banner47

Küresel sistemde çok taraflılık esastır

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, Cumhurbaşkanlığı Kabinesi Toplantısı’na ilişkin basın toplantısı düzenledi

Küresel sistemde çok taraflılık esastır

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, Cumhurbaşkanlığı Kabinesi Toplantısı’na ilişkin basın toplantısı düzenledi

haberiumturk
haberiumturk
04 Temmuz 2019 Perşembe 22:59
Küresel sistemde çok taraflılık esastır

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın, Cumhurbaşkanlığı Kabinesi Toplantısı’na ilişkin yaptığı açıklamada, “Her şeyin iç içe geçtiği bu küresel çağda sistemin tek bir ülkenin ya da yapının vesayetinde olması mümkün değildir, tek taraflı dayatmacı politikalar güven ve istikrarı zedeleyici bir etkiye sahiptir. Ticaretten ekonomiye, teknolojiden siber güvenliğe, göç gibi büyük siyasi ve insani meselelerden diplomasiye, kültüre, insani yardımlara kadar her alanda çok taraflılık artık küresel sistemin dayattığı bir zorunluluk hâline gelmiştir” dedi.

Kamuoyu ile canlı olarak paylaşılan toplantıda, Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın şunları söyledi: “Sayın Cumhurbaşkanımızın takdim konuşmalarında, G-20 temasları, ardından Japonya ve Çin’e yaptığı ziyaret, kendisi takdim konuşmasında bu konulara etraflı bir şekilde değindiler.

Özellikle G-20’de gündeme getirdiğimiz konu başlıklarını bakan arkadaşlarla da paylaştılar. Tabi bu görüşmelerden hem G-20’de müzakere edilen konulardan, hem de Japonya ve Çin ziyaretinde ele alınan konulardan sayın bakanlarımızın da, ilgili kurumlarımızın da takip edeceği konu başlıkları var, bunları kendileri paylaştılar.Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi

Bir diğer konu da tabi ’nin birinci yılını doldurmak üzereyiz, birinci yılını geride bıraktık daha doğrusu, bununla ilgili bir genel değerlendirmesi oldu. Bu yeni sistemle birlikte özellikle her tür vesayet karşısında millet iradesini ve bürokratik engelleri aşmayı hedefleyen ve milletin iradesini her tür vesayetin üstüne koyan yeni sistemin işleyişiyle ilgili bir değerlendirmesi oldu, bakanlıkların performansıyla ilgili görüşlerini paylaştı Sayın Cumhurbaşkanımız.

“CUMHURBAŞKANLIĞI HÜKÛMET SİSTEMİ’NİN TOPLUMUN İHTİYAÇLARI DOĞRULTUSUNDA KENDİNİ GÜNCELLEMESİ ÖNEMLİDİR”

Bununla ilgili bildiğiniz gibi Cumhurbaşkanı Yardımcısı Sayın Fuat Oktay Bey’in başkanlığında düzenli olarak zaten raporlamalar yapılmakta. Buradaki tabi temel hedef, hizmetlerin etkin bir şekilde vatandaşlara ulaştırılması, bunun için de atılabilecek başka ne tür adımlar olabilir, sistemin daha iyi çalışması için yapılabileceklerle ilgili değerlendirmeler yapıldı.

Bildiğiniz gibi Türkiye dinamik, hızlı gelişen, hızlı büyüyen bir ülke, bu bünyedeki bir ülkenin, bir yönetim yapısının, toplumun ihtiyaçları da dinamiktir. Dolayısıyla bu ihtiyaçları karşılayacak şekilde dinamik çözümlerin üretilmesi, sistemin kendini güncellenmesi son derece önemlidir. Cumhurbaşkanlığı başkanlık sistemi de zaten bildiğiniz gibi bu ihtiyaca binaen ortaya çıkmış, uzun istişareler ve müzakerelerden sonra milletin onayına sunulmuş ve bir referandumda aldığı onaydan sonra da hayata geçirilmiştir. Dolayısıyla bununla ilgili de değerlendirmeleri de Kabine olarak ve yürütmenin başı olarak Sayın Cumhurbaşkanımızın yapması da gayet normal.

