banner47

ÖLMEK VAR, DÖNMEK YOK

Başbakan Yıldırım A Haber’de gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu

ÖLMEK VAR, DÖNMEK YOK

Başbakan Yıldırım A Haber’de gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu

24 Temmuz 2016 Pazar 15:02
ÖLMEK VAR, DÖNMEK YOK

 Başbakan Binali Yıldırım, A Haber ve ATV ortak yayınında gündeme ilişkin soruları yanıtladı.

Başbakan Yıldırım, darbe girişimi sırasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığı görüşmeye ilişkin, "Cumhurbaşkanımız da bir şeylerin ters gittiğini biliyordu ve birtakım olayların yayılarak devam ettiği kanaati onda da vardı. Şunu konuştuk, dedik ki, (Ölmek var, dönmek yok. Halkın iradesini bunların eline, bu eşkiyaların, bu canilerin eline asla vermeyeceğiz. Son nefesimize kadar mücadele edeceğiz. Vatandaşımızı bu zilletten kurtaracağız.)" dedi.

15 Temmuz gecesi darbeyi saat kaçta öğrendiği ve o anda neler hissettiği yönündeki soru üzerine Yıldırım, İstanbul'da Dolmabahçe Ofisi'nde çalıştıktan sonra saat 21.30 sıralarında Anadolu yakasına Tuzla civarındaki evine doğru hareket ettiğini söyledi. Boğaziçi Köprüsü'ne geçtikten 10 dakika sonra, daha eve varmadan köprünün tutulduğunu ve oradaki insanlara "Sıkı yönetim ilan oldu, hadi geri gidin, evlerinize dağılın." diye uyarılar yapıldığını duyduğunu aktaran Yıldırım, ilk andaki yaşananları yakın korumasından ve kendisini arayan dostlarından öğrendiğini belirtti. 

Saat 22.00 sıralarında da eve vardığını anlatan Yıldırım, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Hemen bir durum değerlendirmesi yaptık. Önce İçişleri Bakanı'nı aradım, Genelkurmay Başkanı'nı aradım ama ulaşamadım. Genelkurmay Başkanı'nın telefonu çalıyor, cevap vermiyor. İçişleri Bakanı'nın telefonu kapalı gözüküyor. Sonra öğrendik ki İçişleri Bakanı Erzurum'a gidiyormuş, uçaktaymış o esnada. Genelkurmay Başkanı'nın da elinden telefonu almışlar, dolayısıyla telefona cevap veremiyor. Hemen bir gariplik olduğu kanaati bende zaten hasıl oldu. Ne yapmamız gerekiyor, ayaküstü hemen yanımdaki arkadaşlarla bir değerlendirme yaptık. Ankara Valisi'ni aradım, Emniyet Genel Müdürünü aradım, İstanbul Valisi'ni aradım, bir durum tespiti yaptım. Baktık ki iş kötüye gidiyor. Her yandan tanklar çıkmaya başlamış, uçaklar alçak uçuş yapıyor, helikopterler sahada, belli ki bir şey var ama işin adını koymak gerekiyor. Orada şöyle bir karara vardım, bu bir kalkışmadır, silahlı kuvvetleri içerisinde emir komuta zinciri dışında gelişen bir kalkışmadır. Neye karşı, milli iradeye karşı, demokrasiye karşı bir silahlı eylemdir, terörist bir faaliyettir."

Gelişen bilgileri vatandaşa aktarmak için bir televizyon kanalına bağlantı kurulduğunu dile getiren Yıldırım, Türkiye'de demokrasiye, siyasi iradeye karşı bir kalkışma olduğunu ancak bu kalkışmanın silahlı kuvvetlerin komuta kademesinin hiyerarşik yapısıyla alakalı olmadığını aktardıklarının altını çizdi. 

Başbakan Yıldırım, silahlı kuvvetler içerisinde askeri üniformaya bürünmüş birtakım terör gruplarının bir hareketinin yaşandığını vatandaşlara bildirdiklerini söyledi.

"Kalkışmanın emir komuta zinciri içinde olmadığına nasıl emin oldunuz?" sorusuna ise Yıldırım, şu yanıtı verdi:

"Açıkcası ben orada kısa değerlendirmem ve aldığım bilgiler sonucu böyle bir karara vardım. Daha doğrusu benim buradaki teşhisim böyleydi. O tamamen kendi inisiyatifimle verdiğim bir karardır. Daha sonra olayların gelişiminden, bu silahlı darbe teşebbüsünün ortadan kaldırılması için çok ciddi katkı sağlandığını öğrendim. Nasıl bir katkı sağlanmış...Bizim bu beyanatımızı duyan bazı komutanlar, 'Başbakan açıkladı, bu bir kalkışma, bu, komuta kademesinin bilgisi, onayı doğrultusunda olan bir iş değil, dolayısıyla hemen valilerle, bütün emniyet güçleriyle bir araya gelerek neler yapılabileceğini, hangi adımların atılacağını birlikte planlamışlar. Bu önemli bir gelişmeydi."

Halka yaptığı çağrıyı hatırlatan Yıldırım, vatandaşlara, "Merak etmeyin, hükümetimiz, başta başkomutanımız, Cumhurbaşkanımız olmak üzere biz bu çapulculara pabuç bırakmayacağız, gereğini yapacağız. Rahat olun. Bunu yapanlar da hesabını en ağır şekilde ödeyecek." şeklinde açıklamalar yaptığını ifade etti. 

Televizyon kanallarına da telefonla bağlantı kurduğunu aktaran Yıldırım, "Adım adım sorular soruları getirdi. Bu örgüt kimdir, nedir, hangi gruptur, boyutu nedir gibi sorulara muhatap olduk. O ara başta grup diye tanımladığım bu yapının FETÖ olduğunu anladık. Saldırılardan, gelişmelerden, bu işe katılan isimlerden hareketle adını da koyduk. Aşağı yukarı gece yarısından biraz önceydi, zannediyorum 22.30 gibi adını da koydum. Ondan sonra tabii orada biz bunları yaparken bir yandan da arkadaşlar, tanklar buraya doğru geliyor. Burası güvenli değil, gitmemiz lazım. Biz hala Tuzla'dayız." diye konuştu.

ÖLMEK VAR, DÖNMEK YOK

Bu gelişmeler yaşanırken bir yandan da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile telefonda görüştüklerini anlatan Başbakan Binali Yıldırım, şu değerlendirmede bulundu:

"Cumhurbaşkanımız da bir şeylerin ters gittiğini biliyordu ve birtakım olayların yayılarak devam ettiği kanaati onda da vardı. Şunu konuştuk, dedik ki, 'Ölmek var, dönmek yok. Halkın iradesini bunların eline, bu eşkiyaların, bu canilerin eline asla vermeyeceğiz. Son nefesimize kadar mücadele edeceğiz. Vatandaşımızı bu zilletten kurtaracağız.' Bunun için ne yapalım, elimizde emniyet güçleri var, özel harekat polisi var, asker içerisinde de vatanını, milletini, bayrağını seven askerlerimiz var, subaylarımız var. Bunlara bu işe bulaşmamalarını, bu konuda devletinden, milletinden taraf olmalarını istedik ama ciddi bir orantısız güç var. Bir yandan bombalamalar da başlamış. Kritik noktalar, bomba atmaya başladılar. Tabii burada dedik ki, Sayın Cumhurbaşkanımızla kararlaştırdık, artık işin sahibi milleti de bu mücadeleye davet etmemiz gerekiyor ve dedik ki, 'Gün bugündür, darbeye karşı, bu soysuz darbe girişimine karşı milletimiz, ülkeye, demokrasiye, milli iradeye sahip çıkmalı ve sokağa inmelidir' dedik. Meydanlara halkı davet ettik."

