochfeller, Rothshild ailesi... Yahudi baronları, faiz lobileri… Hepsinde sistem aynı! CİA-MOSSAD kurgusu! Araya zaman zaman bunların gölge kuruluşları girer.

Nerede değerleri yükselen Müslüman bir ülke varsa oyunlar kurgular devreye girer. Nerede çıkarlarına muhalefet eden lider varsa algı operasyonlarıyla, siyasi ya da ekonomik krizlerle, itibarsızlaştırmayla, dahası darbeyle kontrol altına alma planı işleme konulur, kural değişmez.

Erdoğan ve Abdülhamit mizaç yönüyle benzer mi bilinmez ama maruz kaldıkları, düşmanları, dostları ve izlediği siyaset benzer. İki lider benzerler, benzeşirler çünkü küresel oyun değişmez. Argüman değişmez, dedeleri için Abdülhamit ne ise babaları için de Erdoğan odur. Dedelerinin Kızıl Sultan’ ı Abdülhamit,  babalarının ‘Tek Adam’ diktatörü Erdoğan’dır. Oyun aynı oyun…

İkisinden de Yahudiler, Küresel Efendiler,  nefret eder. Nitekim Amerikan Yahudi Komitesi 2004 yılında Erdoğan’a verdiği ‘Cesaret Ödülü’ nü, 23 Temmuz 2014 tarihinde dönemin komite başkanı Jack Rosen tarafından;

 ‘Size bu ödülü vermemizden on yıl sonra siyasi kazanç ve Türk halkını Yahudilere karşı şiddete tahrik etmek için tehlikeli bir retorik kusarak dünyada en nefret dolu biçimde İsrail karşıtı oldunuz. Bizim ödülümüz Yahudiler, Amerikalılar ve daha barışçıl bir dünya isteyen herkes için önemli konularda aldığı pozisyon gerçek bir cesaret sergileyen ve bu nedenle Yahudi toplumu tarafından tanınmayı hak eden bir kişi içindi. Şimdiki pozisyonunuz medyadan anlaşıldığı biçimde nefret yayıcı ve Yahudilere yönelik saldırılarınız sizi onurlandırdığımız her şeyi sorgulamayı gerektiriyor. Bu yüzden ödülümüzü geri vermeyi istiyoruz.’ İfadeleriyle geri isteyecek kadar nefret eder.

İsrail Dış İşleri Bakanı Lieberman ‘Erdoğan’ın yavaş yavaş Kaddafi ya da Chavez gibi bir lidere dönüştüğünü’ iddia edecek kadar…

‘Bizim sorunumuz Türkiye değil Erdoğan’ diyecek kadar.’

2013 yılında Kudüs’teki Simon Wiesenthal Merkezi Erdoğan’ı  ‘İsrail karşıtı’ isim listesinde yayımlayacak kadar,

Ve ‘Tarihsel olarak Ankara’nın stratejik dostu ve ticaret ortağı İsrail’e aşırı düşman tavır içinde olduğunu’ iddia ederek ABD ve diğer Yahudi lobilerine Erdoğan’ı kınama’ çağrısında bulanacak kadar…

İki lidere de düşman olan sadece Yahudi değildir elbet.

Tarih bazı liderlerin kıymetlerini ölümle tesciline şahittir. Belki bu yüzdendir Necip Fazıl’ın: ’Abdülhamit’i anlamak, her şeyi anlamaktır.’ cümlesi… Zira Sultan Abdülhamit’in bazıları sonradan pişmanlıklarını dile getirmiş düşman sayısı az değildir. Kim mi bu kişiler?

Rıza Tevfik BölükbaşıFeylesof Rızaİttihatçı Rıza

Hasta yatağında; ‘Ben bu şiiri Türk milletine hakaret kastıyla değil, tamamıyla aksi olarak, Türk milletini ölüme götüren bir zümreyi teşhir ve Abdülhamit Han’a edilen iftiraları tespit etmek gayesiyle yazdım.31 Mart Vakasını tertiplediği isnadı altında, tahtında alaşağı edilen büyük hükümdar, bu isnatla, sade iftiraların değil tertiplerin de en hainine hedef tutulmuştur. 31 Mart’ı tertipleyen İttihatçılar ve bu işe memur edilenler arasında bizzat ben de varım. 31 Mart’ı kışkırtma ve körükleme işini Selim Sırrı ve Rıza Tevfik idare etti. Hasta yatağımdan söylediğim bu sözlere tarih kulak kabartsın.’  cümleleriyle ve

Tarihler ismini andığı zaman

Sana hak verecek ey koca Sultan

Bizdik utanmadan iftira atan

Asrın en siyasî padişahına

Divane sen değil meğer bizmişiz

Bir çürük ipliğe hülya dizmişiz

Sade deli değil edepsizmişiz

Tükürdük atalar kıblegahına

Dizeleriyle pişmanlığını dile getiren Rıza Tevfik…

Abdülhamit devri için ‘ Yaşasın zalimler için cehennem’ söylediği ifade edilen ancak ölümünden sonra varislerinden helallik isteyen Said Nursî.

“Ölmez de iyileşebilirsem hatıralarını yazmak istiyorum. Hatıralarımda Sultan II. Abdülhamid’e karşı özür ve itiraflarım olacak.”  diyen Mehmet Akif.

Zavallı Hamid kaç kişiyi asmıştı? Hiç… Hele hiç hırsızlık etmedi, hiç fuhuş yapmadı, hiç israfta bulunmadı. Bilakis memlekette bunların önüne geçmeye çalışmıştı. Bu devre bakınca insan Abdülhamid aleyhine kıyam ettiğine utanıyor. Aleyhine çalışmakla ettiğim günahların affını Allah’tan diliyorum” diyen Dr Rıza Nur.

Padişahım gelmemişken ya da biz

İşte geldik senden istimdada biz

Öldürürler başlasak feryada biz

Hasret olduk eski istibdada biz

Mısralarıyla pişmanlığını dile getiren Süleyman Nazif…

‘Hayatımda yaptığım en büyük hata Sultan Abdülhamit’in hal’ine karışmamdır.’ diyen Elmalılı Hamdi Yazır.

Elbette Abdülhamit düşmanları arasında,  pişman olmayanlar da vardır. Namık Kemal, Ziya Paşa, Ali Suavi, Mahmut Paşa… Ve Abdülhamit’e suikast sonrası ‘Bir Lahza-ı Teahhur’ u yazan Tevfik Fikret,

‘Ey şanlı avcı dâmınıbî-hûde kurmadın!

Attın… Fakat yazık ki yazıklar ki vurmadın!

Bir kavmi çiğnemekle bugün eğlenen denî

Bir lahza-ı tebahhura medyun bu keyfini!

Mısralarıyla Abdülhamit’in yaşamasına üzülür, Ermeni suikastçıları şanlı avcı yapar.

Gelelim Erdoğan düşmanlarına…

Birbirinden farklı gibi görünen aslında biri diğerine göre farklı ama Erdoğan düşmanlığında aynılaşan bloklaşmış düşmanlar. Çıkarları, ideolojileri, öncelikleri farklı olan kesimler nasıl olur da Erdoğan düşmanlığı konusunda aynılaşır? Aynılaşır. Çünkü algı operasyonlarının önemli kartı propagandadır. Bazen kanıtlamayan argümanların servis edildiği ve servis edeni belli olmayan gri, bazen kim tarafından geldiği bilinen kara propaganda bazen de güven telkin eden doğruların içine yerleştirilmiş yanlışla algısını kabul ettiren beyaz propaganda…

Toplumlarda istenilen algıyı oluşturma esası üzerine kurgulanan algı operasyonlarında yönetilmek istenilen algıdır. Yönetilen kesim ise herkestir. Dolayısıyla, Erdoğan düşmanlarının Abdülhamit düşmanları gibi farklı kesimlerden olması, farklı kesimleri ortak düşman üzerinde buluşturma dededen toruna geçmiş oyunun devamıdır. Düşmanın düşmanı dosttur. Dolayısıyla düşmana ne kadar düşman kazandırılırsa o kadar dost kazanmış olur. Elbette sonra o dost denilenler de…  Raf ömrü sona erdikten sonra başkalarına düşman yapmak suretiyle yok edilir.

Peki, Erdoğan’ın iç düşmanları kim?

Tarihi ifadeyle ‘Sen de mi Brütüs’ dedirten aynı hocanın öğrencisi… Bir zamanlar aynı sofrada oturdukları, Abdullah Gül, Temel Karamollaoğlu… Saadet Partisi, Fetö…

Tabanı AK Parti’den çok farklı olmayan İyi Parti, Fetö, PKK, HDP… Hepsi Erdoğan düşmanlığına endeksli bir refleksle hareket etmiyor mu? Bu birbirine öteki olanları bir araya getiren mıknatıs güç Erdoğan düşmanlığı değil mi? Ve hep oyun aynı değil mi?  Organik liderin karşısına hormonlu siyasetçi çıkarma çabası…

Nasıl da benziyor Abdülhamit düşmanlarına…

Nasıl da benziyor babalar dedelere… Nasıl da benziyor düşman düşmana..

Fıtrat değişir sanma; kan yine aynı kandır.

Fıtrat da kan da değişmiyor. Ne Abdülhamit’in kanı ne Erdoğan’ın kanı, ne de küresel efendilerin ve uşaklarının kanı.. Erdoğan düşmanları, Abdülhamit düşmanları gibi bir gün pişmanlıklarını  dile getirir mi sorusuna tarih cevap verecektir.

Gelelim bir tarafı Gezi diğer tarafı 15 Temmuz olan 31 Mart Vakasına…

31 Mart’ın, Gezi Olaylarına benzeyen yüzü iki olayın da lider devirmeye yönelik olmasıdır. İkisinin de sahnesi Topçu Kışlası... İkisi de bir kıvılcımın yangına dönüşümü… İkisi de basit bir sokak isyanı görünümünde başlayan planlı ayaklanma…

Nitekim Gezi Olayları Taksim Meydanı’ndan dört ağacın kesilmesiyle başlar  ve dünyaya yayılır. Dört ağacın kesilmesiyle başlar ‘Zulüm 1453’te başladı.’ zihniyetine kadar gider. Ve halk;

‘Türk tarihinin en gerçek, en unutulmaz, en etkileyici halk direnişi yaşanıyor bugün bu ülkede. Başbakan bu savaşı kaybedecek. Sadece Türkiye değil, bütün dünyanın demokratları bir arada bağırıyor çünkü. “No pasaran.” Geçiş yok. Geçemeyeceksiniz.’

Nidalarıyla kışkırtılır üst aklın medya temsilcileri tarafından ya da sanat temsilcileri tarafından ’Mesele Gezi Parkı değil. Sen hala anlamadın mı?’  cümleleriyle…

Topçu Kışlası, 31 Mart Vakası’yla Abdülhamit’in tahttan indirilmesine sahne oldu ama Gezi Olayları’yla Erdoğan’ı indirilmesine sahne olamadı. Bütün dünya demokratları haykırdı ama ‘No pasaran’ tutmadı ve Erdoğan kaybetmedi.

31 Mart- 15 Temmuz

İkisi de lideri indirmeye yönelik… Birinin aktörü küresel efendinin Allianceİsraelite okulları, diğeri FETÖ okulları… Güvercinler kadar masum, yılanlar kadar kurnaz ve Müslüman görünümlü Yahudi askerlerinin yetiştirdiği okullar… Merhum Erbakan’ın ifadesiyle ‘ Çocuklarınızı Gülen okullarına gönderirseniz Yahudi’ye asker yetiştirirsiniz.’ Nitekim öyle de oldu, Oyun aynı oyun değişmeyecek, 31 Mart’ı Abdülhamit’in yaptığını iddia edenler 15 Temmuz’u da Erdoğan’ın yaptığını iddia edecekti. Küresel karakter değişti mi? Değişmedi.  Her ikisi de aynı merkezden görev satın aldı çünkü.Oyun değişti mi?

İki olayda da ihanet en yakınından gelir. Yıldız Sarayı Mabeyn köşkünde Abdülhamit’e hal’ kararını açıklayan beş kişi arasında Abdülhamit’in iltifatlarına mazhar olmuş, Koramiralliğe yükseltilmiş Arif Hikmet Paşa da vardır. İhanet içerden ve en yakınından gelir. Tıpkı 15 Temmuz Erdoğan’ın yaverlerinin Fetö’cü olması gibi.

31 Mart’ın hedefi Abdülhamit ’siz bir Osmanlı’ydı, öyle de oldu. Gezi Olayları’nın da 15 Temmuz’un da hedefi Erdoğan ’sız Türkiye’ydi ama öyle olmadı. Fıtrat aynı fıtrat kan aynı kan değişmedi.

Bu arada 15 Temmuz 1099 tarihinin Haçlıların Kudüs’e girdiği tarih olduğunu unutmayalım. Darbenin planlanan 16 Temmuz tarihinin de Allah Resul’ünün (as) hicretini tamamladığı tarih olduğunu da unutmayalım…31 Mart Vakası’nın hicri takvimde karşılığı 27 Nisan Abdülhamit, Sirkeci Garından Selanik’e sürgün edildiği tarih 27 Nisan e-muhtıranın verildiği tarihtir. Hepsi tesadüfle açıklanır mı?

Abdülhamit’le Erdoğan arasında önemli benzerlikten biri de din eğitimine verdikleri önemdir. Sultan Abdülhamit Han, devletin idari, siyasi v e askeri gücüne kaynaklık eden Galatasaray Lisesi’ne özel önem verir. Okulu sadece gayri müslim öğrencilerin gidebildiği bir kurum olmaktan çıkarıp Müslüman öğrencilere de kapısını açar ve müfredatına İslamî ilimler alarak mezunlarına dindar kimlik kazandırma politikası izler.

Erdoğan da Abdülhamit gibi milletinin istikbalini dindar insanlarda görür. Eğitim politikasına dindar nesil yetiştirmeyi dahil eder. Özellikle İmam Hatip liseleri önemlidir. Onun için hayalinde akademisyen öğretmenlerin ve idarecilerin olduğu yüksek kalitede bir eğitim verilmesi vardır Erdoğan’ın… Çünkü bu okulun mezunları da ülke yönetiminde söz sahibi, önemli başarılara imza atmış/atacak kişilerdir.

Dostlar, düşmanlar, Kızıl Sultanlar, Tek Adamlar, yezitler, diktatörler,  darbeler, Yahudiler değişti mi?

Abdülhamit’in tahta çıktığı çıktığı şartlarla Erdoğan’ın başbakan olduğu şartlar aynıydı.İkisi de küresel efendi patentli darbelerden sonra Abdülhamit 1876 Ağustos darbesinden sonra, Erdoğan 28 Şubat darbesinden sonra…

Abdülhamit amcası Abdülaziz’in tahtına oturdu, Erdoğan da hocası Erbakan’ın... Ve her ikisi de Dolmabahçe görüşmelerinden sonra yönetime geçer. Her ikisinin yönetimi de Türk tarihine eksen değiştirir.

İkisi de Türk tarihinin en uzun süre yöneticilik yapan ilk isimleridir.

İkisine de sağlık sorunlarından dolayı ömür biçilir. .Abdülhamit’in iktidarının altıncı yılından itibaren ‘sağlığı/mizacı bozuk’ haberleri dolaşır.2011 yılında sindirim sitemi rahatsızlığına Statfor ‘Erdoğan’a iki yıl ömür biçildi manşetleri attırır.

Abdülhamit’ e ve Erdoğan’a ne dediler?

‘Kızıl Sultan Abdülhamit’, ‘Diktatör Erdoğan’

Eylül 1880 Abdülhamit İtalya’ya kaçacak, Erdoğan 2014 Katar’ a kaçacak

Haziran 1906 ‘Despot Abdülhamit’, 15 Nisan 2014 ‘Despot Erdoğan’

Nisan 1909 ‘Eli Kanlı Abdülhamit’, 14 Mayıs 2013 ‘Erdoğan’ın elleri kanlı’

Mayıs 1910 ‘Padişah Asılacak’, 23 Nisan 2007 ‘Asılacak Adamsın Ulan’  ‘Tayyib’i Kim Vurmak İster?’

Hani ne demişti Necip Fazıl   ‘Abdülhamit’i anlamak, her şeyi anlamaktır.’ Her şeyi ve herkesi…

Ne diyelim bazen bir milletin borcunu bir kişi bir lider öder.

Allah yar ve yardımcımız olsun.

Alaaddin YETİŞEN

Genel Yayın Yönetmeni

Son Güncelleme: 04.10.2018 11:38
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
banner66

banner64