Sunumlara geldiğimizde ise, bugünkü Kabine Toplantısı’nda yatırım ortamının iyileştirilmesiyle ilgili detaylı bir sunum yapıldı. Özellikle hem Türkiye’de mevcut olan yerli ve yabancı yatırımcıların hem de bundan sonra uluslararası sermayenin Türkiye’ye çekilmesiyle ilgili atılacak adımlar konusunda arkadaşlarımızın yaptığı detaylı bir çalışma var, bu Kabine’ye sunuldu. Bunun zaten değişik veçheleri de zaman içerisinde kamuoyuyla da paylaşılacak.

Aynı şeklide Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın, İçişleri Bakanlığı’nın, Adalet Bakanlığı’nın ve Dışişleri Bakanlığı’mızın da bugün gündeme ilişkin sunumları oldu.

“TÜRKİYE, RUSYA VE İRAN’IN KATILACAĞI ÜÇLÜ ZİRVE, AĞUSTOS AYINDA EV SAHİPLİĞİMİZDE GERÇEKLEŞTİRİLECEK”

Sayın Cumhurbaşkanımızın geçen hafta gerçekleştirdiği G-20 Zirvesini siz de takip ettiniz, orada yoğun bir küresel gündemi vardı. Hem G-20’nin dört ana başlığında ilgili oturumlarda sunumları oldu, iklim değişikliği, çevre konuları, ticaret, ekonomi, finans, göç, mülteciler ve terörle mücadele başlıkları etrafında orada yoğun temasları oldu, görüşlerimiz de bildiğiniz gibi G-20’nin sonuç bildirgesine yansıtıldı.

Bu Zirvenin marjında kendisinin bir dizi ikili görüşmeleri de oldu. Şimdi o görüşmelerin önemli neticelerinden bir tanesi olarak, Ağustos ayı içerisinde daha önce Astana süreci çerçevesinde yaptığımız üçlü zirvenin bir sonraki toplantısını, gene Sayın Cumhurbaşkanımızın ev sahipliğinde, Türkiye’de yapmayı planlıyoruz, yani Türkiye, Rusya Federasyonu ve İran’ın katılacağı bir üçlü zirve Ağustos ayı içerisinde Sayın Cumhurbaşkanımızın ev sahipliğinde gerçekleştirilecek, burada Suriye konusu etraflı bir şekilde ele alınacak. Bunun merkezinde tabi ki İdlib olmakla beraber Suriye’nin diğer bölgeleri, genel güvenlik durumu, siyasi geçiş süreci, anayasa komisyonu, mültecilerin evlerine geri dönmesi konuları da yer alacak. Bununla ilgili hazırlıklarımızı yapmaya başladık, tarihler üzerinde çalışıyoruz.

Gene bunun devamında da geçen yıl Ekim ayında İstanbul’da yaptığımız dörtlü zirvenin ikinci toplantısının yine Sayın Cumhurbaşkanımızın ev sahipliğinde Türkiye’de yapılması konusunda da muhataplarla mutabık kalındı G-20 Zirvesi’nde. Dolayısıyla burada da Türkiye, Rusya Federasyonu, Almanya ve Fransa liderlerinin katılımıyla muhtemelen Ağustos ayının sonunda ya da Eylül ayının başında, yani Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’na gitmeden önce bir dörtlü zirvenin yapılması planlanıyor. Burada da gene Suriye başta olmak üzere bölgedeki genel güvenlik konuları etraflı bir şekilde ele alınacak.

“KÜRESEL SİSTEMDE ÇOK TARAFLILIK ESASTIR”

Bu toplantılarda ve görüşmelerde arkadaşlar, tabi öne çıkan önemli başlıklardan bir tanesi de küresel sistemin tek taraflı dayatmalarla yürümesinin ve işletilmesinin mümkün olmadığı konusu. Bugün geldiğimiz noktada, her şeyin iç içe geçtiği bu küresel çağda sistemin tek bir ülkenin ya da yapının vesayetinde olması mümkün değildir, tek taraflı dayatmacı politikalar güven ve istikrarı zedeleyici bir etkiye sahiptir.

Ticaretten ekonomiye, teknolojiden siber güvenliğe, göç gibi büyük siyasi ve insani meselelerden diplomasiye, kültüre, insani yardımlara kadar her alanda çok taraflılık artık küresel sistemin dayattığı bir zorunluluk hâline gelmiştir.

Dolayısıyla burada özellikle ticaret, vergi gibi konuların bir ekonomik savaşın unsurları olarak kullanılmasına karşı ilgili ülkelerin iş birliği yapması, aralarındaki eşgüdümü artırması büyük önem arz etmektedir.

