banner47

Başbakan Davutoğlu, Moskova’dan geçmez Türkiyelileşmek.

Başbakan Davutoğlu Grup Toplantısı‘nda önemli açıklamalarda bulundu. 2016'da hangi zorluklarla karşılaşırsak karşılaşalım arkamızda milletimizin desteği, önümüzde 2023 Türkiye hedefleriyle, bütün bu engelleri aşacağız.

Başbakan Davutoğlu, Moskova’dan geçmez Türkiyelileşmek.

Başbakan Davutoğlu Grup Toplantısı‘nda önemli açıklamalarda bulundu. 2016'da hangi zorluklarla karşılaşırsak karşılaşalım arkamızda milletimizin desteği, önümüzde 2023 Türkiye hedefleriyle, bütün bu engelleri aşacağız.

08 Ocak 2016 Cuma 10:20
Başbakan Davutoğlu,  Moskova’dan geçmez Türkiyelileşmek.

 2016'da hangi zorluklarla karşılaşırsak karşılaşalım arkamızda milletimizin desteği, önümüzde 2023 Türkiye hedefleriyle, bütün bu engelleri aşacağız.

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Ahmet Davutoğlu, "2016'da hangi zorluklarla karşılaşırsak karşılaşalım arkamızda milletimizin desteği, önümüzde 2023 Türkiye hedefleriyle, bütün bu engelleri aşacak, 2016'yı refah, mutluluk, barış yılı yapmaya muktedir olacak bir performans sergileyeceğiz" dedi.

AK Parti'nin yeni yılın ilk grup toplantısında, MHP'den iki belediye başkanının partiye katılımı oldu.

Davutoğlu, Çanakkale Eceabat Belediye Başkanı Adem Ejder ve Çanakkale Çan Terzialan Belde Belediye Başkanı Tuncay Göymen'e, "Aramıza, ailemize katıldıkları için tebrik ediyor, hoşgeldiniz diyorum" diyerek, parti rozetlerini taktı. Davutoğlu, AK Parti ailesinin, önümüzdeki haftalarda, aylarda yeni katılımlarla daha da güçleneceğini, Türkiye'nin her yerinde ailelerinin derin muhabbetinin hissedileceğini söyledi.

Başbakan Davutoğlu konuşmasında şunları söyledi;

Değerli yol arkadaşlarım, sevgili misafirlerimiz, bizleri ekranları aracılığıyla izlemekte olan aziz vatandaşlarım; hepinizi sevgiyle, saygıyla, muhabbetlerimle selamlıyorum.

Sizlerin şahsınızda bütün vatandaşlarımıza buradan, AK Parti Grubundan selamlarımızı gönderiyorum.

Ve partimize katılan Sayın Adem Ejder Eceabat ilçesi Belediye Başkanına ve Terzialan Belde Belediyesi Tuncay Göymen’e de aramıza, ailemize katıldıkları için tebrik ediyor, hoş geldiniz diyorum.

AK Parti ailesi inşallah önümüzdeki haftalarda, aylarda yeni katılımlarla daha da güçlenecek ve ülkemizin her yerinde ailemizin derin muhabbeti hissedilecek. Tekrar hayırlı olsun diyorum.

ARKAMIZDA MİLLETİMİZİN DESTEĞİ, ÖNÜMÜZDE 2023 TÜRKİYE HEDEFLERİ İLE BÜTÜN ENGELLERİ AŞACAĞIZ

Hem iç, hem de dış gündem açısından yoğun geçen 2015 yılının ardından yeni umutlarla, yeni hedeflerle, yeni iddialarla 2016 yılına girmiş bulunuyoruz. 2016 yılının ülkemize, milletimize ve bütün insanlığa huzur, barış, hayır ve bereket getirmesini Rabbimden niyaz ediyorum.

2015 yılında sosyal politikalardan bölgesel yatırımlara, ekonomiden dış politikaya kadar hemen her alanda çok önemli kazanımlar elde ettiğimiz bir yılı geride bıraktık. Çok çetin sınavlarla da karşılaştık, bu çetin sınavları milletimizin desteği, AK Parti Grubunun hiç sarsılmaz kararlı ve inancıyla aştık, aşmaya devam edeceğiz. Önümüzdeki yıl, buradan bir kez daha aziz milletimize hitaben söylüyorum ki, 2016 yılında hangi zorluklarla karşılaşırsak karşılaşalım arkamızda milletimizin desteği, önümüzde 2023 Türkiye hedefleri ile bütün bu engelleri aşacak, 2016 yılını refah, mutluluk, barış yılı yapmaya muktedir olacak bir performans sergileyeceğiz.

Bildiğiniz gibi, geçtiğimiz yıl 2 kritik seçimi geride bıraktık. Birazdan bu konuya biraz daha detaylı olarak gireceğim. İki seçim arasında yaşanan belirsizlik ortamı ve ülke gündeminin siyasi yoğunluğuna rağmen, 13 yıldır istikrarla sürdürdüğümüz atılımlarımıza yenilerini eklemeye devam ettik.

BİRÇOK ULUSLARARASI PROJEYE İMZA ATTIK

Şimdi küçük bir özet yaparak neler yaptığımıza bir yıl içinde şöyle bir göz atalım.

Bir yıl içerisinde şehit ve gazi yakını, vazife mamulü kamu görevlileri, sivil terör mağdurlarının yakınları ile maden kazasında hayatını kaybeden madencilerimizin yakınları olmak üzere 8102 kişiyi devlet çatısı altında, devletin himayesinde yeni görevlerine başlattık.

Bir yıl içerisinde ar-ge, inovasyon kapasitemizi arttıracak dev projeler, açılışlar yaptık. Sadece 4 tanesini burada zikretmek istiyorum; Radar ve Elektronik Harp Teknoloji Merkezi, Atış Test ve Değerlendirme Merkezi, Biyoloji Teknik Araştırma Merkezini açtık ve sismik araştırma gemimiz Turkuaz’ı da denize indirdik. Artık denizlerimizde yüzde 100 Türk yapımı her tür teknolojik donanıma sahip sismik gemimiz de seyir halindedir.

Bu 4 proje de 2002’den önce Türkiye’de hayali dahi kurulamayan, dışarıdan ve içeriden çevrelerin siz yapamazsınız dediği projelerdi. Biz şunu gösterdik: Biz söylediğimizi yaparız, yaptık, yapıyoruz, yapacağız inşallah. Biz sadece bir yıl içerisinde bunların açılışlılarını art arda gerçekleştirdik.

TUSAŞ Uzay Sistemleri Entegrasyon ve Test Merkezini açtık.

TÜRSAT 4B uydusunu Kazakistan’dan uzaya fırlattık.

Türkiye’nin ilk ve Avrupa’nın ilk, dünyanın ise 3’üncü denize inşa edilen Ordu-Giresun Havalimanı’nı Cumhurbaşkanımızla birlikte hizmete açtık.

Yine yapılamaz denilen, ulaşılamaz denilen hedeflere ulaştık ve Yüksekova Havalimanı’nı, Selahaddin Eyyubi Havalimanı’nı da hizmete açtık.

Birçok uluslararası projeye imza attık, trans Anadolu doğalgaz boru hattının Kars’ta temel atma törenini yaptık.

Dünyada ilk defa askıda geniz geçişi sistemi olarak tasarlanan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne su götürme projesinin açılışını yaptık.

Denizleri aşıyoruz, dağları aşıyoruz, engelleri aşıyoruz ve her yerde Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kudretini ve şefkatini gösteriyoruz.

Bir kez daha buradan yeni yılın ilk Grup Toplantısından suyu da gönderdiğimiz, muhabbetimizi de gönderdiğimiz Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne sizlerin selamlarını iletiyorum.

AVRUPA BİRLİĞİ-TÜRKİYE İLİŞKİLERİNDE YENİ DÖNEM ZİRVE DÜZEYİNDE BAŞLADI

Yeni dünya liderlerini ağırladığımız G-20 Zirvesini Antalya’da düzenledik.

Ülkemiz adına gerçekleştirdiğimiz tarihi adımların yanı sıra, yurt dışı ziyaretlerimiz de hız kesmeden devam etti. Dünyayla ilişkilerimizi güçlendirmek üzere, 3’ü Almanya, 3’ü Brüksel ve 2’si Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere toplam 19 yurt dışı ziyareti gerçekleştirdik. Bu görüşme trafiği esnasında AB süreci adına da büyük gelişmeler yaşadık ve bu gelişmeler tam bir ivmeyle devam ediyor.

Geçtiğimiz Aralık ayı içerisinde 17. fasıl olan ekonomik ve parasal politikalar faslı müzakereye açıldı, ayrıca 5 faslın daha müzakereye açılması için yoğun bir gayret içindeyiz. Bu Avrupa Birliği-Türkiye ilişkilerinde zirve düzeyinde başlayan yeni dönemin en somut işaretleri olarak 2015’in kayıtlarına geçti.

Dış ziyaretlerimizin sonuncusunu da biliyorsunuz geçen hafta Sırbistan’a gerçekleştirdik. Sırbistan’la ilişkilerimiz son yıllarda büyük bir ivme kazandı. İlişkilerimizin gelişmesi hem iki ülke halkı bakımından, hem de bölge barışı bakımından sembolik ve büyük bir önem ifade ediyor. Son 4-5 yıl içinde yürüttüğümüz temaslar Balkanlarda siyasi istikrarın korunmasına büyük bir katkı sağladı bu ilişkilerin tarihi, kültürel arka planı var. Ayrıca ekonomik alanda iki ülke arasında ciddi bir ticaret potansiyeli bulunuyor. Geçen sene Sırbistan’la 700 milyon dolar civarında olan dış ticaret hacmimiz bu sene daha da ivme kazanmış durumda. İnşallah bu ticaret hacmini 1 milyar dolar seviyesine çıkarmayı hedefliyoruz. Ziyaretimiz sırasında Sırbistan Başbakanı Sayın Vucic ile birlikte katıldığımız Türkiye-Sırbistan İş Forumu da gerçekleştirildi. Ayrıca Yunus Emre Enstitüsü Belgrat Türk Merkezinin de açılışını yapma imkanı bulduk. Tuna boylarında tekrar güzel dilimiz Türkçeyi öğretecek olan, destanlarımı orada tekrar yayacak olan Yunus Emre Türk Kültür Merkezi yöneticilerine buradan başarı dileklerimizi ifade ediyorum ve İstanbul’dan, Ankara’dan, Türkiye’nin her yerinden Tuna boylarına, Rumeli’ne bir kez daha saygılarımızı, muhabbetlerimizi sunuyoruz.

TÜRKİYE’NİN İSTİKRAR ZEMİNİNDEN UZAKLAŞMASINA ASLA MEYDAN VERMEDİK

Değerli arkadaşlarım, az önce ifade ettiğim gibi 2015 yılında demokrasi tarihimizde önemli bir yere sahip olacağına inandığımız iki genel seçimi birlikte gerçekleştirdik. Milletimiz 7 Haziran’da ve 1 Kasım’da yüksek bir katılımla bir kere daha iradesini büyük bir olgunlukla sandığa yansıttı. AK Parti olarak yapılan her iki seçim sonrasında da halkımızın verdiği mesaj neyse onu aldık ve bu mesajın gereğini bir hakkın yerine getirmeye gayret gösterdik. 7 Haziran sonrasında diğer partilerle bir uzlaşı noktası yakalanamamış olmasına rağmen, ülkemizi Hükümetsiz bırakmamak adına sorumluluk aldık ve 7 Haziran akşamı verdiğimiz sözü yerine getirdik. Türkiye’yi bırakın bir hafta, bırakın bir gün, bir saniye dahi Hükümetsiz bırakmadık, bırakmayacağız.

Diğer partilerin çeşitli bahaneler altında elini taşın altına koymaktan kaçındığı bir dönemde biz milletimizin verdiği görevi bir hakkın yerine getirdik. Bütün bu süreçte demokrasinin tüm kurum, kural ve teamülleriyle işlemesini sağladık, Türkiye’nin istikrar zemininden uzaklaşmasına asla meydan vermedik. Nihayet 1 Kasım’da milletimiz AK Parti’nin bu sorumlu siyaset anlayışını takdir ederek emaneti yeniden bize, siz AK Parti Grubuna, Türkiye’nin bütün illerinde, toplumumuzun kılcal damarlarına kadar bir aile ferdi olarak işlemiş olan AK Parti kadrolarına tevdi etti. Seçim öncesinde zaten (“Çankırı’nın vekili Davutoğlu” sesleri) Doğru Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı olarak Çankırı’nın da vekiliyim, 81 vilayetinde vekiliyim. Her bir vilayetimiz bizim gözümüzün nurudur, her bir vilayetimiz, her bir ilçemiz, her bir köyümüz bizim yüreğimizin en derin köşesinde aşkla, muhabbetle sadık kaldığımız aziz vatan toprağıdır.

TÜRKİYE’NİN ÇÖZÜLEMEYECEK HİÇBİR MESELESİ YOK VE AK PARTİ BU MESELELERİ ÇÖZMEYE HEM TALİP, HEM MUKTEDİRDİR

Seçim öncesinde zaten yeni dönem için planımızı, programımızı yapmış ve milletimizle bunları birer birer paylaşmıştık. Hemen kolları sıvadık ve Meclis çalışmalarının başlamasının ardından gecikmeden Hükümetimizi oluşturduk ve güvenoyu aldık. 64. Hükümet milletimizin huzur, güven ve istikrar arzusunun bir sonucu olarak bugün görev başındadır. Allah işimizi kolay eylesin, yolumuzu hayır eylesin.

2002’den bu yana nasıl bir büyük bir sorumluluk anlayışıyla milletimize hizmet etmişsek, bugünde aynı azim ve kararlılıkla yolumuza devam ediyoruz. Değişen Türkiye’nin ihtiyaçlarını da gözeten çok önemli hazırlıklarımız, çok kapsamlı reform çalışmalarımız var. Her zaman olduğu gibi Türkiye’ye yakışan büyüklükte hedeflerimiz var. Her zaman ifade ettiğimiz gibi Türkiye’nin çözülemeyecek hiçbir meselesi yok ve AK Parti bu meseleleri çözmeye hem talip, hem muktedirdir. Allah’ın izni, milletimizin desteğiyle her meselemizi çözerek Türkiye’yi hedeflerine ulaştıracağız. Daha fazla demokrasi, daha fazla hukuk, daha fazla adalet, daha fazla refah ve daha adil bir bölüşüm için var gücümüzle çalışacağız.

ASGARİ ÜCRETİ 2016 YILINDA NET 1300 TÜRK LİRASI’NA YÜKSELTTİK

Aziz deva arkadaşlarım, iktidardaki 14’üncü yılımızda büyük bir tecrübe, birikim ve özgüvenle yolumuza devam ediyoruz. Bildiğiniz gibi, Hükümetimizin kuruluşunun ardından 2016 yılı Eylem Planımızı ve reform paketimizi açıkladık, seçim öncesinde milletimize ne vaat etmişsek hepsini tek tek gerçekleştirmek üzere takvime bağladık. Bir önceki Grup Toplantımızda detaylarını vermiştim. Hükümetimizin ilk bir haftası içinde bu vaatlerin bir kısmını yerine getirdik, aşamalı olarak diğer vaatlerimizi de yerine getiriyoruz, getireceğiz. Her Bakanlar Kurulu toplantısında, dün gece yaklaşık 11.30 - 12’ye kadar, gece yarısına kadar süren Bakanlar Kurulu Toplantısında da hiç vazgeçilmez en önemli gündem maddelerinden birisi, vatandaşlarımıza verdiğimiz vaatlerin yerine getirilmesi konusunda yapılan sunumlar ve reform uygulama planımız. Her Bakanlar Kurulunda bunları değerlendireceğiz ve vatandaşlarımıza verdiğimiz tek bir sözden bir adım, bir milim dahi geri adım atmayacağız.

Bakınız, vaat ve reformlarımızın başlangıcı olarak belirlediğimiz tarihten, yani 22 Aralık’tan, yani yaklaşık 15 gün öncesinden bu yana, henüz 2 hafta geçmiş olmasına rağmen 3 ay gerçekleştireceğimizi söylediğimiz vaatlerin yüzde 30’unu gerçekleştirmiş oluyoruz, yani ilk 15 günde vaatlerin yüzde 30’u gerçekleşti. Aynı şekilde 3 ay içinde gerçekleştireceğimizi vaat ettiğimiz reformların yüzde 25’ini fiilen gerçekleştirmiş bulunuyoruz. Bu oranlara Ayrımcılıkla Mücadele ve İnsan Hakları Kurumunun etkinleştirilmesi gibi Meclis Kuruluna sevk ettiğimiz, ama henüz yasalaşamayan reformlarımızı da dahil etmiyorum. Allah’a şükür milletimize verdiğimiz sözleri harfiyen yerine getiriyoruz, getirmeye devam edeceğiz.

Değerli milletvekilleri, bu çerçevede geçtiğimiz hafta Asgari Ücret Tespit Komisyonu çalışmalarını tamamladı, söz verdiğimiz gibi 2015 yılı sonunda net bin Türk Lirası olan bekar bir işçinin asgari ücretini 2016 yılında net 1300 Türk Lirası’na yükselttik. Biz onlar gibi nasıl olsa iktidara gelemiyoruz, her türlü sözü verelim, biraz fazla oy oranına ulaşırız gibi bir düşünceyle hareket etmiyoruz, biz söz verdik mi bunun gereğini yapıyoruz.

İşverenlerimizin rekabet gücünde olumsuz etkilerini azaltmak için de tedbirlerimizi aldık, alıyoruz. 274 Türk Lirası olan işverene ek maliyetin yüzde 40’ını, yani yüzde 40’ından biraz fazlasını, yani 115 Türk Lirası’nı Hazine tarafından karşılayacağız. Böylece hem asgari ücret alan işçilerimizin refah seviyeleri yükselecek, hem de işverenlerimizin rekabet gücü azalmayacak.

Aynı şeklide 2015 yılının son gününde çiftçimize de güzel bir yeni yıl hediyesi olarak gübre ve yemde KDV oranını yüzde 1’e düşürdük. Bereketli topraklarımızı daha bereketli kılan çiftçilerimize de hayırlı, uğurlu olsun.

SEÇİMDEN ÖNCE VERDİĞİMİZ SÖZLERİ ZAMAN KAYBETMEDEN HAYATA GEÇİYORUZ

Çalışanlarımızın ve emeklilerimizin mutluluğu, huzuru birinci önceliğimizdir. Seçimden önce verdiğimiz sözleri zaman kaybetmeden hayata geçiyoruz. Bakınız, 1 Ocak itibarıyla kamu görevlisi emeklilerimizin aylıklarına gelen yeni mali ve sosyal hakları sizlerle paylaşmak istiyorum.

2016 yılı ilk 6 aylık dönem için yüzde 6, ikinci 6 aylık dönem için yüzde 5 ve enflasyon farkı oranında artış sağladık. Kamu görevlisi emeklilerin maaşlarına oransal zamlarla oluşacak artış dışında 100 Türk Lirası ilave zam ve kamu görevlisi emeklilerine ikramiyelerine 3760 Türk Lirası toplam ilave zam verdik. Bu, 30 yıl üzerinden emekli olan kamu görevlileri için.

4C’lileri oransal zamlara ilave olarak 158 Türk Lirası ek ödeme artış sağladık.

Uzman erbaşlar ile polislerin ek gösterge rakamları 2200’den 3000’e çıkardık ve emniyet hizmetleri tazminatlarının arttırılması konusunda yasa tasarısını da hazırladık.

2005 yılından sonra göreve başlayan kamu görevlilerine 1 Ocak tarihinden itibaren geçerli olmak üzere ilave bir derece verdik.

Yurt dışı teşkilatlarındaki sözleşmeli personele de aynen memurlarda olduğu gibi aile yardımı ödeneği verdik.

KİT’lerde sözleşmeli personel pozisyonlarında istihdam edilen personelin yıl içinde kullanamadıkları yıllık izinlerinin ertesi yıla devri konusunda da gerekli adımları attık.

CUMA GÜNLERİ ÖĞLE TATİLİNİN İBADET HÜRRİYETİNİ ENGELLEMEYECEK ŞEKİLDE KULLANILABİLMESİ İÇİN BAŞBAKANLIK GENELGESİ TASLAĞI HAZIRLADIK

Cuma günleri öğle tatilinin ibadet hürriyetini engellemeyecek şekilde kullanılabilmesi için Başbakanlık genelgesi taslağı hazırladık. Bu hepimizin bütün hayatımız boyunca karşı karşıya kaldığımız bir zorluktu, bir güçlüktü. Üniversite yıllarında çalışırken nasıl Cuma Namazları öncesi bir telaşla, huzur ile sakin bir şekilde bir kalp huzuruyla gidilmesi gereken namaza nasıl telaşla gidilip nasıl telaşla tamamlayıp, hatta bazen imamlardan aman hutbeyi kısa tutun da öğrenciler ya da memurlar işlerine dönebilsin diye ricada bulunduğumuzu hatırlarız.

Şunu ifade edeyim: Bundan sonra herkes huzur içinde Cuma Namazına, isteyen gidecek, isteyen gitmeyecek, herkesin kendi inancına göre, ama gitmek isteyenin huzur içinde gitmesini sağlayacak şekilde gerekli esneklik gösterilecek ve Cuma günleri bir bayram günü kutlaması şekilde de bütün Türkiye’de kardeşliğimize daha da fazla katkı sağlayacak bir ortam gerçekleşmiş olacak. Ama mesaiden de hiçbir kayıp yaşanmayacak, hem mesai tam olarak gerçekleşecek, hem de ibadet etmek isteyenler ibadet etme imkanlarını en iyi şekilde kullanacaklar. Allah hayırlı, mübarek etsin, Cuma Namazlarında edilen duaları da kabul buyursun.

Ayrıca, tüm işçi ve BAĞKUR emeklilerimize yıllık ilave 1200 Türk Lirası verilmesine ilişkin çalışmalarımızı da tamamladık. Söz konusu düzenlemeye ilişkin kanunu 2016 yılında aylık bağlanacak olan vatandaşlarımızı da kapsayacak şekilde yürürlüğe koyduk.

Bütün vatandaşlarımız bilsin ki, artık Türkiye’nin enerjisinin kısır çatışmalarla, boş polemiklerle zayi edilmesine müsaade etmeyeceğiz. Türkiye geçmişi değil, geleceği yaşaması, geleceğe hazırlanması gereken bir ülke. Yapıcı katkı vermeye hazır her partiyle, her kesimle işbirliği yapacağız ve Türkiye’nin meselelerini çözmeye yoğunlaşacağız.

BİZ GELECEĞİN TÜRKİYE’SİNİ İNŞA EDECEK, ORTAK SİYASAL AKLIN ESERİ OLACAK BİR ANAYASA İSTİYORUZ

Değerli arkadaşlar, hepinizin bildiği gibi Türkiye’nin, ülkemizin yıllardır konuşulan ana konularının, ana meselelerinin başında bir anayasa sorunu var. 1982 Anayasası yürürlüğe girdiği günden bu yana sürekli tartışıldı, tartışılıyor. Artık tüm toplumsal kesimler, tüm siyasi partiler bu anayasanın Türkiye’ye dar geldiğini, Türkiye’nin daha kuşatıcı ve özgürlükçü bir anayasaya ihtiyacı olduğunu ifade ediyor. Biz 12 Eylül darbesini yaşamış nesiller olarak, her şeyden önce 12 Eylül Anayasasının yapılış biçimine, o anayasa giden sürece, o süreç içinde yapılan zulümlere karşı hep sesimizi yükselttik, bundan sonra da yükseltmeye devam edeceğiz.

Bu anayasanın değişmesi gerektiği her kesim tarafından sürekli dile getiriliyor, milletimiz yıllardır siyaset kurumundan bu yönde adım atmasını bekliyor. Yeni dönem bu beklentilerin en üst düzeye çıktığı, yeni anayasanın artık daha fazla geciktirilmeyeceği bir dönem. Biz AK Parti’nin kuruluşundan bu yana Türkiye’nin bir anayasa, bir sistem sorunu olduğunu, bunun da ötesinde bir anlayış ve zihniyet sorunu olduğunu ifade ediyoruz.

 2002’den bu yana anayasadan kaynaklanan zaafları gidermek için birçok adım attık, gerek kanuni düzenlemeler, gerekse de mevzuat düzeyinde onlarca düzenleme Hükümetimiz döneminde yapıldı. Bu düzenlemelerin tamamında özgürlüğü esas alan, millete hizmeti esas alan bir perspektifi hayata geçirmeye gayret sarf ettik. Türkiye’nin yeni ortaya çıkan ihtiyaçlarını karşılamak için doğrudan 1982 Anayasasında da birçok değişiklik yaptık, ama tabiatıyla bu değişiklikler bütüncül bir perspektife sahip olmaktan uzaktı. Türkiye’nin aradan geçen bunca yılda bu anayasa değişikliğini yapması artık bir ihtiyacın ötesine geçerek bir zorunluluk halini almıştır. Biz yamalı bohça gibi değil, bütünlüklü bir perspektifle hazırlanmış ve millet iradesine sunulmuş, millet iradesinin tecelli ettiği bu aziz Meclis tarafından sivil ortamda hazırlanmış bir anayasa istiyoruz. Öyle bir anayasa istiyoruz ki, üstünde darbe gölgesi olmasın. Öyle bir anayasa istiyoruz ki, üstünde devlet otoritesini tesis eden, ama vatandaşın ve insanların hak ve hürriyetlerini göz ardı eden bir anlayış olmasın. Öyle bir anayasa istiyoruz ki, 20-30 yıl sonra değil, birkaç yıl sonra değil, asırlar geçse bile eskimesin ve ihtiyaçlara cevap teşkil etsin. Öyle bir anayasa istiyoruz ki, insan onurunu esas alsın ve tarihimizin derin siyasi irfanından geleceğin büyük hedeflerine yürüyecek şartları oluşturabilsin. Biz geleceğin Türkiye’sini inşa edecek olan ortak siyasal aklın eseri olacak bir anayasa istiyoruz. Biz Türkiye’nin siyasi ve ekonomik kazanımlarıyla uyumlu Türkiye’ye yakışan bir anayasa istiyoruz.

Bildiğiniz gibi bu konuda geçmişte Meclis çatısı altında AK Parti öncülüğünde ya da Meclis Başkanlığı öncülüğünde bazı çalışmalar yapılmıştı, maalesef o günkü olumsuz şartlar içinde bu çalışmalar istenilen neticeye ulaşmadı. Kimileri siyaset olarak bu Meclis anayasa yapamaz diyerek Türkiye’nin sorunlarını çözümsüz bırakmayı tercih ettiler. Kimileri de 1982 Anayasasının zihinsel ve ideolojik kodlarından kendilerini koparmadılar, ayıramadılar. Çeşitli nedenlerle akamete uğrasa da şu çok açık ki, Türkiye’nin yeni anayasaya olan ihtiyacı ortadan kalkmadı.

1982 Anayasası milleti değil kısıtlayıcı bir devletçiliği merkeze alan, özgürlükleri genişletmeyi değil kısıtlamayı arzu eden bir zihniyetin eseridir. Türkiye’nin tüm toplumsal kesimlerini kuşatmak, Türkiye’nin sorunlarını çözmek yerine yeni sorunlar üreten bir darbe anayasasıdır. 1982 Anayasası darbe yönetiminin, yani demokratik bakımdan sağlıksız bir dönemin ürünüdür. Ayrıca Türkiye yıllar içinde önemli değişimler geçirmiş, hem ülkemizin, hem insanlarımızın ihtiyaçları farklılaşmıştır. Zihniyet sorununu bir kenara bıraksak bile, ki bırakamayız, bu haliyle bu anayasa ülkemizin ihtiyaçlarını karışlamaktan uzaktır. Bu metin ruhu da, lafzı da eskidir ve Türkiye’yi kuşatmamaktadır. Bu nedenle, Türkiye’nin yeni anayasaya olan ihtiyacı artık tartışılması anlamsız bir konudur. Konuşulması gereken, tartışılması gereken husus, bu anayasanın hangi ilkeler ve değerler üzerinde inşa edileceğidir.

Değerli arkadaşlar, biz Hükümet olarak 1 Kasım sonrasında ortaya çıkan siyasi tabloyu bir fırsat olarak görüyoruz. Gerek seçime katılım oranı, gerekse Meclis çatısı altındaki temsil oranı Türkiye’nin yeni anayasa yapmasına imkan veriyor. Türkiye’nin yeni anayasa olan ihtiyacı daha fazla ertelenemez. Bunun siyasi sorumluluğundan hiç kimse, hiçbirimiz kaçamayız. En başta AK Parti olarak, iktidar partisi olarak biz bu görevden kaçmıyoruz, bu görevin gereğini yapmak için derhal harekete geçemeye karar verdik.

MUHALEFET LİDERLERİYLE GÖRÜŞMELERE İLİŞKİN BİR GELENEK BAŞLATMAK İSTİYORUZ

1 Kasım’a giden süreçte milletimize verdiğimiz söz doğrultusunda hareket etmek durumundayız. Ancak aynı sorumluluk, aynı görev diğer partilerin de omuzlarındadır. Bu bizim Türkiye’ye borcumuzdur, milletimiz bunu bütün partilerden bekliyor. İlk günden beri söylüyoruz, biz bu konuda tüm partilerimizin sorumluluk ve uzlaşma temelinde adım atmasını ve birlikte bir gayret göstermesini çok önemsiyoruz. Bu doğrultuda geçtiğimiz hafta ilk adımlarımızı da attık.

Bizim açımızdan Türkiye’nin yeni anayasa olan ihtiyacı polemiklere, küçük hesaplara ve şahsi birtakım yorumlara kurban edilemeyecek kadar önemli bir konudur. Bu çerçevede milletimizin beklediği yeni anayasa sürecini başlatmak üzere Sayın Kılıçdaroğlu ve Sayın Bahçeli’yle görüşmek üzere randevu talebinde bulunduk. Liderlerle gerçekleştirdiğimiz görüşmeler, görüşme gündemlerimizin dışında sembolik olarak da büyük bir önem taşıyor. İktidar-muhalefet ilişkilerinin sağlıklı bir zemine oturmasına katkıda bulunmak üzere görevi üstlenen Başbakanının muhalefet liderleriyle görüşmesine ilişkin bir gelenek başlatmak istiyoruz. Her iki liderle de yaptığım görüşmeye girerken gündeme girmeden önce bu hususu kendileriyle paylaştım ve bu ziyaretlerimin gündem dışında, özellikle de yeni bir geleneği başlatmak amacına matuf olduğunu ifade ettim.

İktidar, en kısa sürede en fazla hizmeti yapmakla yükümlüdür. Muhalefet denetim hakkını kullanmakla birlikte bu icraatın önünde engel oluşturmadan bu denetim hakkını kullanmakla yükümlüdür. Biz onların denetim ve eleştiri hakkına saygı duyarız, onların da bizim bir an önce en etkin icraat yapma irademize aynı ölçüde saygı duymasını bekleriz. Eğer bundan sonra şimdi başlattığımız bu gelenek devam ederse, yani göreve başlayan Hükümetin Başbakanı muhalefetle oturup 4 yıllık perspektifini, öndeki temel hedeflerini daha Meclis ortamı yeni yeni oluşurken paylaşırsa, muhalefet beklentilerini dile getirirse, bu önümüzdeki 4 yılın ilişki biçimi liderler düzeyinde doğru bir zemine oturtulursa eminim Meclis Genel Kurulunda çok daha medeni, çok daha zarif, siyasi nezakete uygun bir atmosfer oluşur. Bizim liderler olarak görevimiz, kendi gruplarımıza bu anlamda demokratik olgunluk içinde karşılıklı görüşlerin dile getirilmesini sağlamak, ama asla bu Meclis’in çatısına uygun düşmeyen ifadelerin, gerilimlerin bu ortamda yaşanmasına izin vermemektir. Ümit ederim ki, bundan sonra da Türkiye’de bu gelenek devam eder ve iktidar partisinin Başbakanı muhalefet partiyle görüşme iradesini sürdürdükçe muhalefet partilerinden de olumlu tepkiler gelir.

Liderler de bu adımımıza, bu randevu talebimize siyasi nezakete uygun olarak olumlu karşılık verdiler ve bu çerçevede ilk görüşmelerimizi yaptık. Mutabık kaldığımız hususta gerekli gördüğümüzde her zaman kapılarımızın birbirine açık olmasıdır. Olumlu yaklaşımlarından dolayı kendilerine bir kez daha teşekkürlerimi sunuyorum.

YENİ BİR ANAYASAYA DUYULAN İHTİYAÇ LİDERLER ARASINDA KABUL GÖRMÜŞTÜR

Sayın Kılıçdaroğlu ve Sayın Bahçeli’yle yaptığımız ve olumlu geçen görüşmelerde bir ilk adım olarak üç noktada uzlaşıya vardık.

Bunların ilki, anayasa yapımı sürecinde nasıl bir yöntem izleneceği konusudur. Bir uzlaşma komisyonu kurulması ve anayasa yazım sürecinin bu komisyon tarafından işletilmesi konusunda mutabık kaldık.

Bu görüşmelerimizden bu anlamda muhteva olarak anayasanın muhtevası itibariyle çıkan en önemli sonuçlardan biri de, 3 liderin, her birimizin 12 Eylül anayasasından memnun olmadığımızı ifade etmemizdir, yeni bir anayasaya duyulan ihtiyaç da liderler arasında kabul görmüştür. Bu önemli bir başlangıç noktasıdır.

Yine bu görüşmelerimizden çıkan ikinci uzlaşma alanı, Meclis İç Tüzük değişikliğiyle geçen dönemde kurulan komisyonun çalışmalarına devam etmesi oldu.

Üçüncü uzlaşma noktamız ise, AB uyum süreci, özellikle vize muafiyeti çerçevesinde getirdiğimiz reform paketlerinde ortak hareket edilmesidir. Bu anlamda kaybedecek hiç vaktimiz yok. Bu çerçevede ilk olarak gündeme alacağımız vize muafiyeti paketi konusunda muhalefetin bu görüşmelerde dile getirdiği desteği Meclis Genel Kurulunda ve komisyonlarda da göstermesini bekliyoruz. Çünkü 31 Mart’a kadar bu paketlerin geçmesi halinde inşallah Temmuz ayında pilot uygulama, Ekim ayında da vize muafiyetine geçiş ile vatandaşlarımızın Avrupa’ya vizesiz geçme dönemi başlayacak. Bu bizim için 2016 yılının taçlandıran bir gelişme olacak.

Değerli arkadaşlar, yeni anayasa sürecini başlatmak üzere liderlerle gerçekleştirdiğimiz görüşmelerin ardından inşallah yarın Meclis Başkanımızla görüşerek gerçekleştirdiğimiz görüşmelerle ilgili bilgi ve izlenimlerimi paylaşacak ve bundan sonraki sürece Meclis zemininde öncülük etmesini rica edeceğim. Bu ulaşılan mutabakat sonrasında artık mesele Türkiye Büyük Millet Meclisi sathı mahallindedir ve Sayın Meclis Başkanımızın dirayetli yönetimiyle en kısa sürede komisyonun oluşması ve çalışmalara derhal başlanması konusunda da uygun ortam oluşmuş bulunmaktadır.

Elbette farklı görüşler olacak, ama burada önemli olan Türkiye’nin yararını gözetmektir. Anayasa esasen bir mutabakat meselesidir. Toplumun genelinin mutabık olmadığı bir anayasadan ülke ihtiyaçlarına cevap üretebilmek mümkün değildir. Dolayısıyla, en geniş mutabakatın sağlanacağı ortak zemini oluşturabilmek için ısrarlı olacağız.

ÖYLE BİR ANAYASA YAPMALIYIZ Kİ İNSANI ESAS ALSIN

Bu görüşmelerde esas olarak yeni anayasaya nasıl baktığımızı da ifade etme imkanı buldum. Her anayasanın tabiri caizse bir ruhu, bir de iskeleti vardır. Anayasanın ruhu insan ve devlet ilişkisine nasıl bakıldığıyla ilgilidir. Bir anayasanın iskeleti ise kurumlar arası ilişkinin nasıl tanzim edildiği, yönetim sisteminin nasıl oturduğuyla ilgilidir. Ruhundan yoksun bir iskelet hangi yapıya sahip olursa olsun hareket edemez, ruh olup da iskelet olmazsa bu sefer de o yapının işlemesi imkansız hale gelir. Anayasanın ruhu konusunda toplumun kahir ekseriyetinin ve siyasi partilerimizin tamamının önemli ölçüde ortak bir zemine sahip olduğu kanaatindeyim. Anayasanın ruhu derken, insanı esas alan, insan onuruna saygıyı temel alan bir anayasayı kastediyoruz. Şimdi biz öyle bir anayasa yapmalıyız ki insanı esas alsın ve sadece insanı esas alsın. Türkiye’ye yakışan anayasa temel hak ve hürriyetler konusunda hiç bir kısıtlamanın yer almadığı, az, öz net bir anayasadır. Herhangi bir şekilde gücün tekelleşmediği, güçler ayrılığı prensibinin en iyi şekilde gerçekleştirildiği bir anayasaya ihtiyacımız var. Gücün tek meşruiyet kaynağının halk olduğu, halkın onayını almamış hiçbir mekanizmanın, hiçbir vesayet odağının meşruiyet kazanamayacağı bir yapı öngörüyoruz.

Millet iradesini anayasanın ruhuna yerleştirmemiş hiçbir anlayış gerçek anlamda demokratik olamaz. Bunu en iyi şekilde gerçekleştirebileceğimiz sistem hangisiyse bunu da her yönüyle oturup konuşabilmeli, her türlü önyargıdan arınmış bir şekilde bunları tartışabilmeliyiz.

Anayasanın iskeletiyle kastettiğimiz, anayasanın öngördüğü siyasal sistem tercihidir. Özgürlükçü, demokratik bir ruha dayanan anayasada siyasal sistem meselesinin daha rahat konuşulabilmesi ve çözülmesi gerekir. Biz cari parlamenter sistemin, ki muhataplarımla yaptığım bütün bu görüşmelerde kendilerine de ifade ettim parlamenter sistemi savunduklarında, 140 yıllık Meclis tecrübemizde Teşkilatı Esasi’den bu yana, Kanun-i Esasi’den bu yana yapılan bütün çalışmalarda her zaman eksik olan husus, sistemin iç işleyişindeki bütüncüllük olmuştur. Kimse bize bugüne kadar parlamenter sistemin mükemmelen işlediği iddiasında bulunamaz. 140 yıldır Türkiye’de parlamenter sistem var, dolayısıyla bu sistemi devam ettirelim diyenler, parlamenter sistemin doğasını ve dokusunu bilmiyorlar demektir. Allah aşkına, tek parti döneminde, Milli Şef kavramının olduğu dönemde bir parlamenter sistemden bahsetmek mümkün müydü? Allah aşkına, 27 Mayıs’ta parlamenter sistemin içinden çıkmış ve görev üstlenmiş Başbakanı idam sehpasına gönderenlerin yaptığı bir anayasa parlamenter sisteme uygun olabilir miydi? Millet iradesini Meclis ve organlar eliyle, bu organlar kim olduğu tanımlanmadan organlar eli kullanır diyerek bazı organlara Meclis’e şirk koşar şekilde yetki veren bir sistemin parlamenter olduğunu iddia etmek mümkün mü? 12 Eylül döneminde parlamenter sistemin bütün dokusu, doğası yok edilerek yapılan uygulamaları parlamenter sistem olarak telakki etmek mümkün mü? Bugün parlamenter sistemi savunanların parlamenter sistemin tam da kalbine bir mermi gibi gönderilen 27 Nisan e- muhtırası günlerinde suskun kalmış olmaları da her türlü soruya ve eleştiriye açık bir husustur. Eğer o gün parlamenter sistemi bizim savunduğumuz gibi 27 Nisan günü savunmuş olsalardı, bugün parlamenter sistemi savunmalarını anlayışla karşılayabilirdik. 27 Nisan e-muhtırası doğrudan Meclis’e müdahale eden, doğrudan parlamenter sistemi yok sayarak Meclis’in kendi içinden bir cumhurbaşkanı seçmesine müdahale eden bir vesayet anlayışıydı. Biz o gün AK Parti olarak her zaman olduğu gibi her vesayette olduğu gibi o vesayet arayışına karşı dimdik durmasaydık, bugün Parlamentonun özgür iradesinden bahsetmek mümkün olmazdı. Parlamenter sistemin de, parlamenter iradenin de en güçlü savunucusu AK Parti olageldi. Ama maalesef bugün geldiğimiz çarpık anlayış ve parlamenter sisteme her yönden yapılan müdahalelerle artık bu sistemin işlemesi çok zor, hatta imkansız hale gelmiştir.

BAŞKANLIK SİSTEMİNİ VEYA PARLAMENTER SİSTEMİ NEDEN HER YÖNÜYLE MASAYA YATIRIP KONUŞMAYALIM

Biz cari parlamenter sistemin, yani parlamenter sistemden de sapmış olan bugünkü sistemin ürettiği sorunları göz önünde bulundurarak Türkiye için en doğru siyasal sistemin başkanlık sistemi olduğunu düşünüyoruz, bunu da açık yüreklilikle konuşmaya, her zeminde tartışmaya hazırız. Muhalefet partileri ise başkanlık sistemlerini tartışmadan en baştan reddetme yolunu tercih ediyorlar. Başkanlık sistemini veya parlamenter sistemi neden her yönüyle masaya yatırıp konuşmayalım? Neden herkes eteğindeki taşı dökerek bütün bu konuları bugünkü konjonktürün dışına çıkarak mütalaa ve müzakere etmesin?

Yine değerli genel başkanlardan şu ricada bulundum: Gelin dedim konjonktürel şartların dışına çıkalım, bugünkü konjonktürün zihnimizde bıraktığı izler, tortular üzerinden anayasa tartışması yapmayalım. Türkiye’de ortalama insan ömrü belli, dünyada da belli. Rabbimizin takdiridir, belki bir saniye sonra, belki bir dakika sonra, bilemeyiz. Ama bildiğimiz bir şey var ki, 30, 40 yıl sonra bugünkü siyasi liderlerin hiç birisi muhtemelen hayatını sürdürmüyor olacak, siyasi hayatını değil, fiili biyolojik hayatı da bitmiş olacak. Dedim ki, gelin konjonktürel şartlardan çıkalım, bu mevki ve makamlar hiçbirimize baki değildir, bu mevki ve makamlar hiçbirimize babamızdan miras kalmadı, milletten emaneten devraldık ve o emaneti hakkıyla geri vermenin çabası içindeyiz. Bu mevki ve makamların bize getirdiği konjonktür üzerinden değil, torunlarımızın, onların torunlarının, onların da torunlarının belki asırlarca gurur duyacağı bir anayasayı hep beraber yazalım. Çağrımız da budur, çok açık ve net çağrıdır. Hiçbir şahsi hesap yapmadan, hiçbir konjonktürel şartı göz önünde bulundurmadan, insan onuruna dayalı, insan haysiyetini esas alan ve devleti insanı yaşattığı için devletin yaşadığı ilkesiyle yaklaşan gerçek anlamda sivil bir anayasayı hep beraber yapalım. İsimlere, makamlara takılmadan bu sistemleri artılarıyla-eksileriyle, avantajlarıyla-dezavantajlarıyla enine boyuna konuşalım. Bu dönemde hiç başka bir şey yapmasak, ki yapacağız, böyle bir anayasayı yapmış olmak hem iktidar olarak bizlere, hem muhalefet olarak diğer partilere en büyük şeref olur ve torunlarımıza bırakacağımız en büyük miras olur. Samimiyetle çaba sarf edersek, emin olunuz anayasanın ruhu konusunda da, iskeleti konusunda da anlaşmamız mümkün değil, yeter ki samimi bir şekilde bu gayret içinde olalım.

7 Haziran’dan sonra nasıl samimiyetle uzlaşma çabası içine girdiysek, sizlerin huzurunda söz vererek ifade ediyorum bütün milletimize, anayasa konusunda da her türlü samimiyetimizi göstererek bu uzlaşma ortamını sağlamaya ve beraberce bir anayasa yapmaya katkıda bulunacağız. Başından beri yeri geldiğinde ifade ettiğim gibi, torunlarımızın rahat edeceği kalıcı bir siyasal sistem kurgulama anlayışıyla hareket etme sorumluluğumuz var. Bizler bu makamlarda geçiciyiz, ama ülke bu gerçeklerle ve beraber yazacağımız anayasayla yaşamaya devam edecek. Tabuları bir yana bırakıp konuşmalıyız, Türkiye için hangi sistem doğruysa herkes teklifini ortaya koysun, bütün ayrıntılarıyla olgunluk içinde konuşalım, ama kimse hiçbir teklifi baştan reddetmesin. Bir sistemi otoriter yapan şekli değil, nasıl uygulandığıdır. Aklıselim içerisinde en doğruyu bulabileceğimize ben samimiyetle inanıyorum.

Türkiye’nin konuşarak çözemeyeceği hiçbir sorunu yoktur. Bu vesileyle yeni anayasa hakkındaki görüşmelerin milletimiz için, ülkemiz için hayırla sonuçlanmasını diliyorum.

Geçmiş dönemde anayasa çalışmalarına katılan arkadaşlarımla geçtiğimiz Cumartesi günü çok yoğun bir mesaiyle bütün geçmiş müktesebatı elden geçirdik, dün MYK’da tekrar arkadaşlarımızla istişare ettik, bugün MYK’da da yine tartışacağız. Parti içinde de anayasa çalışmalarımızın dirayetle yürütülmesini sağlamak üzere yeni komiteler, görevlendirmeler söz konusu olacak. Biz en kısa sürede milletimizin özlem duyduğu bir anayasayı gerçekleştirmek için gece-gündüz çalışmaya hazırız. Allah inşallah bu gayretlerimizin semeresini verir ve zillet duyduğumuz bu 12 Eylül Anayasasının yerine izzetle gelecek nesillere aktardığımız sivil bir anayasayı yapmayı bize, bu Meclis’e, size nasip eder.

HDP KANDİL’İN KANLI DİLİNE Mİ KENDİNİ TESLİM EDECEK, YOKSA SİYASETİN MEŞRU ZEMİNİNE Mİ?

Değerli arkadaşlarım, bildiğiniz gibi gerek Meclis çalışmalarında uzlaşmayla hareket etmek ve yeni anayasayla ilgili süreci başlatmak üzere baştan HDP’den de randevu talep etmiştik. Bu, ilkesel yaklaşımımızın bir sonucuydu. Kendilerinin sorunlu siyasal dillerine, siyaseti gayrimeşru gören tavırlarına rağmen Meclis’te grubu olan bir parti olmaları hasebiyle kendilerine oy verdiğimiz seçmenlere duyduğumuz saygı gereği randevu talebimizi onlara da iletmiştik. Ancak, bizim bu iyi niyetli yaklaşımımıza rağmen kendilerinin bu teklifimize aynı ciddiyetle yaklaşmadıklarını gördük ve randevu talebimizi derhal iptal ettik. Kendilerine oy veren seçmen bağlamında milli iradeye duyduğumuz saygı dolaysıyla talep ettiğimiz randevuyu HDP yöneticilerinin sorumsuz, nezaketsiz ve ciddiyetsiz tutumları dolayısıyla geri çektik. Biz HDP’yle görüşmek istedik, ancak onlar henüz kendileriyle görüşülebilecek sorumluluk, ciddiyet ve nezaket düzeyinde olmadıklarını gösterdiler.

Düşününüz ki, bu randevu taleplerinden sonra yaptıkları açıklamalarda, Sayın Başbakan gelirse Cizre’de, Sur’da ne olduğunu ona soracağız diyerek sanki biz hesap vermek için onların huzuruna gidiyormuşuz gibi bir tavra yöneldiler. Buradan bir kez daha sesleniyorum, onlar hesap sorma makamında değil, hesap verme makamındalar. Teröre karşı tavır koyamadıkları için, siyasetin meşru zeminde yapılmasını sağlayamadıkları için, her türlü ifadeleriyle millet arasına nifak ve şiddet tohumu ekmek istedikleri için onlar hesap verme makamındalar. Bize kimse milletimizin birliği ve beraberliği, ülkemizin bölünmez bütünlüğü için sarf ettiğimiz çabalar dolayısıyla hesap soramaz soramayacak. Biz hesabı 1 Kasım öncesi millete verdik milletimizde o hesap neticesinde bize bu emaneti tevdi etti. Milletimizden aldığımız emaneti ve sorumluluğu kimseyle paylaşmadık, paylaşmayız. Gerek siyaset kurumuna karşı saygısız ve ciddiyetsiz ifadeleri, gerekse şiddeti meşrulaştıran söylemleri bizim için asla kabul edilebilir değildir. Eğer bu ülke için siyaset yapacaklarsa, şiddeti savunmaya, terörü meşru göstermeye, terör örgütüne sözcülük yapmaya bir an önce son vermelidirler. 7 Haziran ve 1 Kasım seçim sonuçları tüm partilerimiz için ciddi bir muhasebe imkanı vermiştir. HDP’nin bu muhasebeyi sağlıklı yapamadığı görülüyor, artık bir karar vermeleri şart, hep söylüyoruz bir yol ayrımındalar. HDP Kandil’in kanlı diline mi kendini teslim edecek, yoksa siyasetin meşru zeminine mi? Kandil’in kanlı diline kendilerini teslim ederler, terörün, hendeğin, şiddetin savunucusu olmaya devam ederlerse kendilerini muhatap almayız. Siyasete merkeze alarak çatısı altında bulundukları Meclis’te meşru siyaset yapmaya kalkarlarsa o zaman işte o zaman kendileri muhatap alınacak konuma gelirler. Önce üsluplarını, söylemlerini, tutumlarını ama en önemlisi de zihniyetlerini gözden geçirmek zorundalar. Yeri gelmişken bir kez daha ifade etmeliyim ki, Meclis’te en aykırı fikirlerin bile savunabileceği demokratik bir ortam vardır. Türkiye’de herkes fikirlerini açıklama ve savunma hakkına sahiptir. Buna en başta biz sahip çıkar Meclis’te ve Türkiye’nin her yerinde her türlü fikrin savunulmasını önünü açar, imkan sağlarız. AK Parti olarak böyle bir ortamın olmamasının en büyük acısını yaşamış bir partiyiz.

HDP TERÖR ÇETELERİNE EN UFAK BİR ELEŞTİRİ İMASINDA DAHİ BULUNMUYOR

Bu ortamı sağlarız ancak bir şartla, o da şiddeti savunmamak, terörü mazur görmemek, terör örgütünün sözcülüğünü yapmamak, şiddete yol açacak söylemleri kullanmamak kaydıyla. HDP bırakın siyaset kurumunun imkanlarını kullanmayı, siyaset yapma hakkını savunmayı bir siyasi parti gibi davranmayı bile kendisine özümsemiş, benimsemiş değil. Sürekli hendekleri, barikatları savunuyor, terör örgütünü maruz gösteriyor buna karşı her açıklamalarında devlet ve güvenlik birimlerini suçluyorlar. Terör çetelerine en ufak bir eleştiri imasında dahi bulunmuyorlar. Şiddeti ve terörü, hendek ve barikatları yanlış bulduklarını ifade ettikleri tek bir açıklamaları yok. Geçmişte devlet eleştirirken yaptıkları bir açıklama dışında hani bugünlerde değişik yayın organlarında yayınlanan Demirtaş’ın hendekleri kınayan 1,5 sene önceki açıklamaları. Devleti sonuna kadar eleştir, hakaret et, ama terör baronlarına dönüp tek bir söz söyleme, terör örgütüne bunlar söz söylemezler. Bilirler ki Türkiye demokratik hukuk devletidir dolayısıyla, devlete yönelik olarak rahatça konuşurlar, ama ne demokrasiden, ne hukuktan nasibini almamış terör örgütüne dönüp tek bir kelime söyleyecek yürekleri yoktur bunların. Meclis’te olan yüreklerini Kandil’e doğru kullandıkları söylemde de göstermek durumundalar, işte bunların cesareti bu kadar. Ama Doğu ve Güneydoğu’daki kardeşlerimizin hepsinin bu terör odağına karşı son dönemde gösterdikleri dirayetle, basiretli tutum dolayısıyla da bölge halkına buradan selamlarımı, hürmetlerimi, muhabbetlerimi iletmek istiyorum.

TÜRKİYE HER BİR BÖLGESİYLE BİR OLMAYA, BERABER OLMAYA, İRİ OLMAYA, DİRİ OLMAYA DEVAM EDECEK

Ve müsaade ederseniz bazı kahramanlarımızdan da bahsetmek istiyorum. Cizre’de, Sur’da, Silopi’de bunların bütün tahriklerine rağmen teröre prim vermeyen yiğit bölge haklı yanında, o bölge halkına destek vermek için hastanelerde roket saldırıları altında çalışan doktorlarımıza, hasta bakıcılarımıza, hemşirelerimize, o çocukları masum çocukları kurtarabilmek için görev yürüten kamu görevlilerine, Mehmetçiğimize, güvenlik birimlerimize huzurunuzda teşekkürü bir borç biliyorum.

Geçtiğimiz hafta sağlık çalışanlarıyla biraraya gelmiştim Çankaya Köşk’ünde. Bir kahraman doktorumuz Şırnak Kamu Hastaneleri Genel Sekreteri Hakan Bey, Cizre’den çıktı toplantıya katılmaya geldi. Cizre Devlet Hastanesinde orada bulunan doktorlarla birlikte birtakım roket saldırıları altında mermi ve diğer ateşli silahlarla yapılan saldıralar altında nasıl görev yaptıklarını bize anlattı. Hangi zor şartlarda bölge halkına yardımcı olmak için doktorlarımızın, hemşerilerimizin, hasta bakıcılarımızın çalıştıklarını bize aktardı. Ben buradan bütün o doktorlarımızı, hasta bakıcılarımızı, hemşirelerimizi sizler adına alınlarından öpüyorum, Allah gayretlerini zayi eylemesin. Bölge halkının yarasını saran her eli en mübarek el olarak görüyoruz. Bölge halkıyla kalbini birleştiren her kamu görevlisini en mübarek kamu görevlisi olarak görüyoruz. Bölge halkının gözünün içine bakıp da ben kardeşinim diyen, her askerimizi, her polisimizi alnından öperek tebrik ediyorum. Bölge halkının bütün bu tahriklere rağmen hiçbir şekilde terör örgütünün planlarına alet olmaması karşısında o bölge halkını muhabbetle kucaklayan bütün kamu görevlilerimize şükranlarımızı ifade ediyorum. Bütün bunlar geçecek, bu zor günler geçecek, ama Türkiye doğusuyla, batısıyla, kuzeyiyle, güneyiyle her bir bölgesiyle bir olmaya, beraber olmaya, iri olmaya, diri olmaya devam edecek.

Değerli milletvekilleri, bugün bölgede yaşanan çatışmaların tek bir sebebi var o da terör örgütünün barıştan, huzurdan, istikrardan rahatsız olması ve HDP’nin de buna çanak tutmasıdır. Ancak terör baronları ve onların siyasi sözcülüğüne soyunmuş olanlar bilsinler ki, biz Allah’ın izniyle milletimizin elinden almaya çalıştığınız huzuru ve güvenliği kısa sürede tekrar tesis edecek, bu hedefe ulaşıncaya kadar da bütün imkanlarımızı seferber edeceğiz. Bölgedeki esnafımıza, Sur’daki esnaflarımıza geçtiğimiz hafta içinde 5 milyon Türk Lirası acil yardım gönderdik destek anlamında. İnşallah oraları tekrar bereketli ticaretin yürüdüğü, bol helal rızkın Diyarbakır sokaklarında elden ele dolaştığı refah şehri haline getireceğiz.

TÜRKİYELEŞME YALANIYLA YÜRÜTTÜKLERİ SİYASET KAZDIKLARI HENDEKLERDE TÜKENMİŞTİR

Diyarbakır’da, Cizre’de, Nusaybin’de kazılan hendeklerden özyönetim ucubesi çıkmayacağı gibi, demokraside hiç çıkmaz. Türkiye’de özyönetim, söz yönetim yok, Türkiye’de demokrasi var, milli irade var, onunda merceği, odağı Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir. Biz Kürt vatandaşlarımızın hakkı, hukuku ve 78 milyon vatandaşımızın barış ve huzuru için asla bu tür gayrimeşru uygulamalara müsaade etmeyeceğiz. Milletimiz her şeyi görüyor, terör çetelerine karşı verdiğimiz mücadele de sivil vatandaşlarımızın mağdur olmaması ve onların yaralarının sarılması için nasıl kılı kırk yardığımızı, terörden etkilenen vatandaşlarımızın yaralarını sarmak için nasıl seferber olduğumuzu milletimiz görüyor. Bu süreçte kimin haklı kimin haksız olduğunu, kimin yanlarında kimlerin karşılarında olduğunu milletimiz engin ferasetiyle görüyor. Hiç şüpheniz olmasın HDP savunduğu bu hendek siyasetinin bedelini kendi ödeyecek, kazdığı hendeğe mutlaka kendi düşecektir. Onca insanın canına kast etmenin, onca insanı evinden etmenin, mahalleleri işgal etmenin teröristlere bir bedeli olduğu gibi bunu savunan HDP’ye de siyasi bir maliyeti olacaktır. Sadece masum insanlarımızın canını değil, kendisine inanmış mensuplarının bile canını hiçe sayan bir kanlı şebekeden ve onun savunucusu haline gelmiş bir siyasetten bu ülkeye hayır gelmez. Türkiyeleşme yalanıyla yürüttükleri siyaset kazdıkları hendeklerde tükenmiştir. Türkiyeleşmenin yolu İstanbul’dan geçer, Edirne’den geçer, Diyarbakır’dan, Konya’dan, Kayseri’den, Trabzon’dan, Samsun’dan, Hakkari’den geçer Moskova’dan geçmez, Moskova’dan geçmez Türkiyelileşmek. Türkiyelileşmek isteyenler Türkiye’yle derdi olan, Türkiye’ye problem çıkarmak isteyen başkentlerde dolaşmaz. Türkiye’nin her bir köşesinde başı dik bir şekilde dolaşır. Eminim son gelişmelerle Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki aziz vatandaşlarımız, Sarıkamış destanını yazanlar, o bölgede Rus işgaline karşı direnen kahramanların torunları bunlara hak ettikleri cevabı verecekler ve bu yolun Diyarbakır’ın geleceğinin Moskova’dan değil, Ankara’dan şekilleneceğini bir kez daha görürler.

İdris-i Bitlisi’den bu yana İstiklal Harbinden Çanakkale’den işte biraz önce Çanakkale Destanını okudu Çanakkaleliler. Orada şehit verenlerin, orada bu dönemde torunlarımız özgür, hür Al Bayrağın altında Ezan-ı Muhammediye’nin gölgesinde yaşasın diye şehit olan o Kürt asil, yiğit insanların torunları bunlara hadlerini bildirecek ben ondan eminim.

O GENÇLERİ O HENDEKLERİN İÇİNDEN ÇIKARIP AYDINLIK ÜNİVERSİTE SALONLARINA GÖNDERECEK OLANLAR DA BİZLERİZ

İnsanların kanları üzerinden özyönetim hayalleri kuranlara sesleniyorum, niye hiç birinizin çocukları yok o hendeklerde, neden sizin çocuklarınız yok o hendeklerde? Başkalarının çocukları üzerinden onların geleceğini karartarak yürüttüğünüz mücadele mi bu özyönetim. Sizin canınız değerli de orada hendek kazdırdığınız o gencecik çocukların, insanların canı ucuz mu? Onların zihinlerine, beyinlere girerek onları okullar yerine hendeklere göndermenin bedelini sizler ödeyeceksiniz. Ve o gençleri kurtaracak olan da bizleriz. O gençleri o hendeklerin içinden çıkarıp aydınlık üniversite salonların, amfilerine gönderecek olanlarda bizleriz. Niye sizin oturduğunuz lüks sitelerin önünde yok hendekler, niye lüks içinde yaşadığınız bu hayatı başkalarının hayatlarını karartarak sürdürmeye çalışıyorsunuz. Güya kurtarmak istediğinizi söylediğiniz kardeşlerimiz sizin gerçek yüzünüzü gördü ve sizden uzaklaşıyor. Allah’ın izniyle o kardeşlerimizin, vatandaşlarımızın tamamı daha huzurlu bir ortama sahip olmuş şekilde evlerine dönecekler.

HER EV ONARILACAK, HER OKUL EĞİTİME AÇILACAK

Buradan söz veriyorum, bütün o kardeşlerimiz evlerine dönecekler. Eğer evlerinde yaşayacak şartlar yoksa o evleri en iyi şekilde imar edip onlara vereceğiz. Biz Van depremi sonrasında bir yıl içinde mucizevi şekilde 20 bini aşkın konutu orada yapan yapma kudretine sahip olan bir iktidarız. Her ev onarılacak, her okul eğitime açılacak, her sokak emniyetli hale gelecek, her mahalle, her ilçe rahatça, özgürce gezilen, özgürce ticaret yapılan, emek sarf edilen yerler haline gelecek o bizim taahhüdümüzdür. Ve bu olana kadar daha yılbaşının son gününde yaptığımız güvenlik zirvesinde bütün güvenlik birimlerine tekrar 31 Aralık’ta herkes tatile doğru hazırlık yaparken bütün güvenlik birimlerimize 5 saat önümüzdeki dönemin değerlendirmesini yaptık ve orada da verdiğimiz talimat açıktır arkadaşlar. Bütün ilçeler temizleninceye kadar, bütün sokaklar barikatlar arındırılıncaya kadar, bütün hendekler kapatılıncaya kadar, bütün okullar açılıncaya kadar, bütün hastaneler işleyinceye kadar, bütün evler huzurlu, emniyetli hale gelinceye kadar mücadelemiz sürecek bir an dahi tereddüt göstermek yoktur.

Bütün dağlar, bütün ovalar aziz Fırat’ın, aziz Dicle’nin kenarları emniyet içinde, barış içinde insanların yaşadığı diyarlar haline gelinceye kadar bu mücadeleyi sürdüreceğiz. Geri adım atacağımızı, duracağımızı, duraksayacağımızı zannedenler bilsin ki irademiz nettir, kararımız kesindir, netice ise mutlaktır. Bu ülkede hiç kimsenin zorbalık etmek gibi bir hakkı yok ve hiçbir hukuk anlayışında da terör ve şiddeti savunmanın adına siyaset denemez bu hukuken suçtur. Dünyanın hiçbir ülkesinde siyasetçilerin bu şekilde açıkça ve alçakça bir terör destekçisi haline gelmesi kabul edilemez bunun bir bedeli vardır. Siyaset sorunların konuşularak çözüldüğü kurumun adıdır bunun için bu ülkede seçimler yapılır. Bu ülkede seçimleri onun için yaparken siz ne yapıyorsunuz? Seçime giren ve Meclis’te sandalyeye sahip bir parti gibi değil, terör örgütünün uzantısı ve sözcüsü gibi hareket etmenin demokraside karşılığı yoktur. Bu hukuken de suçtur, siyaseten de suçtur, vicdanen de suçtur bunun da herkesçe böyle bilinmesi lazım.

Terörle bu ülkede alınabilecek hiçbir mesafe yoktur. Terör tehdidi altında atılacak hiçbir adımda yoktur. Her türlü terör faaliyetinin sonu gelinceye kadar mücadelemiz ve kararlılığımız sürecek. Bu kararlılığımızı bir kez daha ifade ederken milletimize inşallah 2016 yılında terörden, şiddetten azade, barış ve huzur içinde demokratik bir ortamı tesis etmek için gece gündüz çalışma sözü veriyoruz. Bu vesileyle bir bilgiyi de sizinle paylaşmak istiyorum. Habur Sınır Kapısı 14 Aralık 2015 tarihinden bu yana güvenlik nedeniyle kapalı tutuluyordu. Bu kapıları işlemez hale getirenlerin kimler olduğunu, kimlerin de bu teröre destek verdiğini milletimiz biliyor. Bölge halkını kimin mağdur ettiğini, ihracatçımızın, ithalatçımızın, işçimizin ekmeğiyle kimlerin oynadığını da halkımız görüyor. Biz AK Parti Hükümeti olarak bir an önce hayatı normale döndürmenin, halkımızı huzura kavuşturmanın gayreti içindeyiz. Sayın Bakanımız, beraberindeki ilgili arkadaşlarımızla birlikte sınır kapısında incelemelerde bulundular. Bu kapıdan giriş çıkışları bugün itibariyle tekrar başlattık. Bugün sabah itibariyle Habur’dan giriş ve çıkışlar yapılmaya başlanmış yol emniyeti temin edilmiştir Allah hayırlı, bereketli, ticaretlere vesile kılsın. Böylece tır şoförlerinin günler süren mağduriyeti son buldu ihracatçılar, ithalatçılar faaliyetlerini bundan sonra rahatlıkla sürdürebilecekler.

Değerli arkadaşlar, bölgemizde maalesef sıkıntılar yaşanmaya devam ediyor, bir ateş çemberinin içindeyiz. O ateş çemberinin ısısı bütün bölgeyi ciddi bir şekilde tehdit ediyor. Mevcut problemlere geçen hafta bir yenisi daha eklendi ve Suudi Arabistan ile İran arasında ilişkilerde büyük bir gerilim ortaya çıktı. Suudi Arabistan’da Şii bir adamının da aralarında bulunduğu, 44’de El-Kaide mensubu 47 kişinin idamıyla başlayan gerilim Suudi Arabistan’ın Tahran Büyükelçiliği ve Meşhed kentindeki konsolosluk binasının ateşe verilmesiyle daha da tırmandı. Diplomatik misyonlar uluslararası anlaşmaların koruması altındadır ve her türlü gerilim ve çatışma ortamında bile güvenlik altına alınmalıdır. Geçmişte diplomatları ve diplomatik misyonları saldırıya uğramış bir ülke olarak hangi gerekçeyle olursa olsun diplomatik unsurlara yönelik saldırılar kabul edilemez bu saldırıları en şiddetli şekilde kınıyoruz. Şu anda ne yazık ki, iki ülke arasındaki diplomatik bağlar tamamen kopmuş durumda. Biz öteden beri mezhep temelli çatışmaların ve gerilimlerin bölgemizde büyük sorunlara yol açma potansiyeli taşıdığını söylüyoruz. Ne yazık ki, bölgede yaşanan kargaşalarında tesiriyle bu hassasiyet korunamıyor ve mezhep temelli çatışmalar giderek tırmanıyor. Türkiye olarak dost ve müttefik gördüğümüz İran ve Suudi Arabistan İslam dünyasının iki önemli ülkesidir. Bu iki önemli ülke arasında tırmanan mevcut gerilim maalesef bölgemizdeki mevcut gerilim alanlarını daha da büyütecek bir potansiyele sahiptir. Bölgedeki bütün ülkelerin bu konuya aklıselim içinde yaklaşması ve gerilimi artırıcı değil düşürücü yönde hareket etmesi gerekiyor ve bunu bekliyoruz. Bu gerginliğin bölgenin güvenlik, istikrar ve barışı üzerinde olumsuz etkilere yol açmaması için sağduyuyla hareket edilerek bir an önce diplomatik kanalları imkan tanınması gerektiğini düşünüyoruz. Türkiye olarak iki ülke arasındaki sorunların giderilmesi noktasında her türlü yapıcı gayreti göstermeye de hazırız. Bölgenin yeni çatışmalara değil, uzlaşmalara ve çözümlere ihtiyacı var. Bölgedeki her çatışma noktasında barışın tesisi için Türkiye olarak daima çaba gösterdik, bugünde göstermeye devam ediyoruz. Bu Türkiye’nin değişmez ve değişmeyecek çizgisidir. İnşallah her ülke bu hassasiyet içinde hareket eder ve bölgede hüküm süren bu çatışma iklimi bir an önce sona erer.

TÜRKİYE’Yİ ÇOK TECRÜBELİ, DONANIMLI, ÜLKE MENFAATLERİNİ GÖZETEN BİR KADRO YÖNETİYOR

Değerli arkadaşlar, her türlü olumsuz şartlara rağmen Türkiye istikrar içinde yoluna devam ediyor. Gelecekte 2016 yılının ülkemizin geleceğe yürüyüşünde çok tarihi adımların atıldığı bir yıl olarak hatırlanacağına gönülden inanıyorum.

Hükümet olarak bir yandan ülkemizin geleceğini inşa etmek üzere tarihi reformlar gerçekleştirirken, diğer yandan güncel meselelere çözüm üretmeye de devam ediyoruz. Ne ülkenin ihtiyaç duyduğu icraatları hayata geçirmekten, ne de ülkemizin ihtiyacı olan değişimi gerçekleştirmekten asla geri durmayız.

Özellikle anayasa çalışmalarını sürdürürken bunun da bilinmesini isterim ki, iki hat üzerinde kararlı şekilde yürümeye devam edeceğiz.

Bir taraftan başta anayasa olmak üzere uzun dönemli reform çabalarını sürdüreceğiz, diğer taraftan güncel meselelere anlık ve etkin bir yönetim anlayışıyla çözüm bulacak ve yaşam kalitesini arttıracak hizmet ve icraatlar gerçekleştireceğiz. Bu konuda vatandaşlarımızı müsterih olsun, Türkiye’yi çok tecrübeli, donanımlı, ülke menfaatlerini gözeten bir kadro yönetiyor. Bugüne kadar yaşadığımız zorluklar ne olursa olsun nasıl yönetim disiplininden bir nebze dahi uzaklaşmadıysak, bugün de aynı disiplin, aynı kararlılık, aynı muhabbet, aynı aşkla yola devam ediyoruz.

Türkiye’nin 2002’den bu yana elde ettiği kazanımların ne kadar değerli olduğunu biliyoruz. Bu kazanımları daha büyük atılımlarla büyütmek için her adımımızı dikkatle ve kararlılıkla atıyoruz. Azmimiz, kararlılığımız, Türkiye sevdamız en az hedeflerimiz kadar büyük. Allah’ın izniyle milletimizin yüzünü güldürmeye devam edeceğiz.

Bu inançla sözlerime son veriyor, bir kere daha saygılarımı, muhabbetlerimi sunuyorum, Allah’a emanet olun. 

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
banner66

banner64