Darbe girişiminin ardından insanların akın akın işgalcilerin olduğu noktalara hareket ettiklerini ifade eden Yıldırım, insanlıktan nasibini almayan üniformalı teröristlerin doğrudan insanları helikopterlerden taradıklarını, tankları insanların üzerine sürdüklerini, uçaklarla havadan bomba atıp toplu ölümlere yol açtıklarını, binaları yerle bir ettiklerini söyledi.

TANKLARA RASTLADIK

Yıldırım, Ankara'nın Gölbaşı ilçesindeki Polis Özel Harekat Merkezi'ndeki polislerin, Güneydoğu'dan iki üç gün önce bölücü terörle mücadeleden geldiklerini ve o gece olaylara müdahale etmek için hazırlık yaparken bombalandıklarını, 50 polisin şehit olduğunu belirtti.

 Bir şekilde bu işin kontrol altına alınması için harekete geçtiklerini anlatan Yıldırım, şöyle konuştu:

"Bir yandan Sayın Cumhurbaşkanımız orada güvenli değil. Bulunduğu yerden ayrılma planları yapıyor. Biz de dedik ki 'Bu hava akınlarını durduralım. Bunlar Akıncı'dan koordine ediliyor.' Tuzla'dan çıktım. Nereye gidelim? Önce 'Sabiha Gökçen'e gidelim' dedik, sonra arkadaşlar 'Burası hedef yer, oraya gitmemiz çok sakıncalı Ankara istikametine gidelim' dediler. Nihayet Ankara'ya gideceğimiz için öyle karar verdik ama giderken, evden çıktık, devam ederken tanklara rastladık, onlar 'durun' diye bize işaret ettiler, durdurmaya çalıştılar, bir müddet durduk, riayet ettik. Azıcık gittikten sonra yol genişledi, oradan da süratle uzaklaştık, atlattık. Bu arada tabii mutlaka şunu yapmamız gerektiğini düşündük. Bir yandan Hava Kuvvetleri ile irtibat kurmaya çalışıyoruz. Genelkurmay Başkanımız ile görüşemiyoruz tabiatıyla. Hava Kuvvetlerinde kuvvet komutanını aradık, ona da erişemedik. Bu sefer Hava Savunma Komutanlığı var Eskişehir'de. Orada 3-4 tane general var. Onlarla görüştüm." 

Yıldırım, komutanların "Efendim izinsiz, kontrol dışı Diyarbakır, Akıncılar ve Balıkesir'den kalkan uçaklar Ankara, İstanbul üzerinde akçak uçuş yapıyor, bombalıyor helikopterler aynı şekilde" dediklerini belirterek, sözlerine şöyle devam etti:

"Onlara 'Kardeşim sizin elinizde başka araç yok mu, niye kaldırıp bunları baskılamıyorsunuz, niye bunların insanlar üzerine saldırılarını engellemiyorsunuz?' dedim. İşte, 'Araçlar yüklü değil, yüklenmesi iki saat sürer, Erzurum'dan bir saat gelmeleri sürer' şeklinde konuşuyorlar. Bu benim canımı çok sıktı. 'Böyle bir şey olamaz kardeşim. Bu dedikleriniz ikna edici değil. Bakın size emrediyorum, derhal bu saldırıları püskürtmek üzere uçakları kaldırın ve bu kepazeliği ortadan kaldırın, emrediyorum' deyince generallerden biri 'yazılı emir gönderin' dedi. Orada tabii benim sigortam attı. 'Ne yazılı emri kardeşim' dedim. 'Bak ben senden bunun hesabını soracağım. Bu telefonda dediğim her şey yazılı emir niteliğindedir. Ya bu emrin gereğini yaparsın yahut da bunun bedelini ağır şekilde ödersin' dedim. Bu kadar mücadeleden sonra oradan uçakların gelmesini başarabildik ama en az iki saat kaybettik."

Yıldırım, "Telefonda konuştuğunuz general gözaltında mı?" sorusu üzerine "Zannediyorum gözaltındaki generallerden biri." ifadesini kullandı.

JANDARMALAR İÇERDEN FIRLADI, ATEŞ ETMEYE BAŞLADI

Bu konuşmalar sırasında Ankara'ya gitmeye devam ettiklerini aktaran Binali Yıldırım, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Anayoldan gelince 'Karayolu güvenli değil, girmeyin' diye uyarılarda bulununca arkadaşlar, farklı güzergahı tercih etme ihtiyacı duyduk. Bir yandan da yapılacak işleri organize ediyoruz, gelişmeleri takip ediyoruz. Bir yandan da yola devam ediyoruz. Böyle böyle Petek yoluna geldik. Gerede'den ayrıldık Samsun istikametine, oradan Ilgaz'a. O ara biraz tehditler arttı. Ilgaz Tüneli'ne gittik. O tünelde biraz kaldık. İnsanın nereden aklına gelecek. Temelini attığımız tünel gün gelecek kalkan, sığınak olacak. Böyle bir hatıra da yaşadık. Artık hava taarruzlarının püskürtüldüğünü, düşman unsurların baskılandığını anlayınca yavaş yavaş döndük Çankırı üzerinden Ankara'ya geleceğiz. Yavaş yavaş gün ağarmaya başladı. Ilgaz Dörtyol'a gelmeden karşıda Jandarma aracını gördük ve yaklaşınca içeriden fırladılar ve başladılar ateş etmeye. Arkadaşlar karşılık verdi. Şoförümüz hemen geri vitese taktı ve süratle atış menzilinden çıktık ve oradan bir tali yola girerek Ilgaz merkeze geldik. Merkezde biraz kaymakamın evine konuk olduk."

BU TERÖRİST AMA HASTA BİR TERÖRİST

Yıldırım, "Aracınıza isabet eden kurşun oldu mu?" sorusuna şu yanıtı verdi:

"Hayır isabet etmedi ama ateş oldu, yani birkaç el ateş edildi. Bize doğru hedef gözeterek ateş ettikleri belli. Ama arkadaşlarımız da karşılık verdi. Allah'tan herhangi bir sıkıntı yaşamadık yani. Ucuz atlattık diyebiliriz. Yiyeceğimiz ekmek, içeceğimiz su varmış. Allah sakladı. Önemli değil tabi. Önemli olan bu kadar masum insanı gözünü kırpmadan öldüren bu canileri bu millet asla affetmeyecek. Bunların ne dinle işi var, ne imanla işi var. Bunları kıblesi, kutsalı yok. Bu bir terörist ama hasta bir terörist. Dini kullanıyor. Din Müslümanların ortak değeri. Bu değeri kullanarak insanları suçuna ortak etmek için her şeyi yapıyor. İşin adını doğru koymak lazım. Amerikalı başkan yardımcısına da bunu aynen söyledim. 'Bu adamı daha fazla muhafaza edemezsiniz. Ayan beyan bu insanlık suçu işliyor. Bu kadar insanın kanına girdi. Dolayısıyla bu suç makinesini ülkeye teslim edin' dedim. İşin özeti bu."

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın darbe girişimi gecesi İstanbul'a gelerek halka hitap ettiğini ve milletin yüreğini ferahlattığını dile getiren Yıldırım, vatandaşların o sırada hala tehdidin bitip bitmediği konusunda net bir bilgiye sahip olmadığını belirtti.

Yıldırım, yaşananları, "Biz büyük oranda püskürtüldüğünü biliyoruz ama hala oradan, buradan tacizler, saldırılar oluyor, sokağa tam hakim değiliz, çünkü asker bizim elimizde değil. Sadece elimizde polisler var,  özel kuvvet var. Ama bizim, onların hesap edemediği çok büyük bir gücümüz var, vatandaş. Meydanlara indi, gözünü kırpmadan onların kurşunlarına karşı geldi, tankların altına yattı, üstüne çıktı, tankların kafesine çıktı, onları aşağı aldı. Bu iman, bu inanç ülkesine, memleketinin geleceğine olan bu güven vatandaştaki hakikaten takdire şayan." şeklinde anlattı.

SONUÇ ORTADA 

"Bu zorlu dönemeçte, istihbarat teşkilatı ve Genelkurmay'ın nasıl bir sınav verdiğine" ilişkin soruya Yıldırım, şu cevabı verdi:

"Şu kadar talimatnameden bahsediyoruz, bir buçuk santimetre kalınlığında. Bu bir dakikada hazırlanır mı? Bütün birliklere, hangi ile kim sıkıyönetim komutanı olacak, hangi ile kim belediye başkanı olacak, sıkıyönetim mahkemelerinin başkanları kim olacak? Bir ton emir. Karargahta sorumlu generaller kimler olacak, kara kuvvetleri, deniz kuvvetleri, hava kuvvetleri, genelkurmay hepsini inceden inceye çalışmışlar. Ama sonuç ortada...

Ben olanları anlatıyorum, bunun yorumunu da vatandaş yapsın. Burada kamuoyuna yansıdı, istihbarat, Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı bundan bir vesile, bir ihbarla haberi olmuş ve bu haberin üzerine Genelkurmay Başkanına bu bilgiyi aktarmış. Genelkurmay Başkanı bununla ilgili gerekli talimatları vermiş, 'böyle böyle tehlikeler var dikkat edin' diye. Hatta yetmemiş Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı da gitmiş oraya bir, iki saat de beraber çalışmış, bütün bunlara rağmen önlem alınamamış, üstüne üstlük de kuvvet komutanlarının tamamını, Genelkurmay Başkanını da derdest ederek, Akıncı'ya götürmüşler. Bu tarafı rahatız edici bir şey ama oldu." 

ONUN CEVABINI BEN DE ARIYORUM

"Size niye haber verilemedi?" sorusuna Yıldırım, "Onun cevabını ben de arıyorum. Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı bana bağlıdır. Cumhurbaşkanımıza sürekli her şeyi haber verir, 24 saat 7 gün. Ama maalesef bizim süreçten haberimiz olmadı, işin özeti bu." karşılığını verdi. 

Başbakan Yıldırım, "MİT ve Genelkurmay'dan yeniden yapılanma ve görevden almalar bekleniyor mu?" sorusu üzerine "Bütün bunlar bizim için büyük bir sınavdır, çok büyük bir musibettir. Bundan çıkarmamız gereken dersler var. Her şeyi yeni baştan almamız lazım. 'Bir daha böyle hiç başımıza gelmez' diye düşünecek halimiz yok. Her şeyi, Genelkurmay'daki yapılanma, nasıl yapılanma? Bu tanklar canı istediği zaman dışarı nasıl çıkıyor, çıkmaması lazım. Bunların şehrin ortasında olma ihtiyacı var mı, tehdit oluşturuyor mu, oluşturmuyor mu? Bu havaalanlarındaki uçak, her aklına esen bir pilot kalktı geldi İstanbul'u bombaladı, Ankara'yı bombaladı, cinnet getirdi, buna karşı bir tedbir var mı? Bunların hepsinin gözden geçirilmesi lazım." değerlendirmesini yaptı.

HALKA TEHDİT OLMAYACAK HER TÜRLÜ TEDBİRİ ALACAĞIZ

"Askeri birlikler şehir dışına mı çıkarılacak?" sorusu üzerine Yıldırım, "Gayet tabi. Halka tehdit olmayacak her türlü tedbir alacağız, her türlü kontrol mekanizmasını hayata geçireceğiz. Bu süreç yaşanan bir dizi hatanın, bir dizi zaafların ortaya çıkması ve bunlara yönelik tedbirlerin alınması sürecidir. Bu işin bir tarafı. İstihbarat tarafında neler var, hangi sorunlar var, bunları birer birer ele alacağız, masaya yatıracağız ve bir daha Türkiye bir yandan bölücü terörle mücadele ediyor, güneydeki sınırlarını korumak için var gücüyle çalışıyor. Bütün bu kadar bu konularla meşgulken bir de ülkemizin güvenliğine, vatandaşımızın huzuruna yönelik bu tür aptalca girişimlere de asla ve asla tahammülümüz olamaz, buna izin veremeyiz." diye konuştu.

"Askeri birlikler, meskun mekanların, şehir merkezlerinin dışarısına mı çıkarılacak?" sorusuna Yıldırım, "Bunlarla sınırlı değil. Bunlar var. Bunun dışında da çok köklü tedbirlerimiz olacak. Bunun neler olduğunu da önümüzdeki günlerde göreceğiz." yanıtını verdi.

CUMHURİYET TARİHİNDE BİR İLK

Başbakan Yıldırım, Genelkurmay Başkanlığı ve MİT'te görevden almalar olup olmayacağına ilişkin soru üzerine, "Askeri Şura var. Askeri Şura'yı 28 Temmuz'a aldık ve burada yapacağız, belki de Cumhuriyet tarihinde bir ilk. Askeri Şura'yı Başbakanlıkta Çankaya Köşkü yerleşkesinde yapacağız." dedi. 

"Niçin, Genelkurmay güvenli mi değil?" sorusuna Yıldırım, "Hayır, o anlamda değil. Biz teklif ettik. Nasıl olsa bu başbakanın başkanlığında toplanan bir kuruldur. O halde bunu Başbakanlık'ta bu sefer yapalım dedik, makul görüldü. Sayın Cumhurbaşkanımız da vardı, orada teklif ettik, kabul gördü. Burada yapacağız." karşılığını verdi. 

Yıldırım, 28 Temmuz'da yapılacak YAŞ toplantısının diğer şuralardan farklı olacağını vurgulayarak, "Burada sadece terfiler, tayinler vesaire konuşulmayacak aynı zamanda 15 Temmuz'da ülkemizin yaşadığı başarısız, silahlı darbe ve onun sebepleri, sonuçlarını da konuşacağız. Büyük bir şeffaflıkla bunlar konuşulacak. Nerede hata yapıldı, düzeltici çalışmalarımız neler olmalı, bir daha böyle sorunlarla karşılaşmamak için hangi tedbirleri almalıyız? Bunları enine boyuna konuşacağız." ifadelerini kullandı.

"Türkiye'nin bir daha böyle bir darbe girişimiyle karşılaşmaması için alınacak tedbirler arasında, askeri liselerin kapatılmasının da yer alıp almayacağına" ilişkin soru üzerine Yıldırım, hiçbir şeyin ihtimal dışı olmadığını, bu yapının, gelecek dönemler içinde Türkiye'ye ve millete bela olmasını engelleyecek tedbirlerin alınacağını belirtti.

"Sadece askeri kurumlarımızda değil, aynı zamanda bütün devlet kurumlarımızda da iş hayatında da her yerde bu tedbiri alacağız." ifadesini kullanan Yıldırım, "Bundan kaçış yok. Bununla ilgili süreci de başlattık malum. Dolayısıyla şundan emin olmamız lazım. Bunu bir daha yaşamayalım, asla ve asla böyle bir sorunu Türkiye yaşamamalıdır." diye konuştu.

Yaşanan kalkışmanın bedelinin ağır olduğunu vurgulayan Yıldırım, 246 şehit verildiğini, tedavi gören 370'in üzerinde gazinin bulunduğunu bildirdi.

Toplam 2 binin üzerinde yaralının tedavisinin tamamlandığını belirten Yıldırım, "Milletçe büyük bedel ödedik. Bu bedelin hesabını da soracağız. Ondan hiç kimsenin tereddüdü olmasın." dedi.

AZMETTİRİCİSİ AMERİKA'DA

Darbe girişimine ilişkin Türk Silahlı Kuvvetleri'nin (TSK) yaptığı iki yazılı açıklama hatırlatılarak, "Eski Hava Kuvvetleri Komutanı Akın Öztürk'le ilgili düşünceniz nedir? Bu darbe girişiminin Türkiye'deki bir numarası kimdir?" sorularına Yıldırım, şöyle yanıt verdi: 

"Bunun tespitini yargı yapacak. Benim burada kendimi mahkeme yerine koymam yanlış olur. Bu, bir kişinin tek başına yaptığı iş değildir. Azmettiricisi Amerika'da, Amerika'daki meczup. Terör başı o. Azmettiricisinin o olduğundan hiçbir tereddüt yok. Onun emir ve talimatlarını hiç sorgulamadan uygulayan asker içinde de yargı içinde de polis içinde de hiç de küçümsenemeyecek sayıda insan var. 

Bir süreden beri 17-25 Aralık tarihi, bu terör örgütünün faaliyetlerini aleni ve aşikar hale getirdiği tarihtir. O günden bugüne de temizlik harekatı devam ediyor. Ama bunlar son bir tarihi hata yaparak, milletin üzerine tankla, topla, bombayla gitme yolunu tercih ettiler. Milletin dişinden, tırnağından artırdığı bombaları, mermileri yine milletin kendi üzerine atmak suretiyle ne kadar insanlık dışı bir yapıya sahip olduğu ne kadar bu terör örgütü tarafından adeta kiraya alındığı süreci yaşıyoruz. Bu vahim bir şey."

ASKER ÜNİFORMASI İÇİNDEKİ TERÖRİST, RÜTBELİ TERÖRİST

Yıldırım, "Türkiye'nin yıllarca emek verdiği general terör örgütü üyesi çıkıyor. Asker üniforması içindeki terörist, rütbeli terörist. Şimdi artık rütbeleri de yok. Hem kendilerini berbat ettiler hem millete zarar verdiler hem de asırlık ordumuzun itibarını maalesef lekelediler." diye konuştu. 

Yıldırım, vatandaşlardan bu konuda ricada bulunarak, "Bu ordu bizim, bu asker bizim. Bütün askerlerimizi, bütün subaylarımızı aynı gözle göremeyiz. Bunlar silahlı kuvvetlerimiz içerisinde, asker elbisesi içindeki FETÖ mensuplarıdır. Hedefimiz budur. Bunun dışındaki değerlendirmeler silahlı kuvvetlere, komuta kademesine haksızlık olur. Bu ordu bize her zaman lazım. Onun için vatandaşlarımızın bu iki hususu birbirinden ayırmasını özellikle istirham ediyorum." değerlendirmesinde bulundu. 

Yıldırım, darbe girişimine ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında, gözaltı ve tutuklamaların 10 bin 500'ü geçtiğine dikkati çekti.

Gözaltına alınanlardan yaklaşık 2 bin kişinin serbest bırakıldığını belirten Yıldırım, "Daha da nereye gideceği soruşturmalarla ortaya çıkacak. Ama hatırı sayılır bir rakam olduğu ortada. Maalesef bu yapılanma bugünün işi değil, dünün işi değil. Geriye doğru en az 30-35 yıllık bir mazisi var. En önemlisi tabii eğitim kurumlarından başlanarak bu noktalara gelinmiş durumda." değerlendirmesinde bulundu. 

NİHAYETİNDE İŞİN KENDİLERİNE KADAR DAYANDIĞINI BUGÜN GÖRÜYORUZ

TSK komuta kademesiyle ilgili bir üzüntüsünü de dile getiren Yıldırım, şunları ifade etti: 

"Benim komutanlarımızla, komuta kademesiyle ilgili bir üzüntüm, olayın vahametini anlattığımız zaman 'O kadar abartılacak bir şey yok.' demeleridir. Yani birkaç yıldır, 17-25 Aralık'tan beri Sayın Cumhurbaşkanımız, 'bu işin çok hafife alınacak bir mesele olmadığını ve mutlaka bu işin üzerine gidilmesi gerektiğini hem emniyet teşkilatında hem yargı teşkilatında hem de silahlı kuvvetler içerisinde bu konuda çok keskin tedbirler alınması gerektiğini' hep söylemiş. Ama 'Bu kadar büyütülecek bir mesele yok.' diye aslında olay biraz olduğundan küçümsenmiştir. Nihayetinde işin kendilerine kadar dayandığını bugün görüyoruz. Kuvvet komutanlarının, Genelkurmay Başkanının özel kalemi, yaveri, herkesin en yakınındaki insanlar maalesef acıdır, kelepçe takılarak, tehdit edilerek götürülme gibi bir durumla karşı karşıya kaldılar." 

"Darbeciler arasında sizi hiç şaşırtan, sürpriz gelen isim var mı?" sorusuna Yıldırım, "Hiçbirini tanımam. Tamamı zaten ahmakça bir şey. Burada şaşkınlık hafif kalır, bu canilik, ne şaşkınlığı! 79 milyona savaş açan, insanlara 'Şaşırdım, hayal kırıklığı yaşadım.' demek iltifattır. Kusura bakmayın." karşılığını verdi. 

BUNLARIN HEPSİ DETAYLI ARAŞTIRILACAK

Darbe girişimi konusunda istihbaratın Genelkurmay Başkanlığına saat 16.00'da ulaştığı fakat bazı komutanların buna rağmen "düğüne gittikleri" iddiası hatırlatılarak, "Bu da kamuoyunda eleştirilere yol açtı. Haberleri oldu mu, olmadı mı, olduysa halen düğünde nasıl devam ettiler?" sorusu üzerine Yıldırım, şunları kaydetti: 

"Bunların hepsi rastlantı mıdır yoksa bir planın parçaları mıdır? Doğru, bu sorular haklı olarak soruluyor. Bunlar ortaya çıkacak. Bunların hepsi detaylı olarak araştırılacak. Herkes düğüne gidiyor, yıllarca kendisinin komutanlık yaptığı, nikah şahidi olarak davet edildiği insan gitmiyor. İzmir'de tatildeyken tatilini kesiyor, Ankara'ya gelme ihtiyacı duyuyor vesaire. Garip olacak birçok olay arka arkaya geliyor. Düğün basılıyor, oradaki komutanlar derdest ediliyor falan... Bütün bunlar, hepsi bir şeylerin ters gittiğini ve bir şeylerin çok öncesinden planlandığını, hazırlıkların yapıldığını gösteriyor.

Yani bir şaşkının, bir çılgının 'Hadi ben ihtilal yapıyorum' diye harekete geçtiği bir iş olarak düşünmüyoruz. Zaten ele geçen dokümanlarda da ciddi bir emek olduğunu görüyoruz. O yüzden de sahadaki, çeşitli illerdeki komutanlar, ordu komutanlarının bazıları, kolordu komutanları, tümen komutanları, tugay komutanları... Bu kadar şeyi bir arada görünce mecburen inanmışlar. Ancak biz komuta kademesiyle ilgili bir iş değil deyince biraz onların da kafası karışmaya başlamış."

"Genelkurmay Başkanlığının Milli Savunma Bakanlığına bağlanmasının alınacak tedbirler arasında olup olmadığına" ilişkin bir soru üzerine Yıldırım, "Hayır, Genelkurmay Başkanlığı doğrusu Başbakanlığa bağlı kalmalıdır. Hatta başkanlık sistemine geçtiğimizde de Cumhurbaşkanlığına bağlanmalıdır. Madem Başkomutan Cumhurbaşkanıdır, Genelkurmay Başkanı da Cumhurbaşkanlığına bağlanmalıdır." dedi.

Darbe girişiminde cuntacıların Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayında silahlandıklarının hatırlatılması üzerine Yıldırım, FETÖ'nün darbe girişiminde bulunduğu gece TRT'yi basan ekibin Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayından hareket ettiğini belirterek, alayın lağvedilip edilmeyeceğine ilişkin, "Onun kararını aldık, artık burada, bu yerleşkede Muhafız Alayı olmayacak." ifadesini kullandı.

Başbakan Yıldırım, olay gecesi Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar'ın rehin alındığını, ordu başsız kalmasın diye 1. Ordu Komutanı'nı Genelkurmay Başkanı olarak atadıklarını hatırlatarak, yaşanan süreci şöyle anlattı:

"Sonra da Akıncı Üssü'ne hava saldırıları düzenledik. İlk emri ben verdim. Orada biraz oyalandılar, sonra da yerine getirilmedi. Cumhurbaşkanımıza da aktardık, Cumhurbaşkanımız da müdahale etti. Zaman kazandı, ayak sürüttüler. Ondan sonra Cumhurbaşkanımıza söyleyince bombalandı. En son öğlen sıralarında bombalandı. Bizim ilk havadaki baskılama işini başarıyla tamamladıktan sonra Genelkurmay Başkanı'nı da serbest bıraktılar. Genelkurmay Başkanımız beni aradı telefondan, 'beni bıraktılar, burdan aldırın.' dedi. Ben hemen arkadaşlara talimat verdim. O ara bizim helikopter göndermemize de ihtiyaç kalmadan, oradan bir helikopterle kendisini gönderdiler buraya, Çankaya'ya. Ben de karayoluyla geldim burada görüştük, olayın gelişimi böyle."

"Genelkurmay Başkanı Orgeneral Akar'ın Fetullah Gülen ile görüştürülmek istendiğine" ilişkin bir soru üzerine Yıldırım, "Orada bana anlattı, 'Bana (sizi kanaat önderimiz Fetullah Gülen ile görüştürelim) diye teklif ettiler, ben kabul etmedim' dedi. Bunu da daha sonra şikayetçi olarak ifade verdi Sayın Genelkurmay Başkanımız ve orada söyledi, yazılı olarak ifadesinde de onu geçirtti." diye konuştu. 

Gelecek hafta Yüksek Askeri Şura (YAŞ) Toplantısı yapılacağı hatırlatılarak, Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Galip Mendi'nin sağlık durumuna ilişkin soruya Yıldırım, "Galip Mendi'nin biraz rahatsızlığı var, tedavi görüyor. Belirli bir süreden beri devam eden ciddi bir rahatsızlığı olduğunu söylediler. Onun detayına girmeyelim. Mutlaka bu atamalarda dikkate alınacak, şüphesiz." yanıtını verdi. 

Yıldırım, "Komuta kademesinde bir değişiklik beklenebilir mi?" şeklindeki bir soru üzerine ise "Bunlarla ilgili herhangi bir kararımız şu anda söz konusu değil. Bütün bunları Sayın Cumhurbaşkanımızla değerlendireceğiz, YAŞ'ta değerlendireceğiz, bu kararları vereceğiz." dedi.

"Çok sayıda generalin gözaltında olduğu ve bunun zafiyet yaratacağına ilişkin endişelerin söz konusu olup olmadığına" ilişkin bir soru üzerine ise Yıldırım, tedbirlerin alındığını bildirdi. 

Eski generallerin geri dönebileceğine dair iddiaların hatırlatılmasına Yıldırım, "Öyle bir ihtiyaç olduğunu zannetmiyorum. Silahlı Kuvvetler kendi şu andaki personel kabiliyeti bakımından herhangi bir eksikliğe mahal vermeden ihtiyaçlarını görebilecek durumdadır." karşılığını verdi.

CHP'NİN MİTİNGİNE DESTEK VERİYORUZ

Binali Yıldırım, "İdam cezası gelmesi halinde sadece darbe girişimine katılanlarla mı sınırlı olacağı yoksa Türk hukuk sisteminde kalıcı mı olacağına" ilişkin soru üzerine şu değerlendirmeyi yaptı:

 "Bu hakikaten canımızı yakan bir iştir. İnsanlar maalesef çok acı bir şekilde gözü dönmüş caniler tarafından ateş edilerek, üzerlerine tanklar sürülerek şehit edildiler. Tabii halkta büyük bir infial var, büyük bir öfke var. 'İdam, idam' diye gittiğimiz yerlerde, meydanlarda." 

Vatandaşların halen demokrasi nöbeti tuttuğunu dile getiren Yıldırım, vatandaşların ülke ve milletin tehlikede olmadığından yüzde 100 emin olmak istediği için gönüllü olarak nöbet tuttuğunu belirtti.

Yarın Cumhuriyet Halk Partisi'nin Taksim'de bir miting düzenleyeceği hatırlatılan Yıldırım, şunları kaydetti:

"Bütün partiler, AK Parti dahil, biz de bu mitinge destek veriyoruz. Çünkü mesele memleket meselesi, parti meselesi olmaktan çıktı. Bu vesileyle söylemek istiyorum. Olayın olduğu ilk andan itibaren, yarım saat içerisinde Sayın Bahçeli ve Sayın Kılıçdaroğlu ile görüştüm. Onlar aradı, ulaşamamışlar. Ben aradım, görüştük kendileriyle, 'Açıkça biz bunu asla kabul etmiyoruz ve ülkemizin, milletimizin yanındayız, darbelerin her türlüsüne karşıyız'. Bununla da kalmadılar. Ben bundan büyük bir memnuniyet duyduğumu ifade ettim; 'Biz vatandaşı meydanlara davet ettik, Siz de lütfen bütün partililerinize bu çağrıyı yapar mısınız?' dedik, 'Memnuniyetle yaparız.' dediler. Böylece artık tek vücut olarak, hep beraber, her görüşten, her partiden vatandaşlarımız akın akın meydanları doldurdular. Ben bu sağduyulu, bu milli duruş sebebiyle bütün partilerimize teşekkür ediyorum."

 Bu işin en büyük kahramanının "millet" olduğunu vurgulayan Yıldırım, "Cumhurbaşkanımızın, Başkomutanımızın, 'Bu işte direneceğiz, sonuna kadar mücadele edeceğiz, Hakkın ve halkın emanetini bu çapulculara teslim etmeyeceğiz' beyanı, kararlılığı ve bunun üzerine halkın meydanlara inmesi, ayrıca hükümetimizin de bu konudaki kararlılığı elimizdeki sınırlı güçlerle de bu belayı defettik." ifadelerini kullandı. 

"Ankara'da vatandaşları bombalayan jetlerin pilotları gözaltında mıdır?" sorusuna Yıldırım, "Tabii, zannediyorum büyük oranda gözaltına alınanlar var, tutuklananlar var." yanıtını verdi.

Başbakan Yıldırım, Rus uçağını düşüren pilotların gözaltına alınıp alınmadığına ilişkin olarak da onların da gözaltında olduğu bilgisinin geldiğini anlattı. 

Ne kadar askeri personelin firarda olduğunun sorulması üzerine ise Yıldırım, "Çok fazla değil, Sayın Cumhurbaşkanımızın kaldığı yere onu öldürme maksadıyla giden bir ekip var. SAT komandoları var. İşi beceremeyince orada kaldılar, zannediyorum 15-16 onlar var, Yunanistan'a kaçanlar var.  Sağa sola 3-5 tane kaçan var. Yani çok fazla sayı yok." açıklamasında bulundu.

Başbakan Yıldırım, bütün bu olaylar sırasında Türk Silahlı Kuvvetleri envanterine kayıtlı olmayan mühimmat kullanıldığına dair iddialara ilişkin ise bunların araştırıldığını ancak çok fazla bir bulguya rastlanamadığını kaydetti. 

"Meclis'ten idam kararı çıkar mı, yoksa bu iş referanduma mı gider?" sorusu üzerine Yıldırım, vatandaşların idam talebini aldıklarını söyledi.

Olayın daha çok taze olduğunu, dolayısıyla da bu mesaja duyarsız kalamayacaklarını belirten Yıldırım, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Biz milli iradeyi temsil ediyoruz, milli irade ne istiyorsa bizim görevimiz onu yapmak. Artısı, eksisi ile bu konuları diğer partilerimizle de görüşeceğiz ve değerlendireceğiz, bir karara varacağız. O bizim ayaküstü vereceğimiz bir karar değil. Bu bir anayasa değişikliği gerektiriyor, dolayısıyla bunun bir alt yapısının oluşturulması lazım. Onun için milletimiz rahat olsun, onların, şehitlerimizin kanı yerde kalmaz, hak ettikleri cezayı da alacaklardır."

Türkiye'nin bir hukuk devleti olduğunu vurgulayan Yıldırım, intikam duygusuyla değil, adalet ile hareket edeceklerini, hukukun gereğinin bağımsız mahkemeler, savcılar tarafından yapılacağını aktardı.

"Gözaltında olanlardan, suçu sabit bulunanların nasıl bir koğuş, hücre sisteminde tutulacağına" ilişkin soru üzerine Yıldırım, gözaltı sürecinin devam ettiğini, bazılarının ise tutuklandığını anlatarak, bu konunun Adalet Bakanlığı'nın tasarrufunda olduğunu anımsattı. 

Yıldırım, "Hiç kimse bu kadar haltı işleyen adamları otel konforundaki mekanlarda barındıracağımızı düşünmesin, böyle bir şey yok." dedi.

GÖZALTINA ALINAN ŞAHIS SAYISI 13 BİN 2

Bugün saat 14.00 itibarıyla güncellenen gözaltı ve tutuklamalarla ilgili rakamları veren Yıldırım, şöyle konuştu: 

"Rakamlar şöyle; gözaltına alınan şahıs sayısı 13 bin 2. İstanbul'da 3 bin 879, Ankara'da 2 bin 734, İzmir'de 197, diğer illerimizde 6 bin 192 olmak üzere. Bunlardan bin 329'u polis, 8 bin 831'i asker, askerler içerisinde de general, amiral 163, subay 2 bin 329, astsubay ve diğerleri de 6 bin 339. Hakim ve savcı 2 bin 100, mülki idare amiri 52, sivil 689. Tutuklu ne kadar, 13 binin, 5 bin 837'si de tutuklu. Bunların da 436'sı polis, 3 bin 718'i asker, bunların içinde 123'ü general, bin 9'u subay ve 2 bin 586'sı da astsubay, er ve erbaş. Hakim ve savcı bin 559'u tutuklu, mülki idare amiri 31 tutuklu, sivil 93 tutuklu. Ayrıca adli kontrolle serbest kalan bin 63, tamamen serbest kalan 693. Gözaltı işlemi devam eden 5 bin 40. İsyancılardan ölü olarak ele geçirilen 24, yaralı ele geçen 49." 

Bir terör örgütü mensubu oldukları gerekçesiyle gözaltına alınan hakim ve savcıların aldıkları kararlarla ilgili işlem yapılması konusuna da  değinen Yıldırım, bunun hukuki bir konu olduğunu, geçmişte aldığı kararlar esnasında bu kişilerin tutuklu veya sanık olmadığını, geçmişteki işlemlerin bu güne taşınmasının ne kadar hukuki olacağını bilmediğini, bu konuyu Adalet Bakanlığı ve mahkemelerin değerlendireceğini belirtti. 

"Rus uçağını düşüren pilotların FETÖ üyesi olması" iddiasına ilişkin ise Yıldırım, "Bu vesile ile o iddialar da açıklığa kavuşmuş olacak. İnsanların kafasında bir soru işareti kalmamış olacak." diye konuştu.

BİZİM ONLARIN DEDİĞİNE İTİBAR ETMEMİZ DOĞRU OLANDIR

"Amerika Birleşik Devletlerinin darbe girişimini önceden biliyor muydu?" sorusuna Yıldırım, şu cevabı verdi:

"Bizim onların dediğine itibar etmemiz doğru olandır, aksi ispat edilmedikçe. Amerika Birleşik Devletleri Başkanı ile Sayın Cumhurbaşkanımız görüşme yaptı. Ben Başkan Yardımcısı Joe Biden ile görüşme yaptım. Bu konuları bütün detayları ile konuştuk. Amerika, Türkiye uzun yıllardan beri her alanda stratejik ortaklık sürdüren iki dost ülke. Bir dostumuz eğer bizim aleyhimize bir faaliyet varsa, bunu bize haber vermiyorsa, onun dostluğu sorgulanır. Ama ilk andan itibaren çıktı, dediler ki, 'Biz bu işin arkasında değiliz, bilgimiz de yok.' Bizim için bu yeterlidir ama yetmeyen bu işin içinde olan, hatta bu işin tepesinde olan yöneten, terörist başını Feto. Bunu ısrarla ülkelerinde barınmasına izin veriyorlar. Şimdi artık bu kadar acıdan sonra ayan, beyan bunların iradesiyle bu darbe girişimini Türkiye'de gerçekleştirmeye kalkışmalarına rağmen artık Amerikan makamlarının korumaya çalışmaları veya orada kalmaya çalışmalarını, bu terör örgütü başının, dostane bir iş olarak görmüyoruz ve kendilerine de bunu ifade ettik.

Bu, 15 Temmuz olayından önceki 17-25 Aralık'tan beri derlenen dosyaları, bunun bir terör örgütü olduğunu ve bu terör örgütü başının da Fetullah Gülen olduğunu ifade eden dosyaları Amerika'ya gönderdik. Şimdi 15 Temmuz'la ilgili soruşturmalar da tamamlanınca buradan da dosyaları göndereceğiz. En son Başkan Yardımcısı, 'Biz bu konuyu hukuken, bütün detayları ile inceleyeceğiz ve bu konuda Türkiye yargı makamları ve Adalet Bakanlığı'yla yakın bir çalışma içerisinde olacağız.' dediler. Şimdi bunun gereğini yapacağız."

Enerji ve Tabii Kaynaklar Berat Albayrak'ın Amerika Birleşik Devletlerine gideceğini açıklaması konusunda ise Yıldırım, Albayrak'ın 15 Temmuz'da yaşanan darbe girişimini bütün ayrıntılarıyla, delilleriyle anlatacağını ve ABD'den dostluğunun gereğinin yapılmasını isteyeceğini aktardı.

Olağanüstü halin (OHAL) anayasada yer alan bir hak olduğuna işaret eden Yıldırım, Anayasa'nın 119, 120 ve 121'inci maddelerinde hangi hallerde OHAL'in alınacağının yazıldığını hatırlattı.

Yıldırım, maddelerden birinde demokratik düzene karşı bir darbe kalkışması olduğunda olağanüstü hal ilan edilebileceğinin yer aldığını ve buna dayanarak olağanüstü hal ilan ettiklerine dikkati çekti.

İlan edilen olağanüstü halin geçmiş dönemlerden farkı olduğunun altını çizen Yıldırım, şunları kaydetti:

"Biz olağanüstü hali millete yapmadık, kendimize yaptık. Yani devlet kendine olağanüstü hal ilan etti. Millet için şartlar olağan olmaya devam ediyor. Ne demek istiyorum? Biz ülkeyi yöneten hükümet olarak şunu yapacağız; bu olayla ilgili neler yapmalıyız, bunun tekrar etmemesi için -burada büyük bir terör organizasyonu ile karşı karşıyayız- bunun sonuçlarını ortadan kaldırmak, bir daha Türkiye'de bu nevi işlerin görülmemesi, yaşanmaması için alınacak tedbirler var. Onun için biz olağanüstü hal ilan ettik. Yoksa ekonomik hayat devam ediyor, insanlar seyahat etmeye, tatil yapmaya devam ediyor. İşinde gücünde çalışıyor. Tek fark var, akşamları geliyorlar, demokrasi şenliği yapıyorlar, demokrasi nöbetini tutuyorlar ve burada da hiç öyle o partili-bu partili, sen-ben ayrımı yok." 

 O HAKKI KULLANMAMIZI MESELE YAPMAYA ÇALIŞANLAR VAR

"Demokrasi nöbetinin ne kadar daha süreceğine" ilişkin soru üzerine Yıldırım, nöbetin bir müddet daha sürmesi ve en ufak bir riskin kalmadığından emin olunması gerektiğini söyledi.

Olağanüstü hali kullanmaya çalışarak, Türkiye'nin ekonomisinin olumsuz seyrettiğini yaymaya gayret edenlerin olduğunu dile getiren Binali Yıldırım, bunların Türkiye'nin hak ettiği şeyler olmadığına işaret etti.

Fransa'da saldırıdan sonra olağanüstü hal ilan edildiğini ve kasım ayından itibaren devam ettiğini, olağanüstü halin Belçika'da ilan edildiğini, Almanya'da bir markete saldırı olduktan sonra da ilan edildiğini anımsatan Yıldırım, şöyle devam etti:

"Şimdi onlar ilan edince hiçbir şey yok, Türkiye ölüm kalım mücadelesine girmiş, bütün yurtta seçimle iş başına gelmiş hükümeti alaşağı etmeye çalışıyorlar, Cumhurbaşkanı'nı öldürmeye çalışıyorlar, bütün bu şartlara rağmen Anayasa'nın verdiği o hakkı kullanmamızı maalesef mesele yapmaya çalışanlar var. Peki olağanüstü hal ilan edilmiş olmasına rağmen ekonomimizde ne oldu? Ben size söyleyeyim, Rusya ile uçak krizi olduğu günkü göstergelerle aynı göstergeler. Yani o uçak krizinin ne kadar olumsuz etkisi olduysa Türkiye'ye, olağanüstü halin de o kadar etkisi oldu; küçük, sınırlı."

BU MİLLETLE İFTİHAR EDİYORUZ

Türkiye'nin kredi derecelendirme notunu düşüren S&P'yi eleştiren Yıldırım, S&P'nin hep standart açıklamalar yaptığını ve açıklamalarına dikkat edilmemesi gerektiğini söyledi.

Türk milletinin büyük bir millet olduğunu ifade eden Yıldırım, "O günden itibaren 8 milyar dolar para bozdurdu, Türk vatandaşları. Bu tip durumlarda millet ne yapar, paralar çeker öyle mi? 'Paraları bir an önce çekeyim de bankadan, yanımda dursun' der. Ama bizim insanımız ne yaptı, elindekini gitti, bozdurdu, bankaya yatırdı. İşte vatanseverlik, ülke severlik bu. Biz bunları görüyoruz ve bunun için bu milletle iftihar ediyoruz." ifadelerini kullandı.

Türkiye'nin büyümesine devam ettiğini, ekonominin 2015 yılında yüzde 4, 2016 ilk çeyreğinde yüzde 4,8 oranında büyüdüğünü ve OECD ülkeleri arasında Türkiye'nin en fazla büyüyen ikinci ülke olduğunu anlatan Yıldırım, son bir yılda 1 milyon kişiye iş imkanı sağlandığını ve Türkiye'nin 2015 yılında 32 milyar dolar olan cari açığını 2016 yılının mayıs ayı sonu itibarıyla 27 milyar dolara düşürdüğünü vurguladı.