Sayın Cumhurbaşkanımız da zaten G-20’deki temaslarında olsun, Japonya ve Çin seyahatlerinde olsun bu konuları muhataplarıyla etraflı bir şekilde ele aldılar. Bu tür tek taraflı dayatmacı politikaların herkese zarar vereceği de aşikâr olsa gerektir.

DÖVİZ KURUNDA YAŞANAN İYİLEŞME

Kabine’de tabi ekonomiyle ilgili konular da ele alındı, ekonomideki özellikle döviz kurundaki iyileşme sevindirici bir haber. Sayın Cumhurbaşkanı yine G-20’de yaptığı temaslar ve sonrasında oluşan olumlu hava çerçevesinde yaşanan olumlu gelişmeyi de devam edeceği yönünde değerlendiriyoruz. Bu yöndeki olumlu trendin Türk ekonomisinin özellikle bu turizm döneminde daha da güçlenmesine katkı sağlamasını bekliyoruz. Tabi ki ekonomi yönetimimiz de bu konuda gerekli tedbirleri bundan sonra da almaya devam edecekler.”

“S-400’LER TÜRKİYE’NİN SAVUNMA İHTİYAÇLARINI KARŞILAMAK İÇİN ALINMAKTADIR”

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, Cumhurbaşkanlığı Kabinesi Toplantısı’na ilişkin düzenlediği basın toplantısında, gündemdeki gelişmelere ilişkin açıklamalarda bulundu ve basın mensuplarının sorularını cevapladı.

Soru: “S-400 hava savunma sistemleri tam olarak ne zaman Türkiye’ye gelecek, bir tarih verebiliyor musunuz? Sistem nereye konuşlandırılacak, Ankara iddiaları doğru mudur? Ve aktif bir şekilde çalışacak mı sistem?”

“S-400’LERİN YAKIN BİR TARİHTE TESLİMATI BAŞLAYACAK VE AKTİF BİR ŞEKİLDE KULLANILACAK”

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın: “S-400 konusu bildiğiniz gibi ülkemizin hava savunma sistemi ihtiyacını karşılamak amacıyla ortaya çıkmış bir süreçtir, bir projedir ve artık nihai aşamalarına doğru hızla ilerliyoruz. Bu konuda daha önce Sayın Cumhurbaşkanımız da ifade ettiler, biliyorsunuz Patriot Savunma Sistemi’nin alınması için uzun mesailer harcandı, uzun çabalar sarf edildi, fakat maalesef bizim beklentilerimiz karşılayacak bir teklif sunulmadığı için de S-400 alternatifi gündeme geldi ve bu hayata geçirildi.

Şimdi S-400’ler yakın bir zamanda, size tam nokta gününü vermeyeceğim, ama çok yakın bir tarihte teslimatı başlayacak ve aktif bir şekilde kullanılacak. Yani bazı görüşler ortaya atılıyor, bazı teoriler ya da senaryolar ortaya atılıyor, işte getirilecek ama kullanılmayacak, işte kutusunda duracak, aktif hâle getirilmeyecek. Biliyorsunuz bu ülkemizin hava savunma güvenliği ihtiyaçları çerçevesinde hayata geçirilen bir projedir ve bunu egemen bir ülke olarak Türkiye Cumhuriyeti kararını vermiştir ve bunu da aktif olarak kullanılacak.

“S-400’LER TÜRKİYE’NİN İHTİYAÇLARI ÇERÇEVESİNDE ORTAYA ÇIKMIŞ BİR TERCİHTİR”

Fakat bu bizim mevcut özellikle NATO sistemi içerisinde yer alan güvenlik sistemimize bir tehdit ya da tehlike oluşturacak bir savunma sistemi değildir. Adı üstünde her şeyden önce bir savunma sistemidir, bir başka ülkeye karşı bir taarruz sistemi değildir, bir başka ülkeye tehdit oluşturması zaten söz konusu değildir, tam tersine ülkemizin savunma ihtiyacını karşılamak amacıyla getirilen bir sistemdir. Dolayısıyla bir başka ne NATO sistemine, ne diyelim ki F-35’lere geldikten sonra ya da mevcut hava sistemimize tehdit oluşturacak bir yönü, boyutu kesinlikle bulunmamaktadır.

