banner47

Başbakan Davutoğlu: Suriye ve Irak’ta DAEŞ mevzileri vuruldu

Başbakan Ahmet Davutoğlu, Çankaya Köşkü'nde 8. Büyükelçiler Konferansı'na katılanlarla öğle yemeğinde bir araya geldi.

Başbakan Davutoğlu: Suriye ve Irak’ta DAEŞ mevzileri vuruldu

Başbakan Ahmet Davutoğlu, Çankaya Köşkü'nde 8. Büyükelçiler Konferansı'na katılanlarla öğle yemeğinde bir araya geldi.

15 Ocak 2016 Cuma 17:27
Başbakan Davutoğlu: Suriye ve Irak’ta DAEŞ mevzileri vuruldu

 Konuşmasına, Diyarbakır'ın Çınar ilçesi ve İstanbul’da meydana gelen terör saldırılarını lanetleyerek başlayan Davutoğlu, insan olarak terörün her türlüsüne karşı ortak bir tavır göstermenin, birlikte mücadele etmenin bir zaruret olduğunu vurguladı.

Başbakan Ahmet Davutoğlu, Sultanahmet'teki terör saldırısının ardından, top ve tank atışıyla DAEŞ'in hem Başika’da hem Suriye’de sınır boyundaki sığınaklarının ve mevzilerinin vurulduğunu, aralarında bazı bölge sözde yöneticilerinin de bulunduğu 200’e yakın DAEŞ mensubunun etkisiz hale getirildiğini belirterek, "Bir kez daha ifade ediyorum, bundan sonra da Türkiye’ye yönelecek her el, Türkiye’nin misafirlerine yönelecek her tehdit misliyle mukabeleyle cezalandırılacaktır" dedi.

Kimden gelirse gelsin, kime yönelirse yönelsin, nerede gerçekleşirse gerçekleşsin hangi gerekçeyle dayanırsa dayansın terörün her türlüsünün insanlık suçu olduğunu dile getiren Davutoğlu, "Terörün her türlüsüyle mücadele etmek bir insanlık görevidir. Bir yandan terörle mücadelemizi sürdürürken aynı zamanda terörün beslediği kaynakları birer birer kurutmaya kararlıyız" diye konuştu. 

Sultanahmet’te meydana gelen terör saldırısını bir kez daha telin ettiklerini vurgulayan Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bu menfur olayda hayatını kaybeden çoğu Alman dostlarımızı buradan saygıyla anıyorum, yaralanan Alman, Perulu ve Norveçli misafirlerimize de vatandaşlarımıza da Allah'tan acil şifalar diliyordum. Terör alçak, korkak ve kaypak tiynetini, yüzünü Sultanahmet'te bir kez daha ortaya koydu. Yine sinsice geldi, yine yeryüzünün en yüce değerini insan hayatını hedef aldı, yine arkasında kan gözyaşı ve hüzün bıraktı. İstanbul saldırısının, Londra, Madrid ve Paris saldırılarından hiçbir farkı yoktur. Bu evrensel bela, her an, herhangi bir dünya metropolünde o çirkin yüzünü gösterebilir ve gösteriyor. İnsanlığa yönelen bu aşağılık cinayet şebekelerine karşı, ülke olarak, millet olarak tam bir kenetlenmeyle cevap vermeli, insanlık camiası adına terörün her türüne tam karşı durmalıyız ve gerektiğinde de ülkemize meydan okuyan bu terör örgütlerine karşı en kararlı tutumu sergilemekte de gecikmemeli, tereddüt göstermemeliyiz."

200 DEAŞ MENSUBU SON 48 SAAT İÇİNDE ETKİSİZ HALE GETİRİLMİŞTİR

Türkiye'ye yönelen her tehdide, hiçbir tereddüt göstermeden mukabelede bulunulacağını, ülkeye, millete, ülkenin misafirleri olan yabancılara dönük her terör saldırısının mutlaka mukabeleyle karşılaşacağını belirtenDavutoğlu, şunları söyledi:

"Dün basın toplantısında, İstanbul Valiliğinde, ‘Bir mukabele düşünüyor musunuz’ diye sorulan bir soruya, 'Uygun gördüğümüz zamanda, uygun gördüğümüz şekilde, Türkiye'ye uzanan bütün elleri kırar, gerekli cevabı veririz’ demiştim. Şimdi burada kamuoyumuza paylaşarak ifade ediyorum, salı günü 10.20'de cereyan eden olayın hemen sonrasında, birkaç saat sonra topladığımız güvenlik zirvesinde, intikal eden bilgiler dolayısıyla, bu adi terör olayının, bu alçakça saldırının DEAŞ tarafından yapıldığının tespit edilmesine müteakip silahlı kuvvetlerimize verdiğimiz talimatla, o andan bugüne kadar yaklaşık 48 saat içinde, DEAŞ mevzilerine, Suriye ve Irak’ta 500’e yakın kara atış vasıtasıyla, top ve tank atışıyla taarruzda bulunulmuş ve DEAŞ mevzileri sığınakları hem Başika’da hem Suriye’de sınır boyumuzda bütün imkanlarımızla vurulmuş, 200’e yakın DEAŞ mensubu, bunlar tek tek tespit edildi, 200’e yakın DEAŞ mensubu, aralarında bazı bölge sözde yöneticilerin de olduğu DEAŞ mensubu son 48 saat içinde etkisiz hale getirilmiştir. Bir kez daha ifade ediyorum, bundan sonra da Türkiye’ye yönelecek her el, Türkiye’nin misafirlerine yönelecek her tehdit misliyle mukabeleyle cezalandırılacaktır."

Başbakan Ahmet Davutoğlu, "Kim ülkemize, milletimize, milletimizin misafirlerine dönük terör eylemine karışırsa bilsin ki her türlü tedbiri alır ve gerekli mukabelede bulunuruz. Şu anda dahi bu mevzilere dönük kara atış taarruzuyla cezalandırma uygulamalarımız devam ediyor. Gerektiğinde hava kuvvetlerimiz de devreye girecek" dedi.

Davutoğlu, Çankaya Köşkü'nde düzenlenen Büyükelçiler Konferansı Yemeği'nde yaptığı konuşmada, DAEŞ terör örgütü Türkiye sınırlarından tümüyle ayrılıncaya kadar ve bölgede, dünyada mübarek İslam dinini lekeleyecek davranışları sürdürdükçe, bütün bu etkisini kaybedene kadar da en kararlı mücadeleyi göstermeye devam edeceklerini vurguladı.

"Kim ülkemize, milletimize, milletimizin misafirlerine dönük terör eylemine karışırsa bilsin ki her türlü tedbiri alır ve gerekli mukabelede bulunuruz. Şu anda dahi bu mevzilere dönük kara atış taarruzuyla cezalandırma uygulamalarımız devam ediyor. Gerektiğinde hava kuvvetlerimiz de devreye girecek" ifadelerini kullanan Davutoğlu, "Her zaman ifade ettiğimiz gibi uluslararası toplum da ortak bir irade sergilemelidir. Kimse terörün şu veya bu kısmını diğerinden ayırarak bir kısmına müsamahakar, diğer kısmına ise cezalandırıcı davranmamalıdır. İnsanlığın vicdanını kanatan bu alçak saldırılar güvenlik endişesi oluşturmamalı, tedirginlik kaygı ve korku değil ortak akıl, ortak vicdan ve terör karşısında ortak tutum egemen olmalıdır. Elbette önleyici tedbirleri en üst seviyede alcağız. Elbette teröre karşı en doğru yöntemlerle mücadele edeceğiz. Terörle mücadele dünyanın neresinde olursa olsun daha az demokrasi, daha az hukuk ve daha az özgürlüğü beraberinde getirmemelidir. Türkiye bu mücadelesini demokratik hukuk devleti kuralları içinde sürdürecek" diye konuştu.

Başbakan Davutoğlu, dünya milletler ailesi olarak bu konuda zaafiyet gösterdikleri takdirde bilmeden ve istemeden tam da terörün istediğini yapmış olacaklarını ifade ederek, şu değerlendirmeyi yaptı:

"Terörü yapan, Suriye menşeili bir DEAŞ'lı diye düşünüp, bütün Suriyeli mültecileri, mağdurları, mazlumları tehdit olarak görürsek, DEAŞ'ı yapan, yüce dinimizi istismar eden bir grup olması sebebiyle bütün müslümanları yerkürede potansiyel tehdit gibi görüp, onları uçaklardan indirmeye kalkarsak, işte o zaman tam da terörün istediği tuzağa düşülmüş olur. Bizim, Türkiye olarak onlarca yıldır teröre karşı mücadeleden aldığımız bir sonuç var. Teröristleri vatandaşlarımızdan, insanlık ailesinin diğer fertlerinden, şimdi de DEAŞ terörünü Suriyeli masum insanlardan ayırarak onların tuzaklarını bozabiliriz. Zira, terör örgütlerinin bu insanlık dışı yöntemle birinci gayeleri makul, masum insanları, karar vericileri terörize etmektir, endişe ve kaygıya sevk etmek, panik halinde karar almalarını teşvik etmektir."

Davutoğlu, terörün, demokrasinin nefesinin kesildiği ortamlarda kendisine iyi gelen zehirli, kirli havayı soluyarak daha da palazlandığını dile getirdi.

ALMAN MİSAFİRİMİZİN CANI AZİZDİR

Temmuz ayından itibaren DAEŞ, DHKP-C ve PKK'nın düğmesine basıldığını, hepsinin birden Türkiye'ye saldırdığını ifade eden Davutoğlu, şunları kaydetti:

"Belli ki bu eli kanlı güruh, Türkiye'nin huzurunu bozmak için yeni bir ihale yönetti. Belli ki bu taşeron örgütler bir yerlerden 'tam da vaktidir Türkiye'yi kaosa sürüklemek, diğer ülkelerde görülen istikrarsızlığı Türkiye'yi de ateş çemberinin içine de alarak yaymak gerekir' deyip bu terör örgütlerine farklı niyetlerle de olsa birtakım işaretler verdiler. Düşünün, dün bizim misafirlerimizin, Alman dostlarımızın acısını DEAŞ sebebiyle yaşarken bütün bir gün o acıyla dünyaya seslenirken, gece geldiğimizde bu çerçevede yaptığımız güvenlik toplantısı esnasında, Diyarbakır Çınar'da 5 aylık bebeğin de içinde olduğu lojmanlara yapılan saldırılarda, vatandaşlarımızın ve lojmanların kenarında yaşayan sivil vatandaşlarımızın öldüğü, yaralandığı haberi geldi. Bu terör olaylarını mazur göstererek, devleti katil veya katliam yapan konumda gösterenlere sesleniyorum. İstanbul'da Alman misafirlerimizi öldüren o terörist ile Çınar'da 5 aylık bebek ve annesini öldüren, o adi ve alçak saldırgan arasında ne fark vardır. Alman misafirimizin canı azizdir, Çınar'da kaybettiğimiz daha çınar olamamış bir fidan olarak dünyaya gelmiş olan o 5 aylık bebeğin canı da azizdir. Neden ses verilmez? Neden terör olayları karşısında hep beraber omuz omuza duramayız?"

Teröristlerin bir taraftan şehirleri, ilçeleri tehdit altına almaya çalıştığını, şehirlerde çukurlar kazarak vatandaşların günlük hayatını etkilemeye gayret ettiğini, diğer taraftan da vatandaşların canına kastettiğini belirten Davutoğlu, terör örgütünün barikat, çukur ve pusu, her türlü alçaklıkla, Cizre, Silopi ve Sur'da vatandaşların canına, malına, huzuruna kastettiğinin altını çizdi.

Davutoğlu, "Dünyanın her yerinde, her devlet, her demokratik yönetim bu maharetteki bir sokak şiddetine ve teröre hak ettiği cevabı, karşılığı verir. Teröre karşı vereceğimiz mücadele, her hukuk devletinin vereceği bir mücadeledir. Bu mücadele aynı zamanda, her hukuk devletinin masum vatandaşlarına karşı bir zorunluluğu ve vazgeçmeyeceği bir görevidir. Güvenlik güçlerimiz bu çetelere karşı canla, başla mücadele ediyor" dedi.

Teröre, şiddete kategorik olarak karşı durması gereken akademik çevrelerden gelen bazılarının da bu haklı ve meşru mücadeleyi kamuoyuna yanlış lanse etmenin peşinde olduğuna dikkati çeken Davutoğlu, "Üniversitelerin, akademik dünyanın özgürlüğünden yana olduğumu burada izah etmeyi bile zait görürüm. Hayatım boyu hiçbir zaman, hiçbir otorite karşısında düşüncemi söylemekten çekinmedim" diye konuştu.

Başbakan Davutoğlu, "Hiçbir zaman hiçbir üniversite öğretim üyesine de başbakan ve daha önce bakan olarak, görüşünü söylemesi konusunda zihninde bir sınır oluşturması gerektiği gibi bir şeyi ima dahi etmedim. Dışarıdan gelen bilim adamlarıyla, iki hafta önce buluştuğumuzda lütfen yanlış gördüğümüz her şeyi eleştirin, bize bildirin dedim. Biz bundan kormayız. İfade özgürlüğü benim en çok önem verdiğim değerdir. İfadesini dahi gündeme getirme konusunda özgür olmayanların, özgür bir toplum kurmaları ve kendi ülkelerinin istiklalini savunmaları mümkün değildir. İfade özgürlüğü aynı zamanda kendi içinde bir tutarlılık gerektirir. İfade özgürlüğü altında kimse gayri meşru çizgide olanı, organize suç işleyeni, terör örgütlerini omuzlayamaz, onlara destek olamaz. Bu haksızlıktır" ifadelerini kullandı.

 Başbakan Ahmet Davutoğlu, bir grup akademisyenin imzaladığı bildiriye ilişkin, "Sabahki konuşmadan bu yana, bir kaç saat içinde değişik yerlerden gelen mesajlarla bu akademisyenler içinde, 'Biz metnin çoğunu da görmeden dostlarımıza, akademisyen arkadaşlarımıza güvendiğimiz için imza attık' diyen çok sayıda akademisyen oldu" dedi.

Söz konusu bildiriyi imzalayan akademisyenlere bildiriyi tekrar okumaları tavsiyesinde bulunan Başbakan Davutoğlu, bildiride devleti suçlayan ifadelere karşı, bölücü terör örgütüne karşı, imalı da olsa bir tek eleştirinin olmamasının olgusal objektiflikten uzaklık gösterdiğini belirtti.

Bildiriyi imzalayanların güvenlik güçlerine yönelik ifadelerini Diyarbakır'ın Çınar ilçesinde 5 aylık bebeğin de aralarında bulunduğu sivillerin ölümüne sebep olan bölücü terör örgütü için kullanmamasını eleştiren Davutoğlu, şöyle konuştu:

"Olgusal olarak siz Türkiye gerçekliği içinde yaşıyor musunuz? Siz acaba kendi üniversitelerinizde, rahat odalarınızda akademik çalışma yaparken ya da evlerinizde bulunurken, semtinizde silahlı bir terör örgütü sizin okula ulaşmanıza engelleyecek barikatlar yapsaydı, el yapımı bombalarla sizin hayatınızı her gün tehdit etseydi, çukurlar kazsaydı, Cizre'de olduğu gibi sizin hastaneye gitmenizi dahi engelleyecek şekilde bir hastaneye 20 roket atılmış olsaydı, siz o ortamda yaşasaydınız acaba dönüp bize, 'Biz size bu siyasi emaneti verdik, niye bizim can ve mal özgürlüğümüzü sağlamıyorsunuz' diye sormaz mıydınız?"

DEVLETİN BİRİNCİ GÖREVİ KAMU DÜZENİNİ TESİS ETMEK

"Bize, 'Devlet operasyonları durdursun' diyenler aslında bir adım ötede şunu söylüyorlar, 'Siz çekilin oraya PKK egemen olsun'. Düşünün ki eğer Cizre'de, Silopi'de, Sur'da devletin meşru güçleri çekilse, oralarda nasıl bir düzen olacak? Bunu herhangi bir demokratik Avrupa ülkesinde, meşru yönetime dönüp teklif edebilecek bir tek akademisyen çıkar mı? Teklif edilen şey eğer buysa, sadece Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı olarak değil, bir akademisyen olarak olgusal gerçekliğin bütününe vakıf bir vatandaş olarak da devletin birinci görevi kamu düzenini tesis etmek ve vatandaşların her birinin canını ve malını emniyet altına almaktır. Kavramsal düzlemde metne bakıyorsunuz, birbirinden kopuk ve siyaset bilimi açısından, kesinlikle modern, demokratik, çağdaş ilkelere hiçbir şekilde uymayan kavramlar kullanılıyor. Diyor ki 'Devlet Kürt siyasi iradesini tanımalı'. Türk ya da bu Alevi veya Sünni herhangi bir demokratik toplumda vatandaşlıkla birlikte oluşan meşru siyasi irade dışında kimliklere dayalı bir irade oluşursa, buna demokrasi diyebilir miyiz? Kim Kürtler adına söz söyleme ve irade kullanma hakkına sahip? Yarın Alevi vatandaşlarımız Alevi siyasi iradesi, Sünni vatandaşlarımız Sünni siyasi iradesi tanımlamaya kalkarlarsa bunun adına demokrasi ve barış ortamı denebilir mi?"

Vatandaşlık dışında dünyanın hiçbir ülkesinde kimlik temelli siyasi irade tanımlaması bulunmadığını anlatan Başbakan Ahmet  Davutoğlu, akademisyenlerin eleştiri kültürünün yanında insan onuru ve hayatını savunma sorumluluğunun olduğunu belirtti.

"İlkesel duruş bağlamında, bizler eğer bu ülkenin demokratik meşruiyetini tartışmaya açarsak, bu ülkedeki en temel insan haklarını, meşru yönetim dışındaki insanlara sanki pazarlık konusu yapılacakmış gibi bir duruş sergilersek, ondan sonra demokratik hukuk devletinden bahsetmek mümkün olabilir mi? Bugün Irak ve Suriye niçin parçalara ayrıldı? Çünkü her etnik grup, ülkenin meşru siyasi iradesini değilde kendi siyasi iradesini tanımlamaya ve dikte etmeye kalktığı için bugün Irak ve Suriye parçalanıyor" değerlendirmesini yapan Davutoğlu, Kürt kökenli vatandaşlar hakkında hiç kimsenin kendisinden menkul bir siyasi iradeden bahsedemeyeceğini bildirdi.

AK Parti'nin üç il dışında 78 ilde milletvekili çıkardığını anımsatan Davutoğlu, Türkiye'de her vatandaş kesiminin iradesini temsil eden bir parti olduklarını vurguladı.

Başbakan Davutoğlu, vatandaşlık dışında ve vatandaşlık bağı dışında hiçbir kimlik temelli iradeden bahsedilemeyeceğini, bütün vatandaşların eşit olarak iradesini seçimler ve siyasi mekanizmalar üzerinden kullandığını ifade etti.

Sabah katıldığı programda, imzalanan bildiriyle ilgili görüşlerini dile getirmesinin ardından, memnun olduğu bir gelişme yaşadığını aktaran Davutoğlu, konuşmasını söyle sürdürdü:

"Sabahki konuşmadan bu yana, bir kaç saat içinde değişik yerlerden gelen mesajlarla bu akademisyenler içinde, 'Biz metnin çoğunu da görmeden dostlarımıza akademisyen arkadaşlarımıza güvendiğimiz için imza attık' diyen çok sayıda akademisyen oldu. O zaman bu akademisyenlere bir çağrıda bulunuyorum, kendinizi bir doktora jürisi yerine koyun, o metni siyaset bilimi ve bu ülkenin gerçeklikleri açısından, demokratik hukuk devleti açısından, yaşananlar açısından, en önemlisi de aklınız ve vicdanınız açısından bir sınavdan geçirin. Kavramlara, kullanılan dile bakın. Bu metni, bırakın çok sayıda profesörün imza attığı metin olmayı, acaba siyaset bilimine giriş dersinden geçiş belgesi verir miydiniz, demokrasiye giriş dersinden geçiş belgesi verir miydiniz?"

YANLIŞ BİRŞEY VARSA HESABINI VERMEYE HAZIRIZ

Bildirgeye bilmeden, sonuçlarını görmeden imza atanları bir kez daha muhasebeye, entellektüel bir iç eleştiriye, ülkenin vatandaşı olmak hasebiyle öz eleştiriye davet edenDavutoğlu, "Bu öz eleştiri sonrasında eğer son derece açık, kendilerine dürüstlerse, yanlış da olduğunu düşünüyorlarsa bu metni kabul etmediklerini deklare etmelerini bekliyorum" diye konuştu.

Kendisiyle barışık olmanın, bir insanı güçlü kıldığına vurgu yapan Davutoğlu, şöyle devam etti:

"Ben bir kısmını da tanıdığım bu akademisyenlerin, bu metin üzerinden kendileriyle barışık olduğuna inanamam. Akademik kimlikleriyle barışık olduklarına inanamam. Geldikleri akademik kariyerle bu metni özdeş veya barışık gördüklerine inanamam, bir daha okusunlar, sindire sindire okusunlar, sonra da dün gece hayatını kaybeden 5 aylık bebek, onun annesi… Sanki bunlar gaiplerden gelen birileri tarafından öldürüldü, öyle mi? Eşini ve bebeğini kaybeden babanın gözünün içine bakarak, eğer içlerinden gelen sesle, 'Bu ülkede PKK terörü yoktur, bu ülkede sadece devlet katliamı vardır' diyebiliyorlarsa sadece akademik dünyadan değil, insanlıktan da istifa etmeleri gerekir. Eğer bu lojman saldırısında, lojmanların yanında çöken binalarda yaşayan Çınarlılar, Diyarbakırlıların gözlerinin içine bakıp, 'Siz verilen bir silahlı mücadelenin doğal kayıplarısınız. Ama bu ülkede PKK terörü, terör yoktur, sizi de devlet öldürdü' diyecek kadar olgusal gerçeklerden kopmuşlarsa diyecek bir şey bulamıyorum."

Başbakan Davutoğlu, "PKK tarafından, terör örgütleri tarafından kandırılıp, ister Kandil'e PKK'ya ister Suriye'ye DEAŞ'a götürülen gençler olsun, hepsini keşke o dağlarda ya da Suriye'de belirsiz, karanlık dehlizlerde değil de üniversite amfilerinde görsek, özgürce fikirlerin tartışıldığı konferans salonlarında görsek. Her birinin fikirleri ile birbirlerine mukabelede bulundukları ortamlarda görsek. Ama eğer o ortamların yaşamasını istiyorsak, hepimiz ülkemizin hukuk düzenini savunacağız" değerlendirmesini yaptı.

Türkiye'nin şu anda ne 12 Eylül dönemini ne 1990'lı yılları yaşadığını söyleyen Davutoğlu, şu ifadelere yer verdi:

"Ben buradayım. Bütün güvenlik birimlerimiz, yetkililer burada. Yanlış bir şey varsa hesabını vermeye hazırız, veririz de, hukuk devleti kuralları içerisindeyiz. Ama verdiğimiz bütün talimatlarda bir tek şu vardır, 'Sivil zayiat olmamasına, vatandaşlarımızın zarar görmemesine özen gösterin'. Ama etrafımızda kimlik iradeleri üzerinden parçalanan Suriye ve Irak gibi örnekleri gördükten sonra Türkiye'yi de aynı anafora sokmak isteyen kim olursa olsun, onlarla entelektüel tartışma yapmam. Onlarla Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı olarak sonuna kadar mücadele ederim. Gelecek nesillere parçalanmış bir ülke, değişik terör gruplarının parça parça kendi siyasi iradelerini empoze ettikleri bir ülke bırakmamak için son nefesime kadar mücadele ederim. Entelektüel tartışmanın olması gereken yer ayrıdır, bir ülkenin bekası söz konusu olduğunda verilmesi gereken mücadele ayrıdır."

Davutoğlu, büyükelçilerden, dünyanın her yerinde başlarının dik bir şekilde, "Biz demokratik meşruiyete sahip bir ülkenin büyükelçileriyiz ve verdiğimiz mücadele, sadece teröre karşı mücadeledir" diyerek Türkiye'nin verdiği mücadeleye sahip çıkmalarını istedi.

Operasyonların, masum vatandaşların huzuru için yürütüldüğüne vurgu yapan Başbakan Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Keza, o operasyonlarda fiziki ortamın getirdiği bazı zorluklar var, daracık sokaklar var, sivil halkın arasına karışıp izini kaybettirmek isteyen, kıyafet değiştirip Silopi'den çıkarken yakalan teröristler var. Karşınızda her an silahla gelen terörist değil sadece, çocuk oyuncağını, herhangi bir ev eşyasını bile bombayla tuzaklayacak kadar alçalabilenler var. Bir çocuk oyuncağının içerisine el yapımı bomba koyabilen bu cinayet şebekesi, hayata kastediyor. İnsan onuruna, insan izzetine kastediyor. PKK adlı cinayet şebekesi en çok da bizim Kürt vatandaşlarımızın hayatına kastediyor, en çok onlara acı veriyor, en çok onlara gözyaşı döktürüyor.

6-7 Ekim'de ölenlerin hepsi, Kürt vatandaşlarımızdı. Şimdi bu akademisyenler çıkıp, Kürt siyasi iradesi gibi sanki total bir irade varmış... En basit bir siyaset bilimi olarak bu sözü sarf edene 'totalist' denir, 'totaliteryan' denir. Kim temsil ediyor bu iradeyi. Sanki böyle total bir irade varmış gibi… Bunlar değil miydi bütün şehirlerimizi yerle bir edip, tarumar edip yıkanlar, Kürt vatandaşlarımızın evlerini, barklarını yakanlar? Bunlar değil miydi Yasin Börü'yü, bir Kürt delikanlısını dördüncü kattan atıp, katledip bir de buna sahip çıkanlar? Hatta bugün bir partinin eş başkanının danışmanı, diyor ki tweetinde, 'Çınar'da bahar cemreleri düştü bugün' diyor, düşen bombaları işaret ederek. Onların bahar cemreleri dediği bombalar, 5 aylık bebeğin üzerine düşüyor. Diyarbakırlı, Çınarlı Kürt ailelerin üstüne düşüyor. Diyarbakır'da sabah çorbacıda çalışan garsonun üzerine düşüyor. İşte bu çerçevede verilen mücadele, sadece ve sadece demokrasi mücadelesidir. Bu cinayet şebekesi demokrasiye, huzura, hukuka, insan hayatına zerre kadar değer vermiyor. Vatandaşımızın huzuruna musallat olan, son zamanlarda birkaç ilçemizde hayatı cehenneme çevirmek isteyen, insanları göçe zorlayan bu cinayet şebekesinden, insanımızın yaşadığı her yer, arındırılacaktır."

"Bu entelektüellerden, aydınlardan, akademisyenlerden beklenen şey, şiddeti tahrik etmek, terörü mazur göstermek, terör örgütüne göz kırpma anlamına gelecek korsan bildirilere imza atmak değil fikir beyan etmek, hukuk ve adalet çizgisinde en aykırı fikirleri gerekirse söylemek ama kendi içinde tutarlı olmaktır" diyen Davutoğlu, ömrünü akademiye vermiş bir kişi, bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak, o bildiriye imza atan akademisyenlerin çoğunun, ellerine tutuşturulan dili ve muhtevası berbat o bildiriyi okumadan imzalamış olmalarını temenni etti.

Davutoğlu, "Sultanahmet Meydanı'nda, Ankara Garı'nda, Suruç'ta, Cizre'de, Silopi'de masum insanların hayatına kasteden katillere söylenmesi gerekenleri, vatandaşlarının özgürlüğünü ve hukukunu korumaya çalışan devlete söylemek, en hafif ifadeyle akıl dışıklıktır, vicdan dışılıktır. Aydın, entelektüel ve akademisyen her şeyden önce hukuksuzluğun, adaletsizliğin, zulmün, şiddetin ve terörün tam karşısında olandır" değerlendirmesinde bulundu.

PARALEL ÇETELER

Davutoğlu, paralel yapı ve Türkiye'nin mültecilere ilişkin yardımlarına yönelik değerlendirmelere bulundu.

Büyükelçileri paralel yapı hakkında uyaran Davutoğlu, "Sizler dünyanın farklı merkezlerinde Türkiye’yi temsil ederken üzülerek ifade ediyorum ki bazı vatandaşlarımız, paralel bir yapılanma içerisinde devletimizin ve milletimizin aleyhine sonuçlar verecek faaliyetlerin mağduru oluyorlar. Bu konuda son 2 yıl içerisinde bir taraftan Türkiye içerisinde bir hukuk mücadelesi yürüyor, diğer taraftan da Türkiye içerisinde yürütülen hukuk mücadelesinden ümidini kesen ve burada alanı daralan unsurlar, bu paralel çete unsurları, dünyanın her yerinde Türkiye'nin itibarını yerle bir etmek için çaba sarf ediyor" diye konuştu.

Davutoğlu, büyükelçilerden bu unsurların, terör örgütü ile olan irtibatlarını da göz önünde bulundurulmalarını isteyerek, paralel devlet yapılanmasına karşı verilecek mücadelede büyükelçilerin gereken her türlü adımı atacağından hiçbir şüphe duymadığını vurguladı.  Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Biz kendi vatandaşlarımız için sonuna kadar iyi niyetimizi korurken, bu tür yapılar kendi ülkelerinin aleyhine her türlü girişimde bulunabiliyorlar. Sizlerden ricam; bu yapıların Türkiye aleyhine faaliyetlerini bertaraf etmeniz ve Türkiye'nin demokratik sistemine, hukuk düzenine aykırı ve devlet yapısını by-pass eden bu paralel çetelere karşı da aynen diğer terör örgütlerine karşı olduğu gibi en başı dik, kararlı mücadeleyi sürdürmenizdir."

Büyükelçilerin bunun gereğini yerine getirdiğinden şüphe duymadığını ifade eden Davutoğlu, ancak bu yapıların geçen zamanda taktik ve yöntem değiştirerek Türkiye'nin dünyadaki imajını gölgelemek için sistematik bir dezenformasyon içine girdiklerini gördüklerini bildirdi. Davutoğlu, büyükelçilerden buna karşı her zamankinden daha çok, bulunulan ülkelerle temas halinde olunmasını ve özellikle medyayı bilgilendirmelerini istedi.

Konferansın bu yılki temasının, "kriz yönetimi ve insani çözümler" olduğunu anımsatan Davutoğlu, bu temanın belirlenmesinin isabetli ve anlamlı olduğunu vurguladı. Davutoğlu, içinde bulunulan dönemi, çok boyutlu ve karmaşık krizlerin sahne aldığı, çoğunlukla yeni krizlerin tohumlarını barındırabilen bir dönem olduğunu kaydetti. 

Başbakan Davutoğlu, bu tablo karşısında insani çözümlere duyulan ihtiyacın her geçen gün arttığını belirterek şöyle devam etti:

"Türkiye özellikle son yıllarda krizler karşısında kapsamlı stratejiler geliştirebilen nadir ülkelerden biridir. Sahadaki ani gelişmelere hızla yanıt verebiliyoruz, stratejilerimizi oluştururken uzun dönemli hedeflerimize bağlı kalabiliyoruz ve bütün bu süreçlerde etik perspektifimizi, vicdani perspektifimizi koruyabiliyoruz. Krizleri ele alış biçimimiz; sorumluluk sahibi, insan odaklı ve ilkeli bir anlayışı ortaya koyuyor. Türkiye bugün ulusal çıkarlarını büyük insanlık ailesinin çıkarları ile harmanlamayı başarabilmiş nadir ülkelerden biridir.

Suriye'de yaşanan insani trajedi karşısında Suriyeli kardeşlerimizin acısına ortak olurkende Filistin'de on yıllardır devam etmekte olan zulmün sona ermesi için çaba gösterirken de, Somali ve diğer Afrika ülkelerindeki insanlık ailesinden kardeşlerimizin insanca hayat şartlarına kavuşmasını sağlamak için çabalarken de daima vicdanımızın, insani bilincimizin pusulası ile hareket ediyoruz."

Karşılaşılan krizlerin bir yanıyla da dış politika hedeflerinin gerekliliğini ve önemini ortaya koyduğunu vurgulayanDavutoğlu, "Dış politika hedeflerimiz, tam da bu krizlere odaklanan uzun dönemli çözüm yoludur. Kriz anlarındaki veya sahadaki ani değişimler karşısında dış politikamızın özünü oluşturan ilkeler ve hedeflerimizden asla ödün vermemeliyiz" dedi.

Başbakan Davutoğlu, Ortadoğu ve Kuzey Afrika'da yaşanan toplumsal altüst oluş karşısında Türkiye'nin en başından beri ilkeli bir tutum sergilediğine işaret etti. Demokrasi, iyi yönetişim, insan hakları ve hukuk devleti gibi değerlerin, tüm insanlığın hakkı ve krizlerin gerçek çözümü olduğunu savunduklarını anlatan Davutoğlu, şöyle devam etti:

"Uluslararası dinlerin merkezinde yer alan başlıca krizler yakın çevremizde yoğunlaşmaya devam ediyor. Bu krizlerin insanlar üzerindeki trajik etkileri de ne yazık ki daha da belirgin bir hale geldi. 2015 yılında aynı anda birçok krizle mücadele etmek zorunda kaldık. Suriye ve Irak'taki istikrarsızlık ve şiddet sarmalının yol açtığı kriz içerisinde krizler yaşanırken sınırlarımızda vuku bulan insani trajedilere kayıtsız kalmadık, kalamayız.

DEAŞ'ın eylemlerini engellemeye yönelik önlemlerimizi artırdık. Akdeniz'de yaşanan ve gün geçtikçe kötüleşen göçmen sorununa çözümler aradık. Ukrayna'da yaşanan krizi tüm yönleri ile ele aldık. Ermenilerin özellikle 2015 yılında ülkemize karşı, üçüncü ülkeler nezdinde sürdürdüğü karalama faaliyetlerine de birlikte karşı koyduk. Tarihsel gerçekleri uluslararası topluma aktarabilmek için çaba gösterdik. Sergilediğimiz performansla daha önceki yıllarda olduğu gibi 2015'te de kriz yönetimi alanındaki rüştümüzü ispatladık. Krizleri geniş bir perspektifle çözme yoluna girdik. Resmi aktörlerin yanı sıra sivil toplumca da desteklenen resmi, askeri ve sivil öğeleri de birleştiren kapsamlı stratejilerle hareket ettik. Farklı kurumlar arasında eş güdümü sağlayarak çok boyutlu ve çok aktörlü eylem planlarını hayata geçirdik. Örneğin Suriye ve Irak'ta önemli bir gelişmeyle karşılaştığımızda meselenin sadece güvenlik boyutuna odaklanmayıp aynı zamanda insani boyutunu da dikkate aldık."

Davutoğlu, sahadaki güvenlik koşulları ve önlemleri değerlendirirken AFAD, TİKA ve Kızılay gibi çok sayıda kuruluşla kriz bölgesindeki insani ihtiyaçlara cevap verildiğini anımsattı. 

"Sadece Suriye'den gelen göç dalgası için yaptıklarımız ve yapmakta olduklarımız bile dünya insani yardım literatürüne yepyeni katkılar sağladı" diyen Davutoğlu, milletin fazilet ve merhamet duyguları ile bu duygulardan feyz alan köklü devlet anlayışının işbirliği ile iftihar edilesi çalışmalar yürütüldüğünü vurguladı. 

AÇTIĞIMIZ KAPI KIYAMETE KADAR AÇIK KALACAK

Başbakan Davutoğlu, Türkiye-AB Zirvesi'nde 28 muhatabına, "Huzurunuzda 2,5 milyon Suriyeliyi, Iraklıyı hiçbir yardım almadan bağrına basan ve tek bir ırkçı ya da yabancı düşmanlığı ya da mülteci karşıtlığı göstermeden onlarla aşını, evini, yuvasını paylaşan bir milletin başbakanı olarak bulunmaktan büyük bir gurur duyuyorum" dediğini anlattı. 

Davutoğlu, "Biz her şartta aynen 1492'de hani İspanya'dan göç eden Musevilere kapımızı açtığımız gibi ve hala bunun asırlarca tekrar edilmesi gibi zulümden kaçan herkese açtığımız kapı emin olun kıyamete kadar açık kalacak, gönül kapıları bundan sonra bizim Anadolu irfanından beslenen o derin hikmetimizle hep açık kalacak" diye konuştu.

Kış şartlarında bile çok büyük ölçekte insani operasyonların başarıyla yürütüldüğüne işaret eden Davutoğlu, "Bütün bunlar aslında Türkiye Cumhuriyeti devletinin, Türk milletinin lisan-ı haliyle dünyanın vicdanına yaptığı çağrıdır. İnsanlık, insanlığın Akdeniz'de, Ege'de boğulmasına seyirci kalamaz, kalmamalı. İnsanlık dünyanın neresinde olursa olsun vicdanların sükuta ermesine seyirci kalamaz kalmamalı" değerlendirmesinde bulundu.

Davutoğlu, mevcut krizlerin derinleşmemesi ve yeni krizlerin ortaya çıkmamasını önceliklediklerini vurgulayarak, şunları kaydetti:

"Bunun için de uluslararası alanda istikrar ve düzeni bozan unsurların ortadan kaldırılması gerektiği muhakkatır. İstikrar ve düzen ise ancak ve ancak adil bir yaklaşımla sağlanabilir. Teoride bu böyleyken ne yazık ki uluslararası sistemin arzu edilen ölçüde adil ve eşitlikçi olmadığı da bir realitedir.

2016 yılı başı itibarıyla dünya nüfusunun yüzde 10'undan fazlası hala açlık sorunu ile karşı karşıya bulunuyor. Bu insanların yüzde 98'i yani 780 milyonu gelişmekte olan veya az gelişmiş ülkelerde, sadece yüzde 2'si ise gelişmiş ülkelerde yaşıyor. Hala dünyada 57 milyon çocuk eğitim imkanlarından yoksun durumda. Her gün 16 bin çocuk 5 yaşına varmadan hayatını kaybediyor. Gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkelerdeki anne ölümleri, gelişmiş ülkelerden 14 kat daha fazla. Dünya nüfusunun üçte biri sağlık hizmetlerinden yoksun bir şekilde yaşıyor. Hiç şüphesiz insani sorunların bu kadar yoğun olduğu bir sistem her an yeni bir kriz, her an yeni bir insani trajedi üretiyor. İşte bu nedenle istikrarlı bir barışın adil bir ortamda sağlanabileceği düşüncesiyle adalet olgusunu tüm uluslararası girişimlerimizin merkezine yerleştirmeliyiz. Herkesin sustuğu bir anda sizler Türkiye Cumhuriyeti devletinin büyükelçileri olarak bulunduğunuz başkentlerde adaletin sözcüsü olacaksınız."

Başbakan Davutoğlu, büyükelçilerden, sıradan bir diplomat değil adaletsizlikleri dile getirmekte tereddüt etmeyen temsilciler olmalarını istedi.   

Ahmet Davutoğlu, "Bugün 1,6 milyar dolar insani yardım, 3,5 milyar dolar resmi kalkınma yardımıyla insani diplomasinin önde gelen aktörlerinden birisi olmayı başardık" dedi.

Başbakan Davutoğlu, mayıs ayında yapılacak Dünya İnsani Zirvesi'nin önemine işaret etti.

Bu zirvenin insani diplomasi alanındaki çalışmaları uluslararası topluma duyurabilmek için önemli bir fırsat olacağını, böylesi devasa bir sorunda devletler üstü kuruluşlara da çok önemli görevler düştüğünü vurgulayanDavutoğlu, Birleşmiş Milletlerin krizler karşısında daha etkin bir yapıya kavuşturulması gerektiğini de belirtti. Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: 

"Zira, Suriye krizinin ölçeğinin artmasında Birleşmiş Milletlerin kararsız tutumunun, özellikle de Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin ve P5’in kararsız tutumunun önemli bir etkisi olmuştur. Güvenlik Konseyi doğru zamanda doğru adımlar atmış olsaydı emin olunuz, Suriye krizi bu kadar karmaşık bir hal almayacak, Aylan gibi bebeklerin cansız bedenleri sahillere vurmayacak, bu kadar çok insan hayatını kaybetmeyecekti. Dolayısıyla Birleşmiş Milletler reformunun sağlanması, içinden geçmekte olduğumuz karmaşık krizler çağında daha da önemli bir hal almaktadır. Bu yöndeki gayretlerimizi de sürdürmeye kararlı olduğumuzu bir kez daha huzurunuzda ifade ediyorum." 

Mevcut bölgesel ve uluslararası konjonktürün, 2016 yılının da hareketli ve dinamik geçeceğini ve krizlerin dış politika gündemini meşgul etmeyi sürdüreceğini gösterdiğini söyleyen Davutoğlu, şöyle devam etti: 

"Şu ana kadar sergilediğimiz başarılı performansın sürdürülmesinin gerekliliği hepimize önemli sorumluluklar getiriyor. Muhtemel krizlere karşı hazırlıklı olmayı, kriz yönetiminin ilk ve en önemli aşaması olarak değerlendirdiğimizi ifade etmek isterim. Daha önceki yıllarda olduğu gibi bu yıl da uluslararası ve bölgesel gelişmeleri düzenli olarak takip etmeye, gerilim hatlarını izlemeye, olası krizlere ilişkin farkındalığımızı güçlü tutmaya devam edeceğiz. Sizler dünyanın farklı bölgelerindeki temsilcilerimiz olarak görev yaptığınız ülkelerin nabzını en yakından hissediyorsunuz. Bugün dünya genelindeki 234 misyonumuz bizlere farklı coğrafyalardaki gelişmeleri yakından izleme imkanı sağlıyor. Sizlerden aldığımız bildirim ve değerlendirmeler yeni kriz noktalarının ve insani ihtiyaçların tespit edilmesine yönelik çalışmalarımızın en önemli girdilerinden birisini oluşturuyor.” 

Davutoğlu, yurt dışındaki vatandaşların ihtiyaçlarını ve sıkıntılarını 7 gün 24 saat, gerekirse süreyi 8 gün 25 saate çıkararak gidermenin büyükelçilerin ve maiyetlerindeki başkonsolosların en önemli vazifesini teşkil ettiğini bildirdi. 

“Önümüzdeki dönemde yoğun bir gündemin kendilerini beklediğine dikkati çeken Davutoğlu, “Şu ana kadar yapılan istişarelerde bu konuda derin tahlillerde bulunduğunuzu biliyorum. Bu istişareler kıymetli görüşlerinizi daha önceki yıllarda olduğu gibi bu yıl da önümüzdeki döneme ilişkin değerlendirmelerimiz için çok mühim girdiler veriyor. 2016 yılında aynı özveri, azim ve sorumlulukla ülkemizin çıkarlarını her alanda ve her ülkede ilerleteceğimize olan inancım tamdır" diye konuştu. 

Büyükelçileri, onlarla birlikte bütün bu fedakarlığı üstlenen eşlerini ve ailelerini tebrik eden Davutoğlu, "Aziz bir milletin, kudretli bir devletin, merhametli bir cumhuriyetin temsilcileri olarak dünyanın her yerinde başınız dik olsun. Ateş çemberi içinde Türkiye’yi, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin dayandığı demokrasiyi, insan hak ve özgürlüklerini yaşatmaya muktedir bir şekilde bütün platformlarda ülkemizin çıkarlarını ve devletimizin temel felsefesini anlatmaya devam ediniz. Sizlere güveniyorum. Sizlerin her yerde, tarihten gelen derinliğimizden aldığınız ilhamla, vakarla bu ülkeyi, bu devleti, en önemlisi de bu milleti en iyi şekilde temsil edeceğinize inanıyorum" değerlendirmesinde bulundu. 

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
banner66

banner64