MERKEZ BANKASI PİYASAYA PARA VERME İHTİYACI DUYMADI

Binali Yıldırım, 2010 yılından beri cari açıkta en düşük seviyede olunduğuna değinerek, "Türkiye'de kriz olacak, döviz sıkıntısına girilecek, her şeyin fiyatı artacak" gibi söylentilerin kara mizah ve kara propaganda olduğunu ifade etti.

Kurdaki yükselmeye ilişkin değerlendirmesi sorulan Yıldırım, şunları söyledi:

"Kurdaki yükselme, bunlar da spekülatif dedikodulardan kaynaklanan kabul edilebilir sınırlardaki yükselmedir. Bizim bu darbe girişimi olmadan önceki Merkez Bankası döviz rezervimiz aynen duruyor, hatta biraz daha arttı. Yani Merkez Bankası piyasaya para verme ihtiyacı bile duymadı. 'Bankalarda kuyruk oluşacak, ATM'lerde para olmayacak', hepsini bankalar bol bol koydular, hiçbir sorun yaşamadık. İnşallah bundan sonra da yaşama ihtimalimiz yok. Çünkü bakın, bizim sermaye yeterlilik oranımız bankaların yüzde 15,5, yüzde 8'e kadar hakları var. Avrupa'da birçoğunun bu sınırların altında. Takipteki alacak miktarı yüzde 3,3. Bütün göstergelerimiz bu haliyle bile dünyanın birçok ülkesinden bile daha iyi durumda. 2002 yılında Türkiye'nin bütçe açığı yüzde 10,8'di. O milli gelire oran. 2015'te sıfırladık, yani hiç bütçe açığı vermedik." 

Avrupa'nın dilinden düşürmediği "Maastricht kriterleri"ni tek sağlayan ülkenin Türkiye olduğunu kaydeden Yıldırım, Türkiye üzerinde yapılan kara propagandaların dostça olmadığını cümle alemin, vatandaşın, dünyada herkesin bildiğini aktardı.

Olağanüstü halin süresi konusundaki tahmininin sorulması üzerine Yıldırım, "90 gün. İlk olağanüstü halin ilanından sonra ilk kanun hükmündeki kararnamemiz de çıktı, yayımlandı. Bir dizi kararlar aldık orada. Bu olayda hayatını yitirenlerin şehit sayılması, şehit haklarından kullanmaları, yaralıların gazi sayılmaları gibi önemli kararlar var. Ayrıca bu terör örgütünün kurumlardan temizlenmelerine yönelik kararlar var. Gözaltı süresinin uzatılması var." diye konuştu.

"OHAL uzar mı?" sorusu üzerine Yıldırım, amaçlarının OHAL süresinin uzamaması, 90 günde bitirilmesi olduğunu, ancak ihtiyaç duyulduğunda uzayabileceğini söyledi.

SİLAHLI KUVVETLERDE BİR REFORM İHTİYACI VAR

"Türk Silahlı Kuvvetlerindeki FETÖ yapılanmasının engellenmesi için tamamıyla profesyonel orduya geçilmesinin seçeneklerden biri olup olmadığı" yönündeki soruya ilişkin Yıldırım, "Bunun adını koymuş değiliz. Ama bir reform, silahlı kuvvetlerde bir reform ihtiyacı var. Bunu tabii ki tek başımıza yapacak değiliz. Bu işin uzmanlarıyla çalışacağız, komuta kademesiyle bu konular istişare edilecek, konuşulacak, görüşülecek ve ülkemiz, ordumuz için en doğrusu ne ise onu yapacağız." dedi.

Başbakan Yıldırım, ekonomideki reformlara devam edeceklerini, bayram öncesi başlattıkları müjde paketiyle ilgili bir kısım hususların yasalaştığını, bir kısmı üzerinde Mecliste çalışmaların devam ettiğini dile getirdi. 

Daha sonra sırada, vatandaş ile iş barışı, vergi barışı ve varlık barışının olduğunu ifade eden Yıldırım, "Vatandaşın devlete olan prim ve vergi borçlarının yeniden yapılandırılması, stokların güncellenmesi ve matrah artışı var. Birçok konu var. Bunlar ne işe yarayacak? Vatandaş devlet ile mahkemelik olmuş. Yıllar sürüyor. Mahkemeler meşgul oluyor, karar çıkmıyor, çıkan karar içine sinmiyor. Tüm bunlara diyoruz ki 'Uzat elini helalleşelim. Geçmişe bir sünger çekelim ve bundan sonra siz enerjinizi daha fazla üretmeye daha fazla çalışmaya ve istihdama ayırın biz de size gerekli destek ve teşvikleri verelim'. Niye birbirimizle niza içinde olalım? 'Senin şu borcun var. Yok benim o kadar. Aldın vermedim, almadın vermedin' gibi enerjimizi tüketen bir kavga var. Yatırımcımıza, iş adamımıza, esnafımızla tarım kesimi ve herkes ile adeta bir barış. Ekonomik anlamda söylüyorum. Bunu sağlayıp, yolumuza devam edeceğiz." diye konuştu. 

Yıldırım, "Jandarma ne zaman İçişleri Bakanlığına bağlanacak?" sorusu üzerine, "Bu kısa sürede olacak." cevabını verdi. 

KİMSE KAÇAMAZ BU İŞTEN 

"Askeri birliklerin şehir dışına çıkarılması planından bahsettiniz. Ankara'da Genelkurmay ve kuvvet komutanlıkları da buna dahil mi?" sorusuna karşılık, Yıldırım, şunları kaydetti: 

"Bir kere bunların emniyeti çok önemli. Bu olay da bize gösterdi ki kolayca işte gidilip, Genelkurmay işgal edilebiliyor. Bunların bu kadar kolay içeri girilebilir ve işgal edilebilir olmaması lazım. Burası silahlı kuvvetlerin kalbi. Onun için buna yönelik tedbirler konuşulacak. Gereken en uygun, akla yakın, güvenliği en iyi şekilde sağlanmış, işini daha fonksiyonel şekilde nasıl yapacaksa bunun tedbirini alacağız. Verilmiş kararlar gibi burada bunun cevabını vermem takdir edersiniz ki doğru değil. Bizim tek başımıza vereceğimiz karar değil. Cumhurbaşkanımız, biz, hükümetimiz bu işin muhatapları, oturacağız, konuşacağız. Ülke için ve askerimizin, güvenliğimizden emin olmamız lazım. Alınacak tedbirleri hep beraber alacağız." 

Yıldırım, "Darbenin Pensilvanya dışında bir dış bağlantısı olduğuna dair iddialar, yorumlar var. Sizin görüşünüz nedir?" sorusunu, "Bu iddialar olacak ama bu iddialar da araştırılacak. Zaten bu terör örgütünün bütün detaylarına indiğimizde, başka bağlantılar varsa onlar da ortaya çıkacak. Kimse kaçamaz bu işten. Bu iş artık öyle bir hale geldi ki bu millete malum. Bundan kaçma şansı yok kimsenin." diyerek yanıtladı.

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
banner66

banner64