banner47

Güvenliğimizi hedef alan her türlü eylem anında karşılığını görecektir

Başbakan Binali Yıldırım, Çankaya Köşkü'nde TRT Haber, A Haber, CNN Türk, Haber Türk ve NTV ortak yayınında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu, soruları cevapladı.

Güvenliğimizi hedef alan her türlü eylem anında karşılığını görecektir

Başbakan Binali Yıldırım, Çankaya Köşkü'nde TRT Haber, A Haber, CNN Türk, Haber Türk ve NTV ortak yayınında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu, soruları cevapladı.

25 Eylül 2017 Pazartesi 06:45
Güvenliğimizi hedef alan her türlü eylem anında karşılığını görecektir

 "IKBY'nin bugün gerçekleştirdiği referanduma ilişkin hangi adımı atmayı planlıyor Ankara?" sorusu üzerine Yıldırım, başta komşu ülkeler İran ve Türkiye olmak üzere Birleşmiş Milletler'e tabi hemen hemen bütün ülkelerin bu referanduma karşı görüşlerini ortaya koyduklarını belirtti.

IKBY'nin bir inatlaşmaya gittiğini ve referandumu gerçekleştirdiğini ifade eden Yıldırım, başından beri referandumun gayrimeşru olduğunu, sonuçlarının hiçbir şekilde tanınmayacağını, yok hükmünde olduğunu açıkça ifade ettiklerini söyledi.

Referandumun bölgedeki barış ve istikrara hiçbir katkısının olmayacağını, var olan kaosu, krizi ve sorunları daha da artıracağını anlatan Yıldırım, "Bu, maalesef orada yaşayan Kürtleri, Arapları, Türkmenleri, Keldanileri, Asurileri, Ezidileri, bütün farklı etnik gruptaki insanların geleceğini düşünmeden, dikkate almadan orada Irak'ın kuzeyindeki bölgesel yönetimin kişisel ihtirasları sonucu alınmış bir karardır. Ne Kürtlere ne Araplara ne de Türkmenlere herhangi bir umut, gelecek vadeden bir iş değildir. Daha fazla ızdırap, daha fazla acı, daha fazla gözyaşı kararı verilmiştir ama Türkiye elini kolunu bağlayacak, bekleyecek değil. Bildiğiniz gibi uyarılarımızın yanı sıra Milli Güvenlik Kurulu ve Bakanlar Kurulunda en son da geçtiğimiz cumartesi günü TBMM'de tezkere oylaması yapmak suretiyle atılacak adımlara esas olacak kararlarımızı verdik." diye konuştu.

Yıldırım, kararların esasında 3 grup altında ele alınacağını, bunlardan birincisinin ekonomik, ikincisinin siyasi ve diplomatik, üçüncüsünün ise güvenlik ve askeri boyutta yapılacak çalışmalar olduğunu ifade etti.

Dün itibarıyla Irak Merkezi Yönetimi'nin bir güvenlik toplantısı yaptığını ve bir karar aldığını anlatan Yıldırım, sözlerini şöyle sürdürdü:

"O kararda başta İran ve Türkiye olmak üzere bundan böyle sınır geçişleri, havaalanları, enerji nakil hatları, boru hatları gibi konularda muhatabın sadece kendileri olduğu ve ilgili ülkelerin verecekleri kararda, yapacakları uygulamalarda muhatabın Bağdat olması gerektiği konusunda bize bilgilendirme yaptılar. Bunun anlamı şu: Esasen anayasaya göre böyleydi zaten ancak anayasada bölgesel yönetim fiili durum oluşturduğu için Irak'ın da kendi sorunlarına yoğunlaşmasından dolayı bu noktada fazla bir şey yapamadılar. Kriz artık zirve yaptı, dönülmez bir noktaya geldiği için bundan sonrası hiç hoş olmayan, rahatsız edici gelişmelerin de olacağı bir sürecin başlangıcı bölgede. Ümit ederiz ki böyle bir durumla karşı karşıya kalmayız. Ama inatla Kerkük gibi, Musul gibi, yani anayasayla tanınmış sınırlar dışında da bu referandumu yapma inadı bir anlamda sıcak bir çatışmaya da zemin hazırlamıştır. Bunun da bedeli oradaki günahsız, sivil insanlara olacaktır. Bu bakımdan bizim bundan sonraki adımlarda Irak Merkezi Yönetimi'ni daha fazla, doğrudan muhatap alarak ona göre kararlarımızı vereceğiz."

Yıldırım, "İran Bağdat'ın talebi üzerine hava sahasını kapattı. Türkiye hava sahasını kapatacak mı? Habur Sınır Kapısı kapanacak mı? Petrol konusunda adım atacak mıyız?" sorusu üzerine, dün İran'ın duyurduğu Irak tarafından gönderilen notanın aynısının Türkiye'ye de geldiğini dile getirdi.

Irak'ın kuzeyine yönelik yaptırımlar

Yaptırımlar konusuna değinen Yıldırım, "İlgili bakanlıklardan oluşan bir ekip bunların detaylarını çalışıyor ve çok geç olmadan bu adımları atacağız, gerek hava sahasıyla ilgili, gerek sınır kapılarının nasıl yönetileceğiyle ilgili... Burada zorluklarımız var, bunlardan bir tanesi sınır kapılarında fiilen şu anda Peşmerge oranın yönetiminde. Irak onlardan sınır kapılarını teslim etmelerini istedi. Bunlar teslimatı yapacaklar mı, yapmayacaklar mı, orada nasıl bir gelişme olacak, onu takip etmemiz lazım. O yüzden Bağdat'la daha sıkı bir diyalog içinde bu süreci yürütmemiz gerekiyor. 

Hedefimiz bölgede yaşayan insanlar değil. Bizim ulusal güvenliğimize karşı tehdit olarak gördüğümüz, bu referandum konusunda inat edenlerdir. Kürtler ile bunları birbirinden ayrı tutalım. Kimse zannetmesin ki biz Kürtlere karşı bir tavır içindeyiz. Bizim nüfusumuz içinde Kürtler, Türkmenler, Lazlar, Çerkezler, her meşrep ve mezhepten, Zazalar, Araplar, insanlar var. Biz bunlarla aynı bayrak altında, aynı devlet sınırları içinde bir millet olarak birlikte yaşıyoruz. Sorunumuz yok. Bizim takıldığımız konu, ayrımcılık hareketini körüklemektir, kışkırtmaktır. Bunlar tabiatıyla birinci derecede Irak için tehlikelidir, ikinci derecede komşu ülkeler bakımında sorundur. Biz 40 yıldır bunun bedelini ödüyoruz." değerlendirmesinde bulundu.

Yıldırım, 1983-1984'ten beri PKK ile bir ayrımcı, bölücü hareket olduğu için mücadele ettiklerini, PKK'nın ülkenin bir bölgesini bölmeye çalıştığını, oradaki insanları taciz ettiğini, öldürdüğünü aktardı.

"Milletin birlikte tutunma mücadelesi..."

Bu mücadelenin ülke egemenliğinin korunması ve milletin birlikte tutunma mücadelesi olduğunu vurgulayan Yıldırım, sözlerine şöyle devam etti:

"(IKBY) Bu konuda attığı adımların ne kadar yanlış olacağını, orada yaşayan insanlara ne kadar büyük bedellerinin olacağını görecek ama iş işten geçecek. Sınır kapıları, havaalanları bundan böyle merkezi hükümetin sevk ve idaresindedir. Petrol boru hattı ve iletişim hatları da buna dahil. Dolayısıyla bizim alacağımız kararlarda karşımızdaki meşru idare, otorite Bağdat'tır, merkezi hükümettir. Bu görüşmeler sürüyor, uygulama kısa sürede başlayacak. Onların resmi taleplerini aldık. Bugün itibarıyla süreç başladı. Hangisi en kolay uygulanır, hangisinde sorunlar var. Oluşturduğumuz komite Başbakanlık bünyesinde bunları değerlendiriyor ve kısa sürede bunları adım adım uygulamaya koyacağız."

"Yaptırımların askeri ayağını merak ediyorum. Ne kadar hazırız?" sorusu üzerine Yıldırım, Türkiye'nin 40 yıldır terörle mücadele ettiğini, egemenlik hakkından doğan meşru sıcak takip meselesinin olduğunu vurguladı.

Bu takiplerin devam ettiğini, bunların olayla bir alakasının bulunmadığını dile getiren Yıldırım, "Biz sınırlarımızın güneyindeki PKK terör kamplarına her zaman hava harekatı yapabiliriz, yapıyoruz da nitekim. Bundan sonraki işin askeri boyutu. Diyelim ki hudut kapısından Bağdat'a geçiş yapacağız, buna karşı bir engelleme, bir sıkıntı oluşursa tabii ki biz gerekli güvenlik tedbirlerini almak zorundayız. Bunu da Irak Merkezi Hükümeti'nin koordinasyonuyla yapacağız. Eğer Türkmenlere karşı orada büyük bir kıyım, yok etme hareketi bu vesileyle tekrar başlatılırsa buna da duyarsız kalmamızı kimse beklemesin." dedi.

Tampon bölgenin söz konusu olup olmadığına ilişkin ise Yıldırım, bunları konuşmanın çok erken olduğunu, şu anda gelişmeleri takip etmekle beraber tedbirleri aldıklarının altını çizdi.

Yıldırım, "Durup dururken hiçbir şekilde bir maceraya girmeyiz ama ülkemizin menfaatlerine halel getirecek bir tutum olursa onun da karşılığını hiç gecikmeden veririz." ifadesini kullandı.

"Güvenliğimizi hedef alan her türlü eylem anında karşılığını görecektir"

Bugün itibarıyla her şeyin değiştiğini, Irak'ın tamamında, ulusal ve uluslararası meselelerde, dış ilişkilerde merkezi hükümetin anayasadan doğan haklarını eksiksiz kullanacağını açıkladığını anımsatan Yıldırım, şunları kaydetti:

"Asıl zorluk burada. Bu tabii bir çatışma riskini de beraberinde getiriyor. Onun birinci derecede kararını verecek olan Bağdat'tır. Bağdat bu uygulamada ne kadar kararlılık gösterecek? Bizimle ilgili kısmı ne? Buradan taşımacılarımız, ithalat, ihracat yapanlar girdiler, Bağdat ve Basra'ya gidecekler, Kerbela'ya gidecekler. Bu güzergahta Peşmerge unsurları tarafından herhangi bir şekilde saldırıya uğramaması, bir güvenlik zafiyetinin oluşmaması... Buraya yönelik, oradan giden araçlarımıza yönelik bir hareket olursa bu bize yapılmış bir harekettir. Biz de buna mutlaka karşılık vereceğiz. Radikal unsurlar, teröristler bu süreç içinde daha da çılgın hareketler yapabilirler. Bu konuda da tedbirlerimizi alıyoruz. Güvenliğimizi hedef alan her türlü eylem, kalkışma ister hudutlarımız içinde ister dışında fark etmez anında karşılığını görecektir."

"Peşmergenin eğitimini Türkiye durduracak mı?" sorusuna Yıldırım, "Artık bu kadar bunlar yaşandıktan sonra Irak'ın kuzeyindeki Bölgesel Yönetime onların yaşaması için, bütün dünyadan gördükleri izolasyona rağmen oradaki insanların sıkıntılarının giderilmesi için gösterdiğimiz iyi niyet ve gayretin bundan sonra devam etmesi söz konusu değil. Bunun bilinmesi lazım. Neden? Bu işte inat edenler, aslında kendi halklarının geleceğini karartıyorlar, onlara zarar veriyorlar." yanıtını verdi.

"Kürtlerin bağımsız olmasına, daha iyi şartlarda yaşamasına Türkiye niye itiraz ediyor?" sorusunun sorulduğunu aktaran Yıldırım, "Böyle bir şey yok kardeşim. Zaten yıllardan beri sıkıntılarla gelmiş bir toplumun, Kürt'ün, Türkmen'in, Arap'ın, Ezidi'nin, Asuri'nin daha büyük belalara muhatap olmaması için dostça uyarılarımızı yaptık ama anlayana." ifadesini kullandı.

Irak'ın kuzeyine gidecek vatandaşlara seyahat uyarısının yapıldığını belirten Yıldırım, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar'ın, Iraklı muhatabını kabul ederek, sahada neler yapılabileceğini konuştuğunu anımsattı. Yıldırım, Türkiye'nin Irak sınırında yaptığı tatbikata Irak'ın da katılma kararı aldığını bildirdi.

"Başika Kampı ile ilgili bir karar var mı?" sorusuna Yıldırım, "Hayır, Başika ile ilgili değil. Detayları burada söylememe gerek yok." yanıtını verdi.

Genelkurmay Başkanı Akar'ın Tahran'a gideceğini, sonrasında da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın buraya ziyarette bulunacağını hatırlatan Yıldırım, "İran, Türkiye, Irak iyi bir koordinasyon halinde bu krizin büyümeden çözülmesi yönünde bütün gayretimizi, iyi niyetimizi göstereceğiz." diye konuştu.

"Türkiye'nin Kerkük konusunda plan ve programının" sorulduğu Yıldırım, Irak'ın kuzeyindeki Bölgesel Kürt Yönetimi'nin, Kerkük'teki demografik yapıyı değiştirmek için Körfez Savaşı'ndan sonra adeta bir zulüm uyguladığını, oradaki insanları yerinden çıkardığını hatırlattı.

Yıldırım, şunları kaydetti:

"Kerkük gibi şu anda anayasa bakımından Bölgesel Yönetim'e ait olmayan yerlerin hem referanduma dahil edilmesi hem de bir oldu bittiye tabi tutulması ihtimaline karşı Irak Merkezi Hükümeti ile koordinasyon halinde bir çalışma içine gireceğiz. Bizim buradaki oldu bittiye kayıtsız kalmamız düşünülemez. Ama bunu Irak ile beraber yapmamız lazım. Nihayet Irak'ın toprağıdır, hükümranlık hakkı oradadır ama onlar bu konuda bizden destek talebinde bulunursa tabiatıyla biz bunu tereddütsüz yerine getiririz. Unutmayalım, 1957 nüfus sayımında Kerkük'teki Türkmen oranı yüzde 70'ti, şimdi bu oranın yüzde 30'lara kadar gerilediği söyleniyor, sağlıklı bir kayıt olmamasına rağmen."

"Türkiye müdahale hakkını saklı tutuyor"

"Türkiye, Irak, İran üçlüsü etrafında, dünya karşısında, referanduma gitmesi durumunda neyle karşılaşacağını biliyor Barzani, böyle bir adımı atmakta neden ısrarlı?" sorusu üzerine Yıldırım, "Doğrusu biraz kendisinin oradaki konumuyla ilgili, kişisel nedenlerden olduğunu düşünüyorum. Gelecek yıllarda seçimi var ve bugüne kadar da zaten orada parlamentoyu toplayamıyor, bir otorite sıkıntıları var, dolayısıyla bir konsolidasyon yapma ihtiyacı duyduğunu düşünüyorum. Bir de gaz verenler vardır. 'Bağırır çağırırlar, sonunda iş düzelir' diye gaza getirenler olduğunu düşünüyorum ama unutmasın ki sırtını sıvazlayanlar, gaz verenler, işler yolunda gitmezse hiç tanımazlar. Geleceği, çalacağı kapı burasıdır çünkü coğrafya böyle diyor." dedi.

Yıldırım, bütün bu konuları Birleşmiş Milletler, Amerika, Rusya, İngiltere, Fransa, uluslararası toplum ve NATO ile de koordinasyon halinde yürüteceklerini, Türkiye'nin buralara karşı da bir yükümlülüğünün olduğunu söyledi.

Başbakan Yıldırım'a, "Referanduma İsrail'in açıktan desteği var, ABD'nin de 'şimdi yapma' açıklamaları oldu. Bir Kürt devleti ya da terör koridoru oluşturulursa 1926-1946 anlaşmalarına baktığımızda Türkiye için kırmızı çizgi nerededir. Türkiye ne zaman Ankara Anlaşması'na dayanarak bir askeri seçeneği gündeme alır?" sorusu yöneltildi.

Türkiye'nin güney kara hudutlarında, Suriye ve Irak'ta statü değişikliğinin, yeni bir oluşumun kabul edilemeyeceğini, bunun ulusal güvenliğe tehdit olduğunu kaydeden Yıldırım, Türkiye'nin bununla ilgili her türlü müdahale hakkını ikili ve uluslararası anlaşmalara bağlı olarak saklı tuttuğunu söyledi.

"İsrail'in kendi hesapları var"

"Bizim için beyan esas. ABD Başkanı, Cumhurbaşkanımızla yaptığı toplantıda 'Bu referandumun yanlış olduğunu, erteleme değil, yapılmaması gerektiğini' kamuoyuna açıkladılar." diyen Yıldırım, ABD'de başka yetkililerin ise daha önceki beyanatlarında 'Bu ertelensin, zamanlaması doğru değil.' dediğini hatırlattı.

Yıldırım, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bizim dediğimiz ne bugün ne sonra hiçbir şekilde böyle bir referandum bizim açımızdan meşru değildir, kabul edilemez, yapılmamalıdır. Tabii İsrail'in kendi hesapları var, iç sorunları var. Yani orada yapılan açıklamalar kuvvetli resmi bir açıklamaya dönüşmedi, bu yönde münferit açıklamalar olduğunu duyuyoruz. Bunda şaşılacak bir şey yok. Bölgede İsrail konumunu güçlendirmek, iç sorunlarından kurtulmak için konjonktürel açıklamaları yapıyor, bu da dikkatten kaçmıyor."

"Sınırdaki tatbikata Irak'tan da katılım olacak mı? İran'la da benzer bir iş birliği olacak mı?" sorusuna Yıldırım, "Irak'tan da askeri personel, subay, uzman düzeyinde katılım olacağı konusunda bir bilgi var. İran'la farklı bir iş birliğimiz var. İran'la olan, tatbikata katılma şeklinde değil, orada yaşanabilecek gelişmelere karşı hem PKK ile mücadele hem bölgede, Kerkük başta olmak üzere yaşanabilecek gelişmelere karşı iş birliği yapacağız. Bu konuda bir mutabakatımız var." karşılığını verdi.

"Savaşa falan girdiğimiz yok"

"Afrin'in güvenliğinin sağlanması için de Türk askerinin gidebilmesi söz konusu. Irak'ın kuzeyine de bir operasyon gündeme gelebilir. Türk Silahlı Kuvvetleri aynı anda iki cephede mücadele etmeye hazır mı?" sorusuna Yıldırım, şu yanıtı verdi:

"Bunu topyekün savaş olarak düşünmeyin. Biz savaşa girmiyoruz. Biz, ülkemizin güvenliğini ilgilendiren konularda sınır ötesi tedbir alıyoruz. İşte Fırat Kalkanı'nda yaptığımız bu. Şimdi de Afrin'in güneyinde ve çepeçevre Afrin'in etrafında İran, Rusya, Türkiye bir çatışmasızlık alanı oluşturmak için birlikte adım atıyor. Bunları savaş diye nitelemek yanlış olur. Keza Irak tarafında da aldığımız tedbirler bu anlamsız sözde referandum kararından sonra oradaki terör unsurlarının daha da cesaretlenerek ülkemize yönelik faaliyetlerini artırmalarını önlemeye yönelik. Vatandaşlarımız rahat olsun savaşa falan girdiğimiz yok, böyle bir şey yok. Bir endişe havası oluşturmayalım. Bunlar noktasal operasyonlardır."

Başbakan Yıldırım, Türkiye'nin kara ve deniz hudutlarının her yerinde buna benzer operasyonları yapacak imkan ve kabiliyetinin olduğunu belirterek, "Devlet güçlü." dedi.

"Bu bir tiyatro"

Yıldırım'a, "Bir vatandaşımız bir Peşmerge ile karşı karşıya gelirse gerekeni yaparız" dediği hatırlatıldı. Bunun üzerine Yıldırım, "O tedbirdir. Diyelim ki benim bir tırım gidiyor, Peşmerge çevirdi, adamı indirdi, derdest yaptı, yükünü yağmaladı, bu nedir? Bu bizim vatandaşımıza karşı yapılmış bir harekettir, tabii ki bunun gereğini yapacağız. Kaldı ki bizim o bölgede 12-13 yerde konuşlanmamız var. Bizim zaten orada varlığımız var, yeni bir şey yapacak değiliz." karşılığını verdi.

"Referandum sonuçlanmaya doğru gidiyor." denilmesi üzerine Yıldırım, "Sonuçlansa ne olur, sonuçlanmasa ne olur. Bu bir tiyatro. Yani kararı verilmiş, oradan farklı bir sonuç çıkacağını beklemiyoruz." ifadesini kullandı.

CHP'nin, hükümetin Barzani'ye karşı daha önce sergilediği tutumu eleştirdiği anımsatılarak, "Acaba Barzani konusunda Türkiye iyi ilişkiler kurarak hata yapmış mıdır?" şeklindeki soruya Yıldırım, şu yanıtı verdi:

"Türkiye hata yapmadı. Türkiye, Irak anayasasındaki esaslar dahilinde bir muamele yaptı. Ama bundan böyle bu muameleyi yapmayacak, bu kadar basit. Yani bizim yaptığımız protokol uygulamalar, Irak'ın kuzeyindeki bölgesel yönetimine abartılarak, keyfi yaptığımız uygulamalar değil. Onlar, başka ülkelerde de var olan, anayasayı esas alan bir federasyonun anayasadan aldığı haklar çerçevesinde meşruiyeti olan uygulamalardı. Bunları tenkit etmek günlük siyasetin işidir. Geçmiş dönemden beri yapılan bir şey, yeni değil ki. Biz bu insanlara geçmişte pasaport da verdik, ülke vatandaşı da yaptık. Yeter ki bölgede sükunet olsun, barış olsun, terörle mücadeleye katkı sağlasın. Bunu yapmanın neresi yanlış? Düşmanlıkla hiçbir şeyi halledemezsiniz. Ama yanlışta ısrar eden varsa ona da hak ettiği cevabı verecek bir ülkeyiz. Türkiye böyle bir ülke. Dolayısıyla bundan sonra şansını yitirdi. Artık anayasada hak ettiği, tanımlanan muameleyi de göremeyecek. Bizim muhatabımız daha fazla Bağdat olacak, Irak'ın Merkezi Hükümeti olacak."

"Meseleye mezhep konusunda bakmıyoruz"

Yıldırım, Irak Merkezi Hükümeti ile muhataplığın artmasının, İran ile de ilişkilerin yoğunlaşacağı anlamına mı geleceği yönündeki soru üzerine, şunları kaydetti:

"İran'ın Irak içerisindeki faaliyetleri ayrı mesele. Onlar Irak ile İran arasındaki bir konu. Ama burada ortak bir hassasiyet var. Hem Irak Merkezi Hükümeti'nin hem Türkiye'nin hem İran'ın burada bir hedef birliği var. Dolayısıyla biz buna odaklanıyoruz. Diğer konuları da tasvip ettiğimiz anlamına gelmez. Mezhepsel bir yayılma, bu yönde nüfuz alanı oluşturma kabul ettiğimiz şeyler değil. Biz iyi komşuluk ilişkileriyle ilişkilerimizi daha ileriye taşımak, ülkelerimizdeki insanların refahını, geleceğini temin altına alacak güzel ekonomik, ticari, kültürel ilişkileri geliştirmek istiyoruz. Bölgeye dışarıdan gelenlerin getirdiğini gördük; gözyaşı, kan, kaos, ızdırap. Başka bir şey var mı? İki Körfez Harekatı oldu arkada ne kaldı? Binlerce ölen insan, milyarlarca dolar ziyan, hepsi boşa gitti. Suriye'de ne oldu? Aynı şey oldu. Yazık! Bizim bölgemizde oluyor. Bunun en büyük bedelini biz ödüyoruz. Mülteciler var, ticaretimiz bozuluyor. Terör bu kaostan, boşluktan yararlanarak daha fazla sızmaya çalışıyor, enerjimizi daha fazla bu konuya harcamak zorunda kalıyoruz. Biz şu anda bu meseleye mezhep konusunda bakmıyoruz. Bunu tüm uyarılarımıza rağmen inatla yapılmaya çalışılan referandumun olası olumsuz sonuçlarını önlemek bakımından bir iş birliği olarak görüyoruz."

Irak Kürt Bölgesel Yönetimi'ne (IKBY) karşı atılacak adımlar kapsamında Türkiye'nin petrol sevkıyatından elde ettiği kazancın nasıl etkileneceği şeklindeki soruya karşılık Yıldırım, "Mesele memleket meselesi olunca bunların hesabı olmaz. Türkiye'nin ekonomik büyüklüğü içerisinde bunların esamesi olmaz. 300-500 milyon dolar oradan gelecekmiş, varsın gelmesin. Kaldı ki Merkezi Hükümet bu işin teminatını verir, petrol nakliyle ilgili bizden talepte bulunursa ve bununla ilgili şartları yerine getirirse bu iş yine devam eder." yanıtını verdi.

"Bizden ziyade bütün Avrupa'yı endişelendirmesi lazım"

Yıldırım, Almanya'da yapılan seçimlerin sonuçlarıyla ilgili değerlendirmesinin sorulması üzerine, Angela Merkel'e yazılı bir tebrik mesajı gönderdiğini söyledi.

Merkel'in partisinin seçimlerde birinci parti çıkmasına karşın tek başına iktidar olacak çoğunluğa ulaşamadığını anımsatan Yıldırım, "Önceki seçime göre oy kaybetti ama yine birinci parti. Anladığım kadarıyla büyük koalisyon olmayacak. Çünkü Schulz, 'Ben katılmayacağım' dedi. Burada geriye 'Jamaika Koalisyonu' kalıyor." dedi.

"Artık seçim havası bitti, geçim havası başladı" ifadelerini kullanan Yıldırım, "Normale dönelim, işimize bakalım. Türkiye ile uğraşmak, Türkiye ile gündem yapmak, Türkiye hakkında büyük büyük laflar etmenin faydası olmadığı gibi zararı da oldu. Bunu da gördük. Hollanda da bunu yaptı oy kaybetti, Almanya da bunu yaptı oy kaybetti. Kim kazandı, ırkçılar kazandı." değerlendirmesinde bulundu.

Aşırı sağcı Almanya için Alternatif'in (AfD) yükselişinin hükümeti endişelendirip endişelendirmediğinin sorulması üzerine Yıldırım, "Bunun bizden ziyade bütün Avrupa'yı endişelendirmesi lazım. Irkçılık hareketi, İslam düşmanlığı, yabancı düşmanlığı Avrupa'nın başının belası olmaya bundan sonra da devam edecek." yanıtını verdi.

Almanya'nın ırkçılık konusunda tedbir alması gerektiğini belirten Yıldırım, şunları kaydetti:

"Almanya bir kere FETÖ'cülere müsamahayı bırakacak. PKK sempatizanlarına alan açmaktan vazgeçecek. Türkiye ile dostluğun devam etmesi için Türkiye ile ilişkilerin normalleşmesi için buna ihtiyaç var. Biz Almanya'nın menfaatinin de Türkiye'nin menfaatinin de bunu gerektirdiğini söylüyoruz. 3 milyondan fazla insanımız var orada. Bunlar Alman toplumun bir parçası, entegre olmuşlar. Orada yaşamaya karar vermişler. Burada kayda değer davranış değişikliğine ihtiyaç var. Bu da PKK ve FETÖ ile ilgili tutum. Bu bizim için hassas bir konudur. Yeni dönemde Sayın Merkel'in yoğunlaşması lazım. Artık seçim öncesinde olan bitenleri bir kenara bırakıp, yeni bir sayfa açıp Almanya-Türkiye ilişkilerinin tamir edilmesi lazım. Bunun mümkün olabileceğini düşünüyoruz."

Yıldırım, "FETÖ, PYD, YPG'ye ağır silah sevkıyatı, koruma krizi ve Zafer Çağlayan'ın tutuklanma kararı gibi konularda ABD ile yapılan görüşmelerde herhangi bir somut adım olacak mı?" sorusu üzerine, bu konuların görüşmelerde dile getirildiğini ve ABD Başkanı Donald Trump ve diğer yetkililere aktarıldığını söyledi.

Gerçekleştirilen görüşmelerde süre sıkıntısından dolayı söz konusu konuların çok detaylı konuşulamadığını ifade eden Yıldırım, "ABD farklı bir ülke, karar mekanizmaları çok değişik. Fakat biz bu işin peşini bırakmayacağız. Korumalarla ilgili yapılan muamele, FETÖ'ye bakış açısı, NATO müttefikliğinden doğan yapılması gereken işlerin yapılmaması ve Suriye'de Türkiye'ye açıkça tehdit olan unsurlarla iş birliği gibi konular ABD'nin Türkiye'ye karşı bakışını yansıtıyor. Bunu görmezden gelemeyiz. Bunu dikkate alacağız. Buna göre de uyarılarımızı yapacağız. Duygusal hareket etmek yerine akıl ve izanla yanlışları ortaya koyup bu yanlışları düzeltme cihetine gitmemiz lazım." diye konuştu.

"İstifa tek taraflı bir iradedir"

Yıldırım, Kadir Topbaş'ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevinden istifasına ilişkin bir soru üzerine, sosyal medyada çıkan "istifa ettirildi" gibi sözlerin niyet okuma olduğunu dile getirerek, istifanın tek taraflı bir irade olduğunu anımsattı.

İstifayla ilgili Kadir Topbaş'ın zihninde ne olduğunun bilinemeyeceğini ifade eden Yıldırım, "Ben sonuca bakarım. Bunun en güzel cevabı Kadir Bey'dedir. Kadir Bey ile konuştum, istifadan önce de konuştum, istifa ettikten sonra da görüştük. Bana sadece istifa edeceği konusunda bilgi verdi." dedi.

Yıldırım, Topbaş'ın yerine kimin geleceğine ilişkin bir soru üzerine, "Yerine ilçe belediye başkanlarından biri gelir muhtemelen. Bu hafta sonunda doluyor süre, 10 günlük süre istifadan itibaren. 28 Eylül'de İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi toplanacak, seçim yapacak, bir arkadaşımız görevi, boşalan koltuğu doldurmuş olacak. Muhtemelen ilçe belediye başkanı" ifadesini kullandı.

"İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı için sizin isminiz geçiyor, gerçekten var mı böyle bir durum?" sorusu üzerine Yıldırım, "Koltuk dolu, bizi nereye koyacaksınız? Bizim de burada iyi kötü işimiz var." değerlendirmesinde bulundu.

"Hiçbir öğrenci sınavı sevmez ama sınav olmadan da öğrenme olmaz"

Yıldırım, TEOG'un kaldırılması ve getirilecek yeni yönteme ilişkin bir soru üzerine, bu konunun bir milyon 200 bin öğrenci ve ailelerini ilgilendiren ciddi bir konu olduğuna işaret ederek, TEOG'un başından beri hep yanlış anlaşıldığını söyledi.

TEOG'un bir sistem olmadığına dikkati çeken Yıldırım, "Burada bir sistem değişikliği yok. TEOG, ortaokul sona kadar, ara sınıflarda her sömestr, Ankara'nın gönderdiği ve öğretmenler tarafından bir sınavdır. Bunu niye yapıyor? Bu belirli üst kalitede okullar, hormonlu not vererek öğrenci hazırlayıp avantaj sağlamasın diye yapılmaya çalışılan bir şey. Bu zaman içerisinde 2013'ten beri bir yarışa döndü, özel kurslar, dershaneler... Çocuklar bunaldı." diye konuştu.

Başbakan Yıldırım, TEOG kalkınca bütün öğrencilerin büyük bir sevinç yaşadığını anlatarak,  şunları kaydetti:

"Hiçbir öğrenci sınavı sevmez ama sınav olmadan da öğrenme olmaz. TEOG kalkıyor, bu sene uygulanmayacak. Bunun yerine Milli Eğitim Bakanlığı üç tane çözüm üretiyor. Bunların artıları, eksileri çalışılıyor. Sekizinci sınıf bittikten sonra liselere geçiliyor. Burada da fen lisesi, Anadolu lisesi, meslek lisesi, imam hatip lisesi gibi pek çok lise var. Birinci yöntem, her lisenin kendi sınavını yapması. İkinci yöntem, ortaokul sertifikasyon sistemi. Üçüncü yöntem de ortaokul bazlı yerleştirme. Burada ağırlıklı olarak adrese dayalı kayıt sistemi, yüzde 50'si belki toplam öğrencilerin. Bir kısım okullar da ortaokul mezuniyet ortalamasını arayabilir. Bir, hiçbir şey aramayanlar var, adresi en yakın olan gidip kaydolacak. Bazı okullar diyebilir ki 'Ben ortaokul mezuniyet ortalaması arayacağım'. Bir de bazı okullar, kendi sınavını yapar, kendi sınavını yapar ama o sınavın mutlaka Bakanlığın gözetiminde olması lazım. Emniyet tedbirleri alınarak, soruların da hatta merkezden hazırlanarak sınavın yapılması. Tabii bunların hangisinin en isabetli olduğu konusu... Bakanlar Kuruluna gelecek uzmanlar sunumlarını yapacak. Birisinde karar kılacağız. Bir ay içerisinde olur."

Merkezi sınav sistemiyle Anadolu'daki çocukların iyi bir okula geçmesinin temin edilebildiğinin hatırlatılmasının ardından, "Anadolu'daki çocuklar ne olacak? Onlara ne gibi bir fırsat eşitliği olacak?" sorusu üzerine Başbakan Yıldırım, "Anadolu'daki çocukların bu fırsatı daha önce nasıl yakaladığını" sorarak, getirilecek olan yeni çözümle öğrencinin, yine istediği okula girebileceğini anlattı.

Yıldırım, şöyle devam etti:

"Onlara kapı kapanmıyor ki. TEOG'da ne yapıyorsa burada da onun daha kolayını yapacak. Ortaokulda dersleri çok iyiyse, ortalamasını tutturursa onun bir katkısı var. Okula girmek istiyorsa orada alacağı bir puan var. İkisini birlikte değerlendirerek istediği yere girecek. Ama bir iddiası yoksa açıkta da kalmayacak, mahallesindeki liseye girecek. Bunun mükemmeli yok. Ben mühendisim, eğitimci değilim. İnceledim, bunun mükemmeli yok. Burada, subjektif kararları ortadan kaldıracak, öğrenciyi de canından bezdirmeyecek bir sistem getirmek. Yani esas itibarıyla hiçbir öğretmenden şu beklenmez, 'Ben işte şu çocuğa kayırmacılık yapayım, not vereyim de bunu bir adım öne geçireyim...' İsteyelim ya da istemeyelim, böyle kötü uygulamaların olduğunu gördük. FETÖ de bunu yaptı. FETÖ önce soruları çaldı, sonra soruları hazırlayan komisyonları elde etti ve sonra bir tane dışarıdan adam giremedi. Kendine müzahir insanları okullara, askeri okullara, memuriyete içeriye doldurdu. Ama yapılan şey neresinden bakarsan yanlış, ihanet. Hiçbir değere sığmayan işler bunlar."

Yeni çözümün ne zamandan itibaren geçerli olacağı sorusuna Yıldırım, bu sene 8. sınıftan mezun olanların yeni uygulamayla liseye gideceğini bildirdi.

“İnsan kaynağımızı, kapasitemizi geliştirmemiz lazım"

Sömestr gelmeden yeni çözüme ilişkin kararın açıklanacağını belirten Başbakan Yıldırım, eğitimdeki temel sorunun ne olduğuna ilişkin bir soru üzerine de şunları kaydetti:

"Eğitimde sorunumuz şu; insan, insan kalitesi... Bizim öğretmen eksiğimiz yok. Belki bazı branşlarda fazlamız var, bazı branşlarda eksiğimiz var ama toplamda öğretmen eksiğimiz yok. Ama belirli bölgelere herkes gitmek istediği için Ankara, İstanbul, İzmir gibi buralarda öğretmenlik yapmak istiyor, Iğdır'da yapmak istemiyor, böyle bir sıkıntımız, dengeli dağıtım sıkıntımız var. Ama sizin sorunuzun cevabı bir günlük alınacak tedbirle hallolacak bir iş değil, yıllarca yatırım yapmamız lazım. İnsan kaynağımızı, kapasitemizi geliştirmemiz lazım. Hangi sistemi getirirseniz getirin, dünyanın en iyi sistemini de getirirseniz getirin, insanın olduğu yerde eğer kötü niyetli insanlar varsa o sistem bir işe yaramaz. En beceriksiz sistem iyi uygulayıcıların elinde çok mükemmel sonuçlar verir."

Almanya, Fransa, İngiltere örnekleri veren Yıldırım, buralarda okul, veli ve öğrencinin okulda aldığı notların değerlendirilerek öğrencinin nereye gideceğine karar verildiğini ifade etti. Kimsenin de "Burada torpil yapılıyor, onun çocuğu oraya gidiyor, bunun çocuğu beriye gidemiyor" diye bir şey diyemediğini söyleyen Yıldırım, "Çocuğun kapasitesi, kabiliyeti, başarısı oraya hormonlamadan yansıyor. Biz desek ki 'Doğrudan annesini, babasını, okul öğretmenini çağıracağız ikisi kararlaştıracak.' 'Sen şuraya gideceksin.' Kıyamet kopar değil mi Türkiye’de? Ama böyle... Gelişmiş ülkelerde esas itibarıyla böyle. Bizde de hedef bu olmalı. Bunun için daha çok gayret edeceğiz." açıklamasında bulundu.

Türkiye'deki okulların akıllı tahtalar, dizüstü bilgisayarlar, geniş bant internet bağlantısıyla mükemmel durumda olduğunu dile getiren Yıldırım, şu ifadelere yer verdi:

"Zarfta bir sorunumuz yok, içerikte sorunumuz var. Bu da bir günlük mesele değil daha çok çalışmamız lazım. Değerleri aşındırmamamız lazım. Bu ülkenin görevde olan Başbakanı olarak Hakkari'nin bir köyündeki öğretmenin şu an itibarıyla ne yaptığını takip etme şansım var mı? 1 milyon 20 bin öğretmen var. Biz onlara güvenmek mecburiyetindeyiz, başka da bir çaremiz yok. Güveniyoruz da. Fedakarca görev yapıyorlar. İşte Necmettin Yılmaz öğretmen, Urfa'da görev yapıyordu, Gümüşhane'ye giderken Pülümür Deresi'nde alçakça katledildi. Aybüke öğretmen Batman'da aynı sonu yaşadı. Ne büyük idealleri, hayalleri vardı ama alçaklar hayatlarının baharında onları bu hayallerinden kopardılar."

2018-2020 Orta Vadeli Program

Başbakan Binali Yıldırım, ekonomiyle ilgili bir soru üzerine 2018-2020 Orta Vadeli Program'a ilişkin bilgiler verdi. Bu programın birkaç gün içerisinde ilgili bakanlar tarafından açıklanacağını belirten Yıldırım, Orta Vadeli Program içerisinde yer alan hedefleri de paylaştı.

Yıldırım, 2017'den 2020'ye kadar büyüme hedefinin yüzde 5,5 olarak belirlendiğini bildirerek, "İstikrar bu." dedi.  

İşsizlik oranının bu yıl için 10,8 gelecek yıl için ise 10,5 olarak öngörüldüğünü belirten Yıldırım, bu oranın 2019'da 9,9, 2020'de 9,6 olacağının tahmin edildiğini söyledi.

Orta Vadeli Program'daki enflasyon oranlarına da değinen Yıldırım, 2017'de yüzde 9,5, 2018'de yüzde 7, 2019'da yüzde 6, 2020'de yüzde 5 hedefinin konulduğunu bildirdi. 

"Tasarruf ağırlıklı bir bütçe mi öngörülüyor?" sorusu üzerine Başbakan Yıldırım, tasarrufun birinci sırada bulunduğunu, buna önce kendilerinden başlayacaklarını ifade etti.

Lüzumsuz harcamalarda tasarrufa gidileceğini, yatırımlarda ise tasarruf olmadığını belirten Yıldırım, "Üretime katkı sağlayan, istihdam oluşturan, büyümeye katkı sağlayan konularda tasarruf yok. Yatırıma destek verilecek, teşvikler devam edecek. Burada öncelik gözetilecek. Kamu yatırımlarında da maliyet-fayda dengesine bakacağız. Öncelikleri esas alacağız. İhtiyaçları, önceliklere göre sıralayıp ona göre yapacağız." şeklinde konuştu.

Taşeron işçilerle ilgili bir soru üzerine Yıldırım, bu konuyu en geç bu yılın sonunda bir karara bağlamış olacaklarını ifade etti.

Yıldırım, "Taşeron statüsünde çalışan vatandaşlarımız endişe etmesin, onların çalışmasını teminat altına alacak ve sürekliliğini sağlayacak bir model üzerinde büyük ölçüde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Maliye Bakanlığı, Ekonomiden Sorumlu Başbakan Yardımcısı çalıştılar." bilgisini paylaştı. 

"Kadro mu sözleşmeli mi olacakları" yönündeki bir soru karşısında Yıldırım, "Orasını açıklamayayım ama devletle bağları kurulacak. Bu şekilde çalışmalarına devam edecekler." dedi.

Varlık Fonu'na ilişkin bir soru üzerine de Yıldırım, "Varlık Fonu'na bir atama önümüzdeki günlerde yapabiliriz. Bu hafta olmasa da haftaya olabilir. Üzerinde çalışıyoruz." bilgisini verdi. 

Başbakan Yıldırım, fonun yeniden organizasyonu ile ilgili bir çalışmanın bulunup bulunmadığı yönündeki bir soru üzerine fon ile ilgili spekülasyonların yapıldığını, bunların hiçbirinin doğru olmadığını vurguladı.

"Biz konuşmuyoruz millet konuşsun varsın." diyen Yıldırım, fonun kurulma nedenlerini anlattı.

Yıldırım, 70-80'den fazla ülkede böyle fonların bulunduğuna işaret ederek, Singapur'daki oluşumun 70'li yıllarda kurulduğunu dile getirdi. Yıldırım, "Biz daha dün kurduk, atamasını kasımda yaptık, ocakta fiilen göreve başladı. Aman öyle şeyler bekliyoruz ki sanki bir yerden gömü buldu, bir servet, Türkiye'nin bütün işlerini düzeltecek. Bu fonun amacı belli, büyük yatırımlara kaynak sağlayabilecek çalışmalar yapmak. Devletin elindeki varlıkları değerlendirip bunu yatırıma dönüştürmek. Dolayısıyla cari açığın daha fazla büyümesinin önüne geçmek. Fon, esas itibarıyla böyle bir çalışma yapacak. Dünyada başarılı uygulamaları var, onları örnek alarak çalışmaları başlattık." diye konuştu. 

Türkiye'nin, sermayelerinin toplamı 40 milyar doları bulan 13 önemli şirketinin sevk ve idaresi ile işlerini yürütmelerinin yine kendi sorumluluklarında devam ettiğini belirten Yıldırım, "Yani Varlık Fonu bunlara çökmüş değil, Varlık Fonu'nun görevi, sadece onların varlıklarını değerlendirerek daha ilave kaynak üretmek, onları bir baz kabul edip daha fazla kaynak üretmek. Bu kaynakla Türkiye'nin büyük projelerini veya üçüncü ülkede müteahhitlerimizin ihtiyacı olan kaynağı temin etmek suretiyle hem ülkemize katma değer sağlamak hem de finans sistemimiz üzerindeki, Hazine üzerindeki yükleri, bütçe açığını daha doğrusu cari açığı azaltacak tedbirler almak." değerlendirmesini yaptı. 

"Kamu olarak herhangi bir zararımız yok"

Bir soru üzerine Türk Telekom'un gayet iyi gittiğini söyleyen Yıldırım, "Sahiplik sorunu ayrı bir konu, şirketin iç çalışması, iş ve işlemlerini yapması ayrı bir konu. Şirket iyi gidiyor. Göstergeleri de iyi, gayet güzel. Ortaklıktan kaynaklanan sıkıntılardan kurtuldu. Niye? Biz yönetimi değiştirdik, şirket kan kaybetmesin diye." ifadesini kullandı.

Hariri Grubu'nun başka işlerinden dolayı sıkıntıya girdiğinden Türk Telekom'da da dolaylı olarak bunun sonuçları olduğunu ve borçlarını ödeyemediğini dile getiren Yıldırım, ortaklık sözleşmesine göre ekimin başında sürenin dolacağını ve kamu olarak müdahale etme haklarının bulunduğunu ifade etti. 

Yıldırım, şöyle konuştu:

"Nasıl müdahale olacak? Bankaların alacağı var. Ödeyemiyor. O halde biri gelip diyecek ki size 'Ben bu borçları üstleniyorum, ben yeni ortak olmak istiyorum. Kabul ediyor musunuz?' Şartlar uygunsa olur, değilse bankalar borçlarını yeniden yapılandırırlar şirket çalışmaya devam eder, borcunu öder. Bizim kamu olarak bundan herhangi bir zararımız, ziyanımız söz konusu değil."

"Gerekli tedbirleri alıyoruz"

Yıldırım, "Kuzey Irak ve Suriye'nin genelindeki durum söz konusu iken Türkiye'de sınırlar içindeki terörle mücadele olumsuz bir yansıma bekliyor musunuz?" sorusu üzerine, "Doğrusu böyle bir öngörümüz var, yani buna göre bir tedbir alıyoruz. 'Burada bir kaos olacak, bir karışıklık olacak' der demez, bundan yararlanarak ülke içinde faaliyetlerini bölücü terör örgütü artırabilir. Bunu göz ardı etmiyoruz ve gerekli tedbirleri alıyoruz." dedi.

"Kasım ayının başından itibaren dosyaları ele alıp değerlendirecek"

OHAL İnceleme Komisyonu ile ilgili soruları da yanıtlayan Yıldırım, "İtiraz komisyonu başladı, yerleşti. Bütün itirazlar 101 bin civarında. 14 Eylül itibarıyla da süre doldu. Zannediyorum, kasım ayının başından itibaren dosyaları ele alıp değerlendirecek." dedi.

 FETÖ ile mücadeleye ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Yıldırım, devam eden davaların bulunduğunu, bazılarının sonuçlanmaya yakın olduğunu belirterek, şöyle konuştu:

"Mahkemeler, bu işi kararını veriyor ama yargı, biz fazla bunlara bir şey diyemiyoruz. Bana kalırsa benim kafama göre darbeden sonra bir ay içinde hepsinin ipini çekerdik. Öyle olmalıydı. Ama hukuk sistemi, 'O, onu' dedi, 'Bu bunu' dedi. Şuradan bu delil geldi, buradan bu itirafçı geldi, uzuyor uzuyor milletin keyfi kaçıyor. Bu iş ne kadar uzarsa toplumdaki yargıya güven de zarar görüyor. O yüzden de daha fazla uzatmamak lazım. Zannediyorum epey olgunlaştı, yıl sonuna kadar umutları kesilir. 'FETÖ ekibi, dayanın, durun, reddedin, kabul etmeyin, takiye yapın, kurtulacaksınız, bu perşembe olmazsa gelecek perşembe' filan böyle rüya tabirleriyle oradakilerin motivasyonlarını yüksek tutmaya çalışıyorlar.

Ama bunlar tabii geçerli bir şey değil. Bir de oradaki yargılamaları uluslararası zemine çekecekleri için 'Yargılama adil olmadı' filan diyerek birtakım kasıtlı hareketler yaparak böyle bir algı oluşturmaya çalışıyorlar. Buna karşı dikkatli oluyor yargı camiamız. Bunlara böyle bir malzeme vermemek için bir çok şeyi de sineye çekiyorlar. Tutuklu sayısı 50 bin 400 civarında, adli kontrolle çıkan sayısı da bir o kadar, 50 bin 900. Yakalama kararı verilen 8 bin 675. Açılan toplam dava sayısı 4 bin 971. Bizim Başbakanlık olarak müdahil olduğumuz dava sayısı 255. Bu FETÖ ile ilgili."

Başbakan Yıldırım, PKK ile çok etkin bir mücadele yapıldığını bildirdi. Yurt içinde özellikle barınma ve üs bölgelerinde bir yıl içerisinde 34 bin 324 operasyon yapıldığını kaydeden Yıldırım, bin 500 dolayında barınma yerinin, mağaranın tahrip edildiğini söyledi. Kontrol altına alınan köy sayısının ise  2 bin 388 olduğunu bildiren Yıldırım, teslim olanların, gözaltıların bulunduğunu belirtti ve örgüte katılımın son iki yılda yüzde 85 azaldığını aktardı.

"Bütün toplumun, memnunların ve gayrimemnunların kucaklaşmaya ihtiyacı var"

Yıldırım, 2019 seçimlerine ilişkin değerlendirme yapmasının istenmesi üzerine, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ne göre seçimdeki çıtasının öncekilere göre biraz daha yükseldiğini, daha zorlaştığını söyledi.

Seçimde 50 artı 1 şartının bulunduğunu, bunun için daha çok çalışmak gerektiğini dile getiren Yıldırım, "Kendi kendimize çıtayı yükselttik. Vatandaşımız da buna 'olur' dedi. Buna zorluk demeyelim de daha çok çalışma ihtiyacı var. Daha çok doğru şeyleri yapmaya ihtiyaç var. Bütün toplumun, memnunların ve gayrimemnunların kucaklaşamaya ihtiyaç var." diye konuştu. 

"Meral Akşener’in kuracağı parti bütün bu söylediğiniz çizdiğiniz tabloyu ne kadar etkiler?" sorusu üzerine Yıldırım, "Rahmetli Demirel'in bir sözü var ya" ifadesini kullandı.

"Doğmamış çocuk" sözleri üzerine de Yıldırım, "Öyle bir şey. Kimin ne yapacağı bizim çok ilgi alanımızda değil. Biz vatandaşımıza kendi iletişimimizi başından beri iyi bir şekilde sürdürüyoruz. Bundan sonra da bunu devam edeceğiz." dedi.

Herkesin siyasi parti kurabileceğini dile getiren Yıldırım, 15 yıldır iddialarını ortaya koyan partilerin bulunduğunu belirterek, vatandaşın hepsini dinleyeceğini, geleceğini düşüneceğini, önündeki malzemeye bakacağını, ona göre kararını vereceğini anlattı. 

"Biz, hep kantara çıkarak bugünlere geldik." diyen Yıldırım, 2019'da da bir tereddüt görmediğini, seçimlerde yine Türkiye'nin geleceğine yön verecek partinin milletin desteğiyle AK Parti olacağını belirtti.

Buna yürekten inandığını ifade eden Yıldırım, şöyle devam etti:

"Partimizdeki metal yorgunluğunu yanlış okumamamız lazım. Bu, yaz yorgunluğuna benzer, gelir geçer. Seçim heyecanı başladı mı yorgunluk filan kalmaz. Normal. 15 sene 12 seçim yapan bir partide yorulma olmaz mı? Ama yorulma nedir, gelirsin oturursun bir ayran içersin, uzanırsın 5 dakika, yorgunluk geçer sonra durmak yok yola devam."

"Erken seçim var mı?" sorusuna Başbakan Yıldırım, "Yok dedik ya, yani tarihler belli." dedi.

Şu anda içinde bulunulan şartlar içinde kamuoyuna da açıkça söyledikleri gibi yerel seçimlerin 2019 Mart'ında, genel seçimler ve cumhurbaşkanlığı seçiminin 2019 Kasım'ında gerçekleşeceğini anlattı.

"Süreç başladı"

Başbakan Yıldırım, açıklamaları sırasında yeni bir haber olarak İran'ın, Irak'ın Kuzey Bölgesel Yönetimi ile sınırlarını kapattığını dile getirdi.

"Türkiye için bir takvim verebiliyor musunuz? Bu adımları söylemiştiniz, komisyon kurulacak diye" sözleri üzerine Yıldırım,  günler meselesi olduğunu belirterek, "Süreç başladı." dedi. 

Başbakan Yıldırım, TBMM açıldığında 130 maddelik bir tasarı gönderileceğini belirterek, burada önemli düzenlemelerin yer alacağını ifade etti. 

 Yıldırım, şöyle konuştu:

"Artık sadece bankalar teminat mektubu vermeyecek, sigorta kuruluşları da teminat mektubu verebilecek. Zorunlu deprem sigortasını yaygınlaştırıyoruz. Asgari kentsel dönüşümle ilgili de çok kapsamlı bir düzenleme getiriyoruz. Kentsel dönüşümle ilgili çok kapsamlı bir düzenleme getiriyoruz. 

Asgari ücretin vergi dilimi değişmesinden kayıplar vardı, onu ortadan kaldıracak ve değişmeyecek şekilde düzenleme yapıyoruz. Bunun farkını biz bütçeden karşılayacağız. Kimse asgari ücretin altında ücret almayacak, yıl sonuna kadar.

Bir düzenleme de bazı belediyeler emlak vergi değerlerini astronomik artırdılar, yüzde 3 bin. Böyle bir şey yok ki memlekette, bu vatandaşa zulümdür. Buna bir tahdit getiriyoruz yasayla. Belki hükümete yetki alıyoruz. Öyle kafasına göre artırım olur mu? Kızıyor adama, 'Bu mahalle, bu sokak bana az oy verdi', bas vergiyi. Böyle bir şey yok. Yeniden değerleme oranının yüzde 50 fazlasını geçemeyecek."

Yıldırım, vergi oranında tavan sınırı olup olmayacağına ilişkin soru üzerine, bu sınırın olacağını, yüzde 50'yi geçmeyeceğini, böyle bir düzenleme yaptıklarını aktardı.

Turizm bölgelerine ilişkin düzenlemeler de yaptıklarını anlatan Yıldırım, "Turizm bölgelerinde biliyorsunuz bunlar hep devletten 49 yıllığını tahsis veya üst hakkı kiralaması. Bunların sürelerini tekrar uzatıyoruz, yeniliyoruz anlaşmaları. 49 yıl daha vereceğiz. Hem kaynak oluşacak hem de onların süreleri yaklaştıkça yatırım yapmıyorlar, 'ne olacak ne bitecek' diye sıkıntı oluyor. Bu şekilde güzel düzenlemeler var." ifadelerini kullandı.

Halkın tedirgin olmasını gerektirecek bir durumun olmadığını anlatan Yıldırım, şunları kaydetti:

"Duruma hakimiz, bir sıkıntı yok. İşine gücüne baksın millet. İşini büyütsün, yatırımlarını genişletsin. Bakın her şeye rağmen dünyanın sayılı büyüyen ülkeleri arasındayız. Ülkemize hakaret etmeyelim. En zor şartları yaşayan bir ülkeyiz ama en iyi ülkeler arasında yer almayı başarıyoruz. Her şey daha güzel olacak. Büyüme ve ilave istihdam oluşturmaya devam. Vatandaşımızın hayatını, işini kolaylaştıracak büyük reformları da tek tek hayata geçireceğiz. Benim prensibim vatandaşın hayatını kolaylaştırmak, yaşam kalitesini artırmak, yüzünü güldürmek.”

Yıldırım, Orta Vadeli Planı çarşamba günü açıklayacaklarını da bildirdi.

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
banner66

banner64