S-400’lerin nereye konuşlandırılacağı konusunda da çalışmaları Millî Savunma Bakanlığımız ilgili Hava Kuvvetleri Komutanlığımız ve kuvvet komutanlıklarımızla birlikte zaten yürütüyorlar. Bu bir süreçtir bildiğiniz gibi, bunun birçok teknik boyutu var, eğitim boyutu var, konuşlanma boyutu var, aktif hâle getirilmesi boyutu var, işletilmesi boyutu var, bu komplike bir sistem bildiğiniz gibi. Bununla ilgili çalışmalarını sürdürüyorlar, nihayete erdiği zaman bunu da kamuoyuyla paylaşırız.

Ama dediğim gibi S-400’ler Türkiye’nin ihtiyaçları çerçevesinde ortaya çıkmış bir tercihtir ve bu yönde de Sayın Cumhurbaşkanımızın koyduğu irade çerçevesinde de çok yakın bir zamanda, günler içerisinde diyebilirim bu sistem gelecek, Türkiye’de konuşlandırılacak ve kullanılacaktır.”

Soru: Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi’nin bir yıllık değerlendirilmesi, Cumhurbaşkanı Yardımcısı’nın hâlihazırda yürüttüğü bir çalışma var. Bugün Kabine’de bu bir yıllık süre zarfında ortaya çıkan tablo artılarıyla, eksileriyle nasıl yansıdı, nasıl bir değerlendirme yaptı Sayın Cumhurbaşkanı?”

“CUMHURBAŞKANLIĞI HÜKÛMET SİSTEMİ’NİN YENİ İHTİYAÇLAR VE SINAMALAR DOĞRULTUSUNDA GÜNCELLENMESİ NORMALDİR”

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın: “Türkiye hızlı büyüyen dinamik bir toplum, nüfusumuz büyüyor, gençleşiyor hamdolsun, Türkiye’nin ihtiyaçları değişiyor, artıyor, bu ihtiyaçları karşılayacak dinamik bir sürecin de mutlaka yürütülmesi gerekiyor, başkanlık sistemi bu ihtiyaçtan doğdu. Ama burada durmamız mümkün değil, yeni ihtiyaçlar meydana çıktıkça, yeni sınamalar ortaya çıktıkça buna göre de sistemin güncellenmesi, yeni adımların atılması, yeni unsurların ilave edilmesi gayet normaldir. Ama ana yapısı itibarıyla Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi şu anda uygulanan, kabul edilmiş olan, halkın referansıyla, oyuyla, desteğiyle hayata geçirilmiş olan bir sistemdir.

Bunun bildiğiniz gibi değişik unsurları var, Kabine bunun bir ayağıdır, yani bakanlıklar, başkanlıklar olarak ifade ettiğimiz kurumlar bunun bir başka ayağıdır, işte Millî İstihbarat Başkanlığı gibi, Savunma Sanayi Başkanlığı gibi, Diyanet İşleri Başkanlığı gibi. Ayrıca politika kurulları gene bu sistemin önemli unsurlarından bir tanesidir. Yine kurulan ofisler, Yatırım Ofisi gibi, Dijitalleşme Ofisi gibi, bunun gene önemli ayaklarından birisini teşkil etmektedir.

Bu kurumlar her biri kendi alanlarında yoğun bir şekilde çalışmakta, ama aynı zamanda diğer kurumlarla eşgüdüm hâlinde hareket etmektedir. Ve bütün bunlar Cumhurbaşkanlığı makamına arz etmekte, özellikle önemli konularda Cumhurbaşkanımızın direkt talimat ve onaylarıyla iş yapmaktadır, performans da buna göre ölçülmektedir. Yani önümüze koyduğumuz hedeflere ne kadar sürede ne kadar ulaşabildik, temel kriterimiz de budur. Bu konuda elimizde objektif kriterlere dayalı güzel bir sistem var, bununla ilgili her bir kurumun değerlendirmesi yapılmakta.

Biliyorsunuz daha önce 100 günlük eylem planları ya da icraat planları açıklamıştık, şimdi bunu yılda iki defa yapacak şekilde programlamış bulunuyoruz. Bunların hayata gerilmesi sürecinde de millete hizmet doğrudan daha etkin ve hızlı bir şeklide götürülebiliyor mu, temel kriterimiz bu. Götürülen hizmetin maliyeti düşürülüyor mu? Mesela diyelim ki, burada e-devlet uygulamalarının ekonomiye çok ciