banner47

Başbakan Davutoğlu, Her türlü tedbiri alarak cevap veririz

Başbakan Davutoğlu, "Türkiye'yi tehdit eden nitelikteki bir gelişmeye her an her türlü tedbiri alarak cevap veririz. Türkiye'nin güvenliğini tehdit eden her hususta her türlü tedbiri alırız. Bunu da müttefiklerimize de ilgili taraflara da ilettik." dedi.

Başbakan Davutoğlu, Her türlü tedbiri alarak cevap veririz

Başbakan Davutoğlu, "Türkiye'yi tehdit eden nitelikteki bir gelişmeye her an her türlü tedbiri alarak cevap veririz. Türkiye'nin güvenliğini tehdit eden her hususta her türlü tedbiri alırız. Bunu da müttefiklerimize de ilgili taraflara da ilettik." dedi.

08 Ocak 2016 Cuma 08:21
Başbakan Davutoğlu, Her türlü tedbiri alarak cevap veririz
 Başbakan Ahmet Davutoğlu, HDP'nin görüşmek için randevu talep edeceğine ilişkin iddialar üzerine, "Madem, bir randevu talep edeceklerse, üsluplarını değiştirdiklerinden emin olmamız lazım. Bu ülkenin bütünüyle ilgili herhangi bir operasyonunun parçası, aracı, piyonu olmayacaklarını bilelim" dedi.

Davutoğlu, NTV'nin canlı yayınında, gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu ve soruları yanıtladı.

HDP ile randevunun neden iptal edildiğine yönelik soru üzerine Davutoğlu, bu konuda Sırbistan'a yapılan seyahat öncesinde bir açıklama yaptığını anımsattı. Herkesin kendisini tanıdığını, kimseye karşı özel bir tavır, bariyer, ötekileştirme gibi tutum sergilemediğini ifade eden Davutoğlu, "En zor şartlarda ve ağır eleştirilere rağmen kendileriyle, Kobani olaylarından 6 gün önce bir araya geldim. Düşünün 1 Ekim'de bir araya geldik, 6 Ekim'de Kobani'de halkı isyana teşvik ettiler" dedi. Davutoğlu, şunları kaydetti:

"15 Temmuz'da bir araya geldik. Koalisyon görüşmeleri bağlamında diğer liderlerden sonra oraya da gittim, ayaklanma çağrısı yaptılar, yapıldı. Buna karşı da HDP'den 'bu nedir? Biz, burada demokratik bir partiyiz. Nereden çıkıyor? Biz, ayaklanma falan değiliz, siyasi mücadele yürütüyoruz' diye bir ses yükselmedi. Çünkü, 7 Haziran'da Türkiye'nin zaafa düştüğünü zannettiler.

Dışarıda birtakım dinledikleri çevrede 'işte tam vakti. Ülkeyi zayıf zamanda yakaladınız. Çıkın meydana' diye Ceylanpınar'da iki polisimizin ensesinden vurularak şehit edilmesiyle başlayan bir süreçtir bu. Kimse bu teröre karşı operasyonun, böyle bir anda ortaya çıktığını iddia etmesin. Neredeyse, o iki kahraman evladımızı şehit edenleri göğe çıkaran Kandil açıklamalarını hatırlasınlar."

"Ben, muhatabımda samimiyet ve ciddiyet ararım"

Bu gelişmelere rağmen 15 Temmuz'da "AK Parti ile asla, hiçbir şey yapmayacağız" denilmesine rağmen 7 Haziran seçimlerinden sonra bazı eleştirileri göze alarak yine görüştüğünü dile getiren Davutoğlu, "Bu sefer de 'yeni bir dönemdir, şans verelim' diyerek yeni bir randevu talep ettim" diye konuştu. Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Fakat, randevu talep etmemden sonraki iki açıklama... Rusya seyahati ayrıca eleştireceğimiz bir husustur. Ona rağmen ben randevuyu, talep etmiş ve 'görüşelim' demiştim. Açıklamanın biri şuydu eşbaşkanlardan gelen, 'Davutoğlu geldiğinde biz ona Cizre'nin, Sur'un hesabını soracağız'. Sanki ben hesap vermek için oraya gidiyorum. Onlar, hesap sorma makamındalar. Bu, samimiyetsizlik. Ben, muhatabımda iki şey ararım. Bunlar, samimiyet ve ciddiyettir. 

Daha biz gitmeden, gündemi terör ve operasyonları eleştiriye odaklayan ve sanki Başbakan olarak beni terörle mücadele konusunda sıygaya çekecekmiş gibi bir üslup. Kusura bakmasınlar, ben yetkiyi onlardan almadım, halktan aldım. Terör karşı operasyona rağmen Güneydoğu halkı 7 Haziran'dan çok daha fazla oyla bizi destekledi. Bu, ne demektir? Demek ki Güneydoğu ve Doğu Anadolu halkı da terörle mücadelede bizi haklı görüyor. 7 Haziran'da terörle mücadele yoktu, çözüm süreci vardı. Terörle mücadeleyle girdik biz 1 Kasım'a ama oy oranımızda artış olurken, HDP'nin oyları düştü."

"HDP eşbaşkanlarına falan hiçbir sorumluluğum yok"

Halkın kendisine yetki verdiğini dile getiren Davutoğlu, "Benim birinci sorumluluğum HDP eşbaşkanlarına falan değil, onlara hiçbir sorumluluğum yok. En başta Doğu ve Güneydoğu Anadolu'daki vatandaşlarıma karşı sorumluluğum var, terörle mücadele bağlamında. Onların hayatlarını özgür kılma mücadelemiz var" değerlendirmesinde bulundu.

Davutoğlu, farklı bir hava estirildiğini belirterek, "Başbakan gelecek ve onlar da Başbakana bunu soracaklar. Ben, size 'siz' olduğunuz için gelmiyorum. Oy veren seçmenlere saygım dolayısıyla geliyorum. Yoksa, sizin 1 Ekim'de benimle görüşüp 6 Ekim'de Kobani diye bahane ederek çıkarttığınız isyanı ben bilmiyor muyum? 15 Temmuz'da görüşüp 22 Temmuz'da iki civan delikanlımızı uykusunda öldüren katillere, alçaklara hiçbir söz söylemediğinizi ben bilmiyor muyum? Bizim saygımız size değil ki, size oy veren seçmene olan saygım dolayısıyla görüşmeye geliyorum" açıklamasında bulundu. 

"Meclis'ten geçmeyen hiçbir yönetim biçimi, meşru olamaz"

"Baştan görüşmeyi buraya odaklayıp, sanki onlar bizden hesap soracakmış gibi bir havaya girdiler" diyen Davutoğlu, şöyle devam etti:

"Bunu ben kabul etmem, o psikolojiyle kimseye gitmem. İkincisi, bunun üzerine bir de 'hani dediklerimizi yapmazsa kaçak çay içer gider'. Böyle bir ciddiyetsizlik mi olur? Ne samimiyet var, ne ciddiyet var. Ne görüşeceğim ben onlarla.

HDPyol ayrımında ve hala bunun farkında değiller. Şimdi, özerklik konusunda ve öz yönetim gibi birtakım kavramlar üretiyorlar. Türkiye Cumhuriyeti'nin sistemine Meclis dışında kimse karar veremez. Meclis'ten geçmeyen hiçbir yönetim biçimi, meşru olamaz. Halkın temsilini ortaya koyan TBMM'dir. Anayasa'nın ne olacağına karar veren, yönetimin ne olacağına karar veren. Bunlar düşünceler olarak zikredilebilir ama bunları 'hayata geçireceğim, ondan sonra size şunu empoze edeceğim' tarzında bir yaklaşım, meşruiyet sınırının dışına çıkmak olur. Dolayısıyla, bütün iyi niyetimize rağmen, aldığımız bu iki açıklama, bunların muhatap alınamayacağını bir kez daha bize gösterdi."

"Türkiyeli olduklarını göstersinler"

Davutoğlu, "Kulislerde, HDP'den size bir randevu talebi gelebileceği yer alıyor. Nasıl değerlendirirsiniz?" şeklindeki soru üzerine, "Tavırlarını değiştirsinler, samimi olsunlar. Türkiyeli olduklarını göstersinler" diye yanıtladı.

Cizre'de üç aylık olan Miray bebeğin babasıyla konuştuğunu anlatan Davutoğlu, bu bebeği ve dedesini kimin katlettiğini sordu. Davutoğlu, "Miray bebeği de onun dedesini de katleden, bunlar" dedi. Davutoğlu, 5 yaşındaki Hüseyin isimli bir çocuğun babasıyla da konuştuğunu aktararak, "Her iki baba da 'Biz, size güveniyoruz. Devletimize sadığız, bu milletin parçasıyız' dediler ve teşekkür ettiler" diye konuştu.

Biraz önce bir doktor grubuyla akşam yemeğinde birlikte olduklarını ifade eden Davutoğlu, "Şırnak İl Genel Sekreterimiz Hakan Bey, Cizre Devlet Hastanesinde 20 doktorun nasıl büyük bir fedakarlık içinde çalıştığını bize anlattı. Cizre Devlet Hastanesine 20 roket atıldı. Niye atıyorlar devlet hastanesine 20 roketi?  Bu mudur öz yönetim, özerklik dedikleri şey. Roketi atıyorlar ki orada bir facia olsun ve halk provoke edilsin" dedi.

Davutoğlu, hiçbir yere roket atılmasının meşru görülemeyeceğinin altını çizerek, bu şartlarda çalışan bütün doktor ve güvenlik mensuplarına teşekkür etti.

"(Şiddetin her türlüsüne, hendeklere karşıyız, biz mücadelemizi siyaset içinde veririz) demeliler"

Burada çok zor şartlarda ve kurşunlara karşı hizmet verildiğini vurgulayan Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Önce bir ispat etsinler. Madem, bir randevu talep edeceklerse, üsluplarını değiştirdiklerinden emin olmamız lazım. Bu ülkenin bütünüyle ilgili herhangi bir operasyonunun parçası, aracı, piyonu olmayacaklarını da bilelim. 

Moskova'da bir türlü Washington'da başka türlü konuşup, var olan bütün Türkiye karşıtı lobilerle, çevrelerle temas edip Türkiye üzerinde operasyon yapmayı planlıyorlarsa ki öyle tavır içindeler, o zaman konuşacak zemin olmaz. Önce olumlu bir üslup, olumlu bir tavır görelim, olumlu bir açıklama görelim. 'Şiddetin her türlüsüne karşıyız, barikatlara, hendeklere karşıyız. Biz, Türkiye Büyük Mİllet Meclisi vekilleriyiz ve mücadelemizi siyaset içinde veririz, siyaset içinde de söyleyeceklerimizi söyleriz' diyecekleri bir demokratik üsluba geldiklerinde...

Bunların demokrasi, sadece kullandıkları bir araç kendilerince. İstiyorlar ki PKK ve HDP dışında hiçbir siyasi hareket, hiçbir düşünce bu bölgede olmasın. Hiçbir farklı görüşe bunların tahammülü yok. Dolayısıyla, ne yaptıklarını ne ettiklerini görelim de ondan sonra bakılır."

Başbakan AhmetDavutoğlu, Ankara'daki canlı bomba operasyonuna ilişkin, "Bu kadar güvenlik riski içinde, etrafta da bu kadar belirsizlik ve istikrarsızlık varken, her an her şehrimizde bu operasyonların yapıldığını ve güvenlik birimlerimizin tam bir dikkat içinde, teyakkuz halinde olduğunu vatandaşlarımızın bilmesini isterim" dedi. 

Ankara'da eylem hazırlığındaki DAEŞ mensubu iki canlı bombanın yakalanmasına ilişkin soru üzerineDavutoğlu, "Takip edilen şahıslardı zaten. Bu anlamda güvenlik birimlerimizi, polisimizi bir kez daha kutluyorum" dedi. 

Davutoğlu, şöyle devam etti:

"Tabii aslında bu şekilde çok operasyon yapılıyor ama çoğu zaman halkta bir kaygı uyandırmasın diye, bu operasyonlar, yakalananlar çok da gündeme getirilmiyor. Bu kez açık, kamuoyunda bilinen bir operasyon. Dediğim gibi canlı bomba olarak bir eyleme hazırlanan iki kişi yakalandı. Bu kadar güvenlik riski içinde, etrafta da bu kadar belirsizlik ve istikrarsızlık varken, her an her şehrimizde bu operasyonların yapıldığını ve güvenlik birimlerimizin tam bir dikkat içinde, teyakkuz halinde olduğunu vatandaşlarımızın bilmesini isterim. Yoğun bir mücadele sürüyor. Kolay değil, bu ateş çemberi içinde Türkiye'yi istikrarlı tutmak, demokratik bir yönetimi en şeffaf bir şekilde sürdürmek. Bundan sonra da bu tür çalışmaları devam ettireceğiz.

Halkımızın bir kaygı duymasını istemem. Yılbaşında veya değişik günlerde, 'şu veya bu meydanlara gitmek doğru değil' gibi. Merak etmesinler bütün gücümüzle, istihbaratımızla, emniyet birimlerimizle Türkiye'nin her yerinde elimizden gelen bütün gayreti gösteriyoruz. Fakat işte Fransa gibi bütün bu bölgelerden çok uzak bir ülkede bile bu terör can alabiliyor. Onun için hepimizin teröre karşı omuz omuza tam bir ortak kader bilinciyle davranmamız, toplumsal psikolojiyi diri tutmamız ve güvenlik birimlerimizin de teyakkuz halinde her türlü terör faaliyetine hazırlıklı olması gerekiyor." 

"Fırat'ın batısında kim var? Son bilgiler nedir?" sorusu üzerine Davutoğlu, burada kendileri için öncelikli hususun, DAEŞ'in sınırdan uzaklaştırılması olduğunu söyledi.

"İkinci öncelikli husus ise PYD, YPG ki PKK ile olan irtibatı dolayısıyla şu anda Türkiye için doğrudan tehdittir" diyen Başbakan Davutoğlu, şunları söyledi:

"Bu unsurların, Fırat'ın batısında, doğusunda da Tel Abyad'da da mesela normalde YPG unsurlarının çoğunlukta olması mümkün değil, Arap yoğunluklu bir yerdir, buralarda da YPG'nin etkili bir şekilde hakimiyetinin hiçbir şekilde temeli yok. Maalesef bazı Batılı ülkeler de dahil olmak üzere yanlış bir yorumla, DEAŞ'ın alternatifi YPG gibi bir kanaate yöneldiler. Biz de buna karşı açık tutumumuz ortaya koyduk. DEAŞ'ın tek alternatifi, bütün Suriyeli unsurları bünyesinde barındıran Özgür Suriye Ordusu'dur. Ancak maalesef şu anda Özgür Suriye Ordusu ılımlı muhalefet unsurları Rusya'nın ağır bombardımanı altında, Halep'i, İdlip'i savunmaya çalışıyor. DEAŞ de bunu fırsat bilerek, Rusya'nın bombardımanından da aldığı güçle bulunduğu yerlerde kalabiliyor. 

Bir taraftan DEAŞ'a dönük olarak Rusya hiçbir operasyon yapmazken, diğer taraftan da Batılı bazı ülkelerin YPG'ye destek veriyor olması, bu iki terör örgütünün neredeyse birbirinin alternatifi gibi güç kazanmasına yol açıyor. Biz onun için 'Fırat'ın batısında, PYD, YPG unsurlarını görmek istemiyoruz' dedik. Bunu da yakından takip ediyoruz. Bize verilen istihbarat unsurları itibariyle, Suriye Devrimci Güçleri diye tanımlanan, içinde YPG'nin Arap unsurların da olduğu... Bunu yakından takip ediyoruz."

Davutoğlu, başka bir soruyu yanıtlarken de kendilerine gelen bilginin YPG unsurlarının geçmediği yönünde olduğunu yineledi.

Bu konudaki tutumlarının herkes tarafından bilindiğini tekrarlayan Davutoğlu, "Kesinlikle Suriye topraklarının Türkiye'ye düşmanca tavır alan, DEAŞ ya da YPG unsurları tarafından kontrol altında tutulmaması için elimizden geleni yapacağız" dedi.  

Fırat'ın doğusundaki duruma Türkiye'nin rızasının olup olmadığının sorulması üzerine Başbakan Davutoğlu, "Rızamız olduğundan değil" yanıtını verdi. Davutoğlu, Fırat'ın doğusunun Kobani, daha doğuda ise Tel Abyad olduğunu anımsatarak, Kobani'deki Kürtlerin de hepsinin YPG'li olmadıklarını bildirdi. Oradakilerin de bu durumdan hiç memnun olmadıklarını belirten Davutoğlu, "Fakat orada Suriye rejiminin desteği ile bunlar (YPG) hakimiyet kurdular" açıklamasını yaptı. 

Başbakan Davutoğlu, şunları kaydetti:

"Fırat'ın batısında ise Cerablus'ta, Azzaz'da, Münbiç'te hiçbir Kürt unsur yok. Orası tamamıyla Arap ve Türkmen bölgesi. Dolayısıyla ait olmadıkları yere gelerek yeni bir etnik kıyım yapmalarını da biz engellemeye çalışıyoruz. Fakat buralarda DEAŞ'ın da kalmaması lazım. Ancak maalesef biz yıllardır 'güvenli alan oluşturalım' derken, buna olumlu bir cevap verilmezken, Rus hava bombardımanı ile DEAŞ için neredeyse bir güvenlik alanı oluştu. DEAŞ rahat hareket eder hale geldi. Çünkü Rusya, Özgür Suriye Ordusu'nu bombalıyor. Yani uluslararası aktörlerin kendi çıkarları doğrultusunda bir ülke üzerinde nasıl yıkıcı bir etkide bulunabildiklerinin çarpıcı bir örneği Suriye'dir. Biz ılımlı muhalefet başta olmak üzere, Suriye'nin gerçek temsilcilerini destekledik, desteklemeye devam edeceğiz. Bu konuda da Türkiye kendi ulusal güvenliği ile ilgili her türlü tedbiri alma hakkına sahiptir, gerektiğinde de bunu almakta hiç tereddüt göstermez. Karşımızda ister DEAŞ olsun ister YPG olsun. Türkiye'yi tehdit eden kim olursa olsun, ona karşı da gerektiğinde mücadele ederiz." 

Rus uçağının düşürülmesinin ardından yaşanan durum

Türk hava sahasını ihlal eden Rus uçağının düşürülmesinin ardından, bölgede Türkiye'yi zorlayan bir durumun ortaya çıkıp çıkmadığının sorulması üzerine Davutoğlu, "Bu zorluk eskiden de vardı. Rus uçağının düşmesiyle ekstra bir zorluk anlamında, tabii ki bir koordinasyonda bir takım problemlerin olduğu bir dönem yaşıyoruz" dedi. 

Aynı hava sahasını, içinde Türkiye'nin de olduğu koalisyon uçakları ile Rusya'nın kullandığına dikkati çeken Davutoğlu, bunun ikisinin aynı anda operasyon yapıyor olmasının zaten tehlikeli bir durum olduğunu aktardı. 

Başbakan Davutoğlu, onun için bir risk alanı oluştuğunu vurgulayarak, "Fakat bu tabii Türkiye'nin kendi hava sahasını koruma bağlamında gösterdiği kararlılığın üzerine şüphe düşürmez. Hava kuvvetlerimiz gerekeni, kendilerinin görevi olan bir hususu yerine getirmişlerdir. Bu konuda da Türkiye aynı kararlılıkla, kendi hava sahasını, deniz sularını ve kara sınırlarını korumaya muktedirdir ve korur" diye konuştu. 

"Türkiye'nin ciddiyeti de herhalde son gelişmelerle açık bir şekilde görülmüştür"

Fırat'ın batısının Türkiye'nin kırmızı çizgisi olmasının hatırlatılarak, "Koalisyon güçleri orada YPG güçlerinin olmadığını söylüyorlar ama yarın öbür gün bir fotoğraf, bir video, o bölgede YPG unsurlarının olduğu eğer çıkarsa, bir anlamda kırmızı çizgi aşılırsa, o kırmızı çizginin gereği nedir?" sorusunun sorulması üzerineDavutoğlu, Tişrin'in Türkiye'nin sınırlarının epey altında olduğunu söyledi. 

Cerablus'tan bahsetmediklerini daha güneyde bir bölgeden bahsettiklerini dile getiren Davutoğlu, Fırat'ın batısı derken asıl kastedilenin ise Cerablus-Münbiç-Azzaz hattı olduğunu belirtti. 

Başbakan Davutoğlu, "Türkiye'yi tehdit eden nitelikteki bir gelişmeye her an her türlü tedbiri alarak cevap veririz. Türkiye'nin güvenliğini tehdit eden her hususta her türlü tedbiri alırız. Bunu da müttefiklerimize de ilgili taraflara da ilettik. Bu konuda Türkiye'nin ciddiyeti de herhalde son gelişmelerle açık bir şekilde görülmüştür" dedi. 

Türkiye'nin DEAŞ'la mücadele konusunda en kararlı tutumu sergilediğinin altını çizen Davutoğlu, Türkiye'nin terörle mücadelesine gölge düşürecek hiçbir gelişme karşısında sessiz durmayacaklarını vurguladı.

"DEAŞ'ın mevcudiyeti, Suriye rejimine meşruiyet sağlıyor"

Bu bölgenin güvenliği konusunda Türkiye'nin ABD ile bir sorununun olup olmadığının sorulması üzerine iseDavutoğlu, şu değerlendirmeleri yaptı:

"Yok, prensipte anlaşıldı bu konularda. Fakat tabii Rusya'nın devreye girmesiyle ortaya çıkan yeni bir konjonktür var. Zaten Rusya'nın devreye girmesi ve doğrudan Türkiye'yi rahatsız edecek eylemlere girmesinin sebebi de o. Rusya, DEAŞ'ın olmasından memnun. Çünkü DEAŞ'ın mevcudiyeti, Suriye rejimine meşruiyet sağlıyor. Suriye rejimi de memnun. Yarın 'DEAŞ tümüyle ortadan kalkacak' denilse, en fazla bundan rahatsız olacak Suriye rejimidir, Rusya'dır, İran'dır. DEAŞ'ın ortadan kalkmasından en fazla rahatsız olacak PKK'dır, PYD'dir. Çünkü DEAŞ sebebiyle bazı ülkelerin desteğini alıyor.

DEAŞ öyle bir örgüt haline geldi ki 'karşısındayız' diyerek herkes kendi harekat tarzına meşruiyet kazandırıyor. Onun için burada samimi bir tutum içinde olunduğunu kimse söyleyemez. DEAŞ ise hepimiz için tehlike oluşturan bir terör örgütüdür aynı zamanda. Türkiye dışında bu anlamda DEAŞ'la tam ve kararlı bir şekilde mücadele veren bir taraf yok. Türkiye'nin DEAŞ'ın mevcudiyetinden herhangi bir şekilde, olumlu bir şekilde etkilenmesi mümkün değil. Ancak Suriye rejimi, Rusya, İran olumlu etkileniyor. Şu anda Suriye'de yabancı askerler hangi askerler? Rus askeri var, İran askeri var. Ancak, buna rağmen 'yabancı müdahale olmasın' diyen de bu ülkeler. Dolasıyla bizim bir taraftan kendi sınırlarımızı korumak, bir taraftan sınır boylarımızda Türkiye'ye düşman unsur olmaması için çaba sarf etmek, öte yandan da sınır ötesindeki hatlarda Türkiye'nin güvenliğini teminat altına almak gibi, zor ama yapılması gereken bir sorumluluğumuz var."

Başbakan Ahmet Davutoğlu, Doğu ve Güneydoğu'da terörle mücadele konusunda yürütülen operasyonlara ilişkin  "Adım adım yürütülen bir mücadele ama başarılı bir şekilde yürüyor. Polisimiz, askerimiz, jandarmamız, tam bir koordinasyon içinde, kurumlar arası koordinasyonda gayet başarılı. İnşallah o halkın üzerindeki bütün bu vesayetleri kıran bir şekilde bu mücadeleyi noktalayacağız" dedi.

Davutoğlu, 23 Temmuz'dan itibaren başlatılan teröre karşı mücadelenin belli aşamaları olduğunu belirterek, önce Kandil ve Kuzey Irak'ta hava operasyonları yapıldığını, sonra geçiş yolları üzerinde olan kırsal alanda operasyonlar yapıldığını hatırlattı.

Kandil'de kırsal kesimde operasyonlarda ciddi başarılar elde edildiğini anlatan Davutoğlu, "Daha sonra şehrin mücavir bölgelerinde temizlik yapıldı ve birçok haraç toplanılan, gizli mahkeme gibi insanlara işkence edilen yerler...20 önemli merkezleri vardı, hepsi yok edildi. Şimdi bunlar şehrin içinde sivil halkın arasına karışarak, bir şekilde onları da canlı kalkan gibi kullanan bir mücadele yöntemine girdiler. Bunu da her yerde yapamıyorlar işte bir kaç ilçemizde yoğunlaştılar" diye konuştu. 

"Demokratik  hukuk devleti kuralları" içinde bir mücadele yürütülmesinden dolayı biraz zaman aldığını dile getiren Davutoğlu, bunun nedeninde suçlu olmayan kimsenin zarar görmesi ve zayiat olmasını istememelerinden kaynaklandığını söyledi. 

Cizre'nin Nur ve Yafes Mahallesi gibi mahallelerde 80'li-90'lı yıllardan beri problemler yaşandığına dikkati çekenDavutoğlu, "Buralarda bütün sokakların tek tek titizlikle temizlenmesi gerekiyor, evlerin temizlenmesi gerekiyor, çünkü oralara mayınlar yerleştirilmiş, bunlar da yeni olmuş, sadece bizim dönemde olmuş şeyler değil, eskiden beri, hatırlayacaksınız 90'lı yıllarda da Cizre'de ciddi sıkıntılarla karşılaşılmış, şimdi ek olarak, Suriye'deki gelişmelerin olumsuz etkisi de söz konusu" ifadelerini kullandı.

Davutoğlu, "Birkaç ilçeye yoğunlaşmış bir mücadeledir bu. Bölgenin geneline sirayet eden bir tablo değil. Bu mücadeleyi sabırla, en az zayiatla ve en etkin bir şekilde yürütmeye kararlıyız. Şu anda alınan neticelerde o anlamda başarılı neticelerdir" değerlendirmesinde bulundu.

İlçelerdeki operasyonlar sonucu ilerleme oranının sorulması üzerine Başbakan Davutoğlu, Genelkurmay Başkanı ve İçişleri Bakanından neredeyse her gün bu konuda rapor aldığını aktardı.

"Önemli ölçüde temizliğin yapıldığını ve ilerlenildiğini söyleyebilirim"

Oran vermek istemediğini dile getiren Davutoğlu, şöyle devam etti:

"Ama önemli ölçüde temizliğin yapıldığını ve ilerlenildiğini söyleyebilirim. Ama dediğim gibi maalesef oradaki belediyeler de kendi ellerindeki iş makinelerini dahi bu iş için neredeyse kullanır durumdalar. Adım adım yürütülen bir mücadele ama başarılı bir şekilde yürüyor. Polisimiz, askerimiz, jandarmamız, tam bir koordinasyon içinde, kurumlar arası koordinasyonda gayet başarılı. İnşallah o halkın üzerindeki bütün bu vesayetleri kıran bir şekilde bu mücadeleyi noktalayacağız." 

Davutoğlu, "Bu süreçlerde tansiyon çok artıkça, toplumun başka kesimlerindeki hayal kırıklıkları, tepkiler de artıyor. 'Partileri kapatılsın', 'yasaklansınlar' gibi görüşlerde konuşulmaya başlandı. Bu noktada mısınız?" şeklindeki bir soru üzerine, "Türkiye'nin en büyük gücü demokrasisidir. Terörle mücadelede en büyük dayanağımız demokrasimizdir. Demokrasiden ve  hukuk devleti kurallarından fedakarlık ve feragat edilemez. Hukuk devleti kurallarına da  herkes sadakat göstermek durumunda. Bir belediye eğer devletten aldığı kaynakları bir takım by-pass yollarıyla terör örgütlerine aktarıyorsa, bir takım elemanlar çalışmadan maaşlar alıp, terör unsurlarıyla işbirliği yapıyorsa bu da demokratik hukuk devleti kurallarında yoktur. Onun için bir takım soruşturmalar yapılıyor. Bazı belediye başkanlarının açığa alınması ve gözaltına alınmasının sebebi de budur. Teröre yaptıkları desteği kesecekler" şeklinde konuştu.

"Biz parti kapatılmasına prensip olarak karşıyız"

 Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Biz parti kapatılmasına prensip olarak karşıyız. Bu nihayet hukuki bir süreç ama biz karşıyız. Fakat kişilerin tek tek işledikleri suçlar konusunda ise eğer bu suçlar binlerce, onbinlerce insanın hayatını etkileyecek noktaya gelmişse ona da kayıtsız kalınamaz. Nasıl ki ben başbakan olarak, demokratik hukuk devleti kurallarına uymak zorundayım ve bu kurallar konusunda hesap vermek durumundayım. Belediye başkanları da HDP milletvekilleri de aynı hukuk devleti kurallarına uymak zorundalar, değilse hesap verirler hukuk önünde. Bunu da kişisel olarak yaptıkları eylemler, bu anlamda hukuk açısından hesap sorulabilir eylemlerdir, bunlar değerlendirebilir, hukuki süreç içerisinde ama parti kapatmaydı, bir takım demokrasinin askıya alınması intibanı verecek uygulamalara sıcak bakmayız. Ama hukuk devleti kuralları önünde hepimiz eşitiz, herkes hesap verme makamındadır."

Bunun da suistimal edilmemesi gerektiğini vurgulayanDavutoğlu, "Eğer kişiler hakkında bir süreç başlamışsa bazı il binalarında eğer silahlar bulunuyorsa, veya başka bir takım uygulamalar. Bazı milletvekilleri arabalarının dokunulmazlık zırhına sığınıp bazı silahları bir yerden diğer yerlere aktarıyorsa, Bazı milletvekilleri...Ki bunların istihbaratının hepsi var, bizim elimizde. Bu anlamda hukuki süreçte gereği yapılır. PKK terör örgütünün üst düzey yetkilileri bir yerde buluşuyorsa bunların gereği yapılır" değerlendirmesinde bulundu. 

Büyükşehir Yasası

Büyükşehir belediye yasasında bazı değişiklikler yaparak, belediyelerin elinden bazı yetkilerin alınmasına ilişkin bir çalışma olup olmadığına yönelik bir soruya Başbakan Davutoğlu, Büyükşehir belediye yasasının demokrasi tarihinin en önemli reformlarından biri olduğunu söyledi. 

 Sadece terörle mücadele bağlamında değil, uygulamasının üzerinden iki yıla yakın bir süre geçtiği için yeniden değerlendirme ihtiyacı olduğunu aktaranDavutoğlu, şunları kaydetti:

"Bazı, özellikle belli yerlerde büyükşehir belediyesi bir partiden, ilçe belediyesi bir başka partidense kaynakların eşit dağılmaması gibi haller olabiliyor bu anlamda Büyükşehir Yasası'nda aksayan hususları tekrar gözden geçiririz ama bunun salt bir bölgeye ait bir mesele olarak değerlendirmeyiz. Bütün Büyükşehir Yasası birlikte değerlendirilir. Terörle mücadele bağlamında değil sadece uygulamada çıkan aksaklıklar bağlamında hepsini topluyoruz. Seçim öncesinde de ben bütün büyükşehir belediye başkanlarımızı çağırmıştım. Seçim sonrasında da bazılarıyla tekrar bir araya geldik. Bir değerlendirme yapıyoruz. Bunları da tabi o değerlendirme içinde atılacak adımları gözden geçiririz."

Başbakan Davutoğlu, "Hükümetin terörle mücadele dışında bölgedeki gerilimin bir şekilde düşürülmesi adına ikinci bir planı var mı? Örneğin diyalog kanallarının işler hale getirilmesi ya da farklı bir metot var mı?" sorusuna, bunun zaten var olduğunu ve hep işlediğini anlattı. 

Şu anda göze batan kısmın terörle mücadele boyutu olduğunu ifade eden Davutoğlu, kamu düzeninin bütünüyle ihdas edilmesiyle yeni bir atmosfer oluşacağını bildirdi.

Kamu düzeninin olmadığı yerde, hiçbir sürecin işlemeyeceğini belirten Davutoğlu, "Kamu düzenine herkes saygı gösterecek. Bu hepimizin düzeni. Diğer bölgedeki değişik toplum kesimleriyle irtibat noktasında ise bunu devamlı yapıyoruz" dedi.

"Sivil cenazeler konusunda hiçbir aksama yok"

Bölgede cenazelerin kaldırılamadığına ilişkin şikayetlerin hatırlatılması üzerine Davutoğlu, "Sivil cenazeler konusunda hiç bir aksama yok" dedi.

Davutoğlu, şunları kaydetti:

"Devlet tarafından hiçbir sivil hayatını kaybetmemiştir, hepsi terör örgütü tarafından. Bizim güvenlik birimlerimiz son derece titiz bir mücadele yürütüyorlar emin olmadıkça ateş açmıyorlar. Herhangi bir eve girdiklerinde kimsenin zarar görmemesi için gayret sarf ediyorlar.. Barikatlar, hendekler söz konusu olduğunda çevrede bir şey olmaması için gayret sarf ediyorlar.. Ama teröristlerin cenazeleriyse bahsedilen, bu cenazeleri zaten kendileri alıp götürüyorlar, bir kısmını. Bunda da sorumlu olan teröristlerin kendileri ve diğerleri. Yoksa sivil halkın bu anlamda herhangi bir mesele intikal ettiğinde hemen cevap buluyoruz."

Dargeçit ilçesinde sokağa çıkma yasağı nedeniyle bazı hayvanların sahipsiz kaldığını belirten BaşbakanDavutoğlu, "Bulundukları yerde ot veya herhangi bir şey kalmamış olabilir' diye haber geldi. İçişleri Bakanlığına söyledim. Bütün ağıllar açılıp, hayvanlara gerekli ihtiyaçları verildi. O anlamda biz büyük bir titizlikle hareket ediyoruz ama karşımızda hiçbir kural tanımayan, barbarca saldıran, yaşlı, genç, çocuk, bebek ayırt etmeden saldıran bir terör örgütü var. Onlarla mücadelenin de bazı zorluklar taşıdığını herkesin görmesi lazım" diye konuştu.

Başbakan Ahmet Davutoğlu, dün Ramadi'de konvoyuna saldırı yapılan Irak Başbakanı Haydar el İbadi'yi telefonla aradığını, saldırıyı kınadığını ifade ettiğini ve geçmiş olsun dileklerini ilettiğini söyledi.

Ayrıca Ramadi'nin DAEŞ terör örgütünden kurtarılması nedeniyle, İbadi'yi tebrik ettiğini de belirten Davutoğlu, "Irak ve Suriye iki devlet, fiili merkezi otoriteler sınırlarını kontrol edemiyor. Burada at koşturan birçok ülke veya unsur da güç de Türkiye'yi rahatsız edecek bazı hesaplar içine girerlerse, PKK'yı en kolay ulaşılabilir araç olarak görüyor" ifadesini kullandı. 

"Türkiye ile kimin arası bozuluyorsa PKK'ya bir çiçek atıyor" 

PKK'nın, 70'li yıllarda doğduğundan bu yana bir piyon olarak görüldüğüne dikkati çeken Davuoğlu, şöyle konuştu: 

"Türkiye ile kimin arası bozuluyorsa PKK'ya bir çiçek atıyor. İsrail ile Mavi Marmara olayını yaşadıktan sonra baktık ki İsrail ile PKK arasında bazı temaslar olmuş. Şimdi Rusya ile bazı olaylar yaşadık. İki ay önce PKK'nın adını zikretmeyen Rusya birden PKK'yı keşfetti, HDP'yi ağırlıyor. 2015 yılı olduğu için Ermeniler ile sıkıntı yaşadık, Washington'a gittiklerinde de Ermeniler ağırladı bunları. Kimin Türkiye ile problemi varsa onlar için PKK veya siyasi uzantısı olarak HDP kullanılabilir bir malzeme.

Bunu Doğu'daki, Güneydoğu'daki kardeşlerimizin, vatandaşlarımızın çok iyi anlaması lazım. Onlar ki dedeleri o toprakları Rus işgalinden kurtarmak için nasıl büyük fedakarlıklar yaptılar. Van'a her gittiğimde işgalde yıkılan yerlere bakar hüzünle izlerim, bütün o bölgeleri. Onlara karşı verilen mücadeleden sonra şimdi bakıyorsunuz Rusya'nın piyonu olmayı kendilerine, Türkiye'ye karşı Rusya ile çalışmayı kendilerine yedirebiliyorlar. Erzurum'dan, Sarıkamış'tan bütün Doğu Anadolu'da mücadele edenlerin torunlarının bunlara hadlerini bildirmesi lazım."

Başbakan Ahmet Davutoğlu, konuşmasını şöyle sürdürdü: 

"Türkiye ile problemli olan ülkelere yaklaşarak, Türkiyeleşmek mümkün değil, Türkiyeleşen önce bu ülkenin kaderi ile kendisini özdeşleştirir. Türkiyeleşen önce bu ülkenin halkı ile kaderini çizer. Türkiye'yi Suriye'deki bir takım manzaralara götürmek isteyenler karşısında herhalde en bilinçli davranacak olanlar bizim Doğu'daki, Güneydoğu'daki kardeşlerimizdir. Huzur ortadan kalktığında nelerin olabileceğini hepimiz çok farklı örneklerle görüyoruz. Onun için ben halkın derin basiretine güveniyorum. Bu dış mihrakların PKK'yı kullanmak suretiyle Türkiye'de yapmak istedikleri operasyonlara izin vermeyiz ama bizden önce Kürt vatandaşlarımız izin vermeyecek."

Başbakan Ahmet Davutoğlu, "Hava sahamızın korunması talimatını vermemek bana suçtur. Benim için suç olurdu ve onun ötesinde kabul edebileceğim bir şey olmaz. Bir başbakanın, 'Yahu, hava sahamızı bırakın geçsinler' deme şeyi olabilir mi? Fayda zarar analizi yapılmaz burada. Burada yapılacak olan şey, ülke güvenliği söz konusu olduğunda alınması gereken tutumdur" dedi.

Rusya ile yaşanan krizin belli bir seviyeye indirilmesi için bir sürenin olup olmadığı konusundaki soruya Davutoğlu, psikolojik boyutu yüksek krizlerde bir süre vermenin çok zor olduğunu ifade etti.

Rusya'nın bu durumu farklı bir mecraya dönüştürme tercihinde bulunduğunu söyleyen Davutoğlu, Türkiye-Suriye sınırının, Türkiye-Rusya sınırı olmadığını vurguladı. Başbakan Davutoğlu, Türkiye'nin hava sahası sınırında uyarılara rağmen tekrar tekrar bir ihlal yapılmış ve bu anlamda angajman kuralı uygulanmışsa, bunu o sınırlar içerisinde görmek gerektiğine işaret etti. 

Rusya'nın bu olaydan sonra krizi tırmandıran taraf olduğunu, Türkiye tarafında herhangi bir şekilde krizi tırmandırma iradesinin olmadığını belirten Davutoğlu, "Haklı şekilde ortaya koyduğumuz bir tavır sebebiyle de hiç kimse karşısında ne özür dileriz ne de herhangi apolitik bir tavra gireriz. Biz ülkemizin hava sahasını koruma anlamında doğru bir tutum sergiledik. Ümit ederiz Rusya bunu en doğru bir kontekste anlar. Türkiye-Rusya ilişikleri hem iki ülke için önemlidir hem de Balkanlar'dan Orta Asya'ya kadar bütün coğrafyalar açısından önemlidir. Ümit ederiz Rusya'ya aklıselim hakim olur da bütün bu bölgelerde şimdiye kadar sürdürdüğümüz işbirliğini sürdürecek bir işbirliğini tekrar kurarız" ifadesini kullandı. 

Sınır ihlali yapan uçağın düşürülmesinden önce "fayda-zarar analizi yapılması neticesinde görmezden gelinseydi" şeklindeki yorumların aktarılması üzerine Davutoğlu, "Angajman talimatını ben verdim" ifadesine ilişkin şunları kaydetti:

"Türkiye'de bu tür konularda her ciddi devlette olduğu gibi bir prosedür var. Bir uygulama kuralı var. Şimdi bu ihlalden önce bir toplantı yapıyor olsaydık ve bana, 'Bir x ülkesinin uçağı, Türkiye sınırlarını ihlal etse ve karşılığında şu yaptırımlar gelme ihtimali olsa bu ihlale izin verir miydiniz?' şeklinde sormuş olsaydınız, doğrusu buna 'çok da önemli olmazdı' deseydim, suç işlemiş olurdum. Neden, benim ve hükümetimin görevi, bu ülkenin hava sahasını korumak, sınır güvenliğini sağlamak, karasularını korumak. Yani burada fayda zarar analizi yapılmaz."

"Doğru olan işleyiş böyle"

Başbakan Davutoğlu, 2012'nin Haziran ayında Suriye'nin Türk uçağını düşürmesiyle angajman kuralının devreye konulduğunu aktararak, şöyle konuştu:

"Yani, 'bizim hava sahamız ihlal edilirse ikinci bir emri almadan da müdahalede bulunabilirsiniz' diye... Çünkü gelen uçağın niyetini bilmiyorsunuz. Ekim ayında Suriye'de başka uçaklar da devreye girdiği için, Rusya gibi ülkelerin de müdahalesi söz konusu olduğu için ve sürekli sınır ihlalleri yapıldığı için, bu sefer angajman kuralı yenilendi ve teşmil edildi. Yani sadece Suriye uçaklarına değil hangi ülke uçağı olursa olsun Türkiye'ye dönük olarak geliş niyeti belli olmayan ve hava sahamızı ihlal eden uçaklara dönük bu angajman kuralları genişletildi. Bir ihlal olduğunda bu ihlal üç dakika ise pilotlar, Hava Kuvvetleri Komutanını arayacak, Hava Kuvvetleri Komutanı Genelkurmay Başkanını, Genelkurmay Başkanı beni arayacak, ben de talimat vereceğim. Takdir edersiniz ki bu mümkün değil. O zaman benim verdiğim talimat şudur, yani talimat verdim derken spesifik olarak Rus uçağını düşürün diye bir talimat olmaz zaten, 17 saniyede bana ulaşıp da ben talimat vermiş, geri dönmüş olabilir miyim? Hayır. Benim direktifimle olacak olan angajman kuralı uygulamasını, yetkisini, Genelkurmay Başkanına devrettim. Yani bana sormadan da 'Şu şartlar oluşursa siz gerekli talimatı verebilirsiniz.' Genelkurmay Başkanımız da ondan iki gün sonra bu angajman kuralı yetkisini, Hava Kuvvetleri Komutanına devretti. Burada devletin işleyişi böyle. Ve doğru olan işleyiş de böyle. Dolayısıyla bu anlamda hava sahamızın korunması talimatını vermemek bana suçtur. Benim için suç olurdu ve onun ötesinde kabul edebileceğim bir şey olmaz. Bir başbakanın, 'Yahu, hava sahamızı bırakın geçsinler' deme şeyi olabilir mi? Fayda zarar analizi yapılmaz burada. Burada yapılacak olan şey, ülke güvenliği söz konusu olduğunda alınması gereken tutumdur. Dolayısıyla işin arka planı bu. Talimat verdim derken spesifik olarak o uçakla ilgili böyle bir şey kullanılmaz zaten, böyle bir uygulama da yok devrede. Şimdi bunu istismar ediyorlar bazı muhalif çevreler. Olayın oluş seyri de olması gereken seyir de bu. Bu arada o pilotun görevini yapmaması da onun için suç teşkil ederdi. Kendisine kadar intikal eden bir angajman kuralı var. Bilgiyi verir, talimatın gereğini yapar."

"Ambargoları Rusya kendisi şikayet ediyordu, kendi bu yöne başvurdu"

Rusya ile iş yapan Türkiye'deki iş adamlarının mağduriyetleri konusunda da Davutoğlu, buna ilişkin tedbirleri aldıklarını bildirdi. Turizm sektörüne çok ciddi teşviklerin verildiğini dile getiren Davutoğlu, çiftçilerin zararlarının da giderildiğini belirtti. 

Turizm konusundaki bazı teşvikleri yaydıklarını ifade eden Davutoğlu, şöyle devam etti:

 "İnşallah turizmde böyle bir kaygıyı engellemeye çalışacağız. Diğer alanlarda da gerekli tedbirleri alıyoruz. Şu ana kadar da uçağın düşürüldüğü 24 Kasım'dan bu yana Türk lirasındaki, rubledeki değer kaybı, Türk ekonomisindeki etkisi, Rus ekonomisindeki etkisini karşılaştırdığınızda bize olumsuz şekilde yankılanan bir sonucu olmadı. Ambargoları ise Rusya kendisi şikayet ediyordu, kendi bu yöne başvurdu. Herhangi bir ambargodan tek taraflı olarak bir ülke zarar görmez ikisi de zarar görür. Onun için Rusya'nın bütün bu süreçten aklıselimle davranarak çıkması gerektiğini anlamasını bekliyoruz."

"Herhangi bir çıkarı bu konunun parçası yapmayız"

İsrail ile sürdürülen görüşmeler konusunda da Davutoğlu, Türkiye'nin şartlarının açık olduğunu ifade etti. Bu konuda daha önce özür dilendiğini ve tazminat ödenme konusunda bir prensip noktasına gelindiğini aktaran Davutoğlu, "Gazze'ye dönük olarak ambargoların, kısıtlamaların kaldırılması konusunda da bir müzakere süreci var. Bu şartlar sağlandığında ve Gazzeli, Filistinli kardeşlerimiz bu antlaşmayı kendileri açısından da şartlarını iyileştiren bir antlaşma olarak görüp bu konuda destek beyan ettiklerinde, bu meseleyi aşacak şartlar oluşur" dedi. 

İsrail ile yürütülen görüşmelerde gaz alımı konusunun da olup olmadığı sorusuna Davutoğlu, "Hayır. Herhangi bir çıkarı bu konunun parçası yapmayız. Burada önemli olan özürdür. Tazminatın parasal boyutu önemli değil. Mesele, işlenen bir suçun karşılığının yapılmış olması. Ve nihayet o şehitlerimiz oraya Gazze'ye yardım için gittiler, Gazze'ye yardım kanallarının açılması.  Bu üçüdür önemli olan, yoksa Türkiye, gaz veya başka ekonomik çıkarlar sebebiyle bu türlü konuda müzakere etmez."

Başbakan Ahmet Davutoğlu, "Üniversitelerimizde ibadethane olması ne laikliğe aykırıdır, ne çağdaşlığa aykırıdır, ne de herhangi bir şekilde bir başka öğrenci grubunu rencide eden bir tutumdur. İsteyen kılar, istemeyen kılmaz" dedi. 

Davutoğlu, seçim vaatlerinin verildiği süreler içinde hayata geçirileceğini ve geçirmeye de başladıklarını belirtti. Asgari ücretin bin 300 liraya çıkmasını örnek gösteren Davutoğlu, ekonomik açıdan yükün farkında olduklarını ve bunun için de iş dünyasıyla temas halinde bulunduklarını kaydetti. 

ODTÜ'deki gerginlik

ODTÜ'deki ibadet tartışmasına ilişkin soruya ise Başbakan Davutoğlu, kendisinin de üniversite yıllarında ibadet ihtiyacının düşünülmediği dönemlerden geldiğini söyledi. 

ODTÜ'deki ibadet tartışmalarının tırmandırılan bir tartışma haline dönüşmemesi gerektiğini ifade eden Davutoğlu, "Hele hele ODTÜ gibi kampüs şeklinde olan ve şehrin uzağında olan dolayısıyla yakınında herhangi bir büyük caminin olmadığı bir yer ve herkesin de arabasının olmadığı bir yerde mutlaka bir mescit ve ibadethane ihtiyacı vardır" diye konuştu. 

Özellikle cuma namazının toplu halde kılındığına dikkati çeken Davutoğlu, şunları söyledi:

"Üniversitelerimizde ibadethane olması ne laikliğe aykırıdır, ne çağdaşlığa aykırıdır, ne de herhangi bir şekilde bir başka öğrenci grubunu rencide eden bir tutumdur. İsteyen kılar, istemeyen kılmaz. Kimse kimseyi ibadete zorlamıyor. Dolayısıyla eğer bu nazarla bakarsak ve bu konuda düzenlemeler yapılırsa bu tür tartışmalara yer kalmaz ama 'ODTÜ bizim kalemiz biz şunlara izin vermeyiz, şunları yaptırmayız' diye bir tutum içine girilirse... ODTÜ bu ülkenin evlatlarının, öğrencilerinin gittiği bir üniversitedir. Herhangi bir başka ihtiyaç varsa onu da karşılamak durumunda."

Din ve vicdan özgürlüğü çerçevesinde isteyenin ibadetini yapacağını istemeyenin yapmayacağını ancak öğrencilere ve öğretim üyelerine bu imkanın sunulması gerektiğini vurgulayan Davutoğlu, bugün Avrupa'da ve Amerika'daki üniversitelerde öğrencilerin ihtiyaçlarının karşılandığını, bu durumun ise çağdaş bir uygulama olduğunu ifade etti. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın tecrübeleri

Yeni kabinenin çalışma temposu ile ilgili soruya ise Başbakan Ahmet Davutoğlu, yoğun bir şekilde çalışmalarını sürdürdüklerini söyledi. 

Sırbistan ziyaretinde yurt dışından Türkiye ile ilgili güzel izlenimler aldıklarını aktaran Davutoğlu, bazen kendilerine muhalif olanları da yurt dışına götürmek gerektiğini kaydetti. 

"Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'dan tavsiye alıyor musunuz?" sorusuna ise Davutoğlu, "Tabiki tavsiye alınır, herhalde Türkiye Cumhuriyeti'nde çok az kişi sayın Cumhurbaşkanımız kadar uzun dönemli başbakanlık yapma bakımından bütün rekorları kırdı. Dolayısıyla bu anlamda onun tecrübesinden istifade etmemek mümkün değil. İstifade etmediğiniz zaman aslında hata yaparsınız" diye konuştu. 

Diğer siyasi parti liderlerine de çağrıda bulunan Davutoğlu, "Keşke Cumhurbaşkanımızın tecrübelerinden ve makamla ilişki bağlamında diğer siyasi liderler de istifade edecek şartta oluşmuş olsa. Bu kimseye bir şey kaybettirmez, görüşmekten kimse bir şey kaybetmez" ifadesinde bulundu. 

"Irak'ın toprak bütünlüğüne saygılıyız" 

"Başika kampında kaç Türk askeri var?" sorusuna Davutoğlu, Irak Başbakanı İbadi ile bugün görüştüğünü ve Başika kampı da olmak üzere pek çok konunun konuşulduğunu anlattı.

Türkiye'nin Başika'da olmasının en önemli ve tek sebebinin Irak'taki DAEŞ mevcudiyeti olduğunu dile getiren Davutoğlu, "Burada yanlış anlaşılan husus, eğitimcilerin gitmesi sonrasında, eğitimcilerimizi korumak üzere mücehhez bir birliğimizin de oraya gitmesi. Sayın İbadi'ye de söyledim, bunlar orada Irak egemenliğine karşı bulunmuyorlar. Irak toprak bütünlüğünü biz herhangi bir başka ülkeden çok daha fazla saygılıyız" diye konuştu. 

Davutoğlu, Irak'ın toprak bütünlüğü konusunda hiçbir şekilde tereddütleri olmadığını ifade ederek, Irak merkezi güçlerinin Musul'a kadar gelerek o bölgeyi DAEŞ'ten temizlemesi durumunda Türk askerinin de geri çekileceğini kaydetti.

Irak merkezi hükümetinin bu egemenliği ülkenin yaklaşık 3'te 1'e yakın bölgede kullanamadığını belirten Davutoğlu, "Bunun içinde Kuzey'deki PKK kamplarının olduğu yerler var. Keşke Irak orayı da koruyabilse de bizde hava harekatı yapmak zorunda kalmasak ve Türkiye içine terörist sızmasa. Gerek Suriye sınırında, gerekse Irak sınırında artık DEAŞ, bir koridor oluşturdu. Irak-Suriye sınırı fiilen yok. Dolayısıyla burada verilecek mücadeleyi sürdürmeye kararlıyız. Ama bu herhangi bir gizli gündemin bir parçası değildir" şeklinde konuştu.

Başbakan Davutoğlu, Irak Dışişleri Bakanı Caferi'nin, "Türk askeri çekilmezse bize askeri operasyon dışında bir şans bırakmıyorlar" sözüne ilişkin soru üzerine, Caferi'nin böyle bir açıklama yapmayacak kadar siyaset ve entelektüel birikime sahip biri olduğunu ifade etti.

"Musul'u terk edip onlara bırakan 72'bin Irak askeridir"

Irak ordusunun var olan gücünü kendilerine yardıma giden Türk ordusuna değil de DAEŞ'e göstermesi gerektiğini kaydeden Davutoğlu, şöyle konuştu:

"Musul'a giren bir kaç bin DEAŞ'lıdır, Musul'u terk edip onlara bırakan 72'bin Irak askeridir. Eğer böyle bir askeri operasyon güçleri varsa Musul'dan DEAŞ'ı çıkarsınlar. Sayın Abadi'nin hatta sayın Caferi'nin bilinçli bir şekilde bunu yaptığı kanaatinde değilim. Ama onları da baskı altında tutan bazı çevreler, bazı üçüncü ülkeler bu yolu tercih ediyorlar, Türkiye ile Irak arasındaki gerilimi tırmandırmak istiyorlar. Her aklı başında ve makul düşünen Iraklı'nın da Türk devlet adamının da Irak'la Türkiye'nin birbirinin çıkarına ve istikrarına en fazla ihtiyaç hisseden ülkeler olduğunu görmesi gerekir. Hiçbir zaman Irak'a zarar veren bir eylem içerisinde olmadık ama Irak topraklarından bize zarar veren eylemler geldi."

Davutoğlu, "2016 yılında bütçe dengelerinde bir problem ya da ekonomide bir tatsızlık, yatay bir pozisyon bekliyor musunuz?" sorusuna, kendileri için en eski yılın 2015 olduğunu ifade etti.

Bir yılda 2 seçim geçirdiklerini ve o dönem arasındaki 4 ayın çok zor geçtiğini belirten Davutoğlu, "Bu ülkeyi o zaman yönetmenin ne kadar zor olduğunu benden daha yakından bilen kimse yoktur. Geçici hükümet kurduk, seçim hükümeti kurduk, kolay bir dönem olmadı. Bütün bunlara rağmen 3'üncü çeyrek yani temmuz, ağustos, eylül aylarında, tamda Türkiye'de yönetim krizi beklenen dönemdeki büyümemiz yüzde 4. Bu büyüme dünya ortalama büyümesinin 2,5-3 misli" değerlendirmesinde bulundu.

Davutoğlu, Türkiye'nin en zor olduğu dönemde bu büyümeyi yakaladığını kaydederek, önlerinde 4 yıllık bir istikrar dönemi göründüğü için ekonominin 2016'da toparlanma, 2017'de ise sıçrama şeklinde performans göstereceğini söyledi. 

"Kayıt dışılık bir tür ekonomik ahlaksızlıktır"

Başbakan Davutoğlu, asgari ücrete zam yapılmasıyla ilgili ekonomistlerin işverene yüklenen yük nedeniyle kayıt dışına yönelinebileceği yönünde uyarıları bulunduğunun belirtilmesi üzerine, "Ayrı bir reform paketi, kayıt dışıyla mücadeleyle ilgili ayrı bir reform paketi açıklayacağız, kayıt dışı hiçbir şey bırakmayacağız. Hani paralel devlet kayıt dışı devlettir. Biliyorsunuz onlara karşı nasıl mücadele ediyorsak, kayıt dışı hiçbir ekonomik aktiviteye izin vermemeye kararlıyız" dedi.

Davutoğlu, "Kayıt dışılık bir tür ekonomik ahlaksızlıktır. Hem kul hakkı bakımından hem devletle vatandaşı arasındaki hukuk bakımından. Kayıt dışına hiçbir şeyin taşmaması lazım" değerlendirmesinde bulundu.

2016 yılındaki dilek ve beklentileri sorulan Davutoğlu, 2016'ya büyük bir hızla başladıklarını ifade ederek, şunları söyledi:

"2015 yılını taçlandıran şey nedir diye sormuş olsaydınız, derdim ki çağdaş demokrasi tarihinde dünyada çok az gerçekleşen bir başarıya milletimizin imza atması, derdim. Yüzde 85 katılım, yüzde 97.5 temsil. Bu hiçbir çağdaş demokrasi de görülen bir tablo değildir. Bu tablonun başarısı kime ait, millete ait. Bunun içinden yüzde 49.5'luk  oy almak da, demokraside en yüksek oyu yani 23 milyonu aşkın oyu almakta o da bizim başarımız, milletle birlikte gerçekleştirdiğimiz. Her şeyden önce milletimize bir kez daha şükranlarımı ifade ediyorum. Madem ki onlar o güveni duydular, 2016 yılının en parlak, en barış içinde yaşanan, en müreffeh yıl olması için gece gündüz çalışmaya söz veriyoruz."

Davutoğlu, 2016'nın karşılıklı anlayışın derinleştiği, empati yapılarak herkesin birbirini doğru anladığı, siyasi nezaket kurallarına ve üsluba uyum gösterildiği bir yıl olmasını temenni ettiğini vurgulayarak sözlerini şöyle sürdürdü:

"Milletimizin de bu atmosferden etkilenerek, milletimizin her bir ferdinin hangi partiye oy vermiş olursa olsun, her bir ferdinin diğeri ile en sağlıklı ilişkiler kurduğu bir yeni dönemin başlamasını temenni ediyorum ve bu konuda da bir çok sefer söyledim oy verilirken AK Parti seçmeni, işte CHP seçmeni ve HDP seçmeni diye ayırt edilebilir ama oy verildikten sonra bütün bu seçmenler Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'nin eşit vatandaşlarıdır. Bizim milletimize bundan sonrası için de taahhüdümüz, hiçbir ayrılma tabi tutulmadan her birinin hukukunu korumaya kararlı olduğumuz. Ben 2016'dan çok ümitliyim, daha güzel günlerin başlangıcı olacak. İnşallah yeni bir anayasayı sivil bir anayasayı birlikte yazarız ama o anayasa devreye girene kadar bilsinler ki gece gündüz varolan sistemi en iyi şekilde işleterek Türkiye ekonomisini ayağa kaldıracak, sıçrama dönemine getirecek, ikinci bir atılım hamlesiyle büyük reformların gerçekleştiği, inşallah ilerde bakıldığında bir reform yılı olarak anılacak bir dönem olacak 2016'da. Ben buna inanıyorum."

"Zor bir yılı geride bırakıyorsunuz, daha da zor bir yıl bekliyor belki de bizi. Kolaylıklar dileyelim" ifadesi üzerine de Davutoğlu, "Her zorluktan sonra bir kolaylık vardır. Bu Kur'an-ı Kerim'in bir vaadidir. O zorlukları biz bir imtihan vesilesi görürüz. İnşallah arkasından gelecek kolaylık için gayret sarf ederiz" değerlendirmesinde bulundu.

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
banner66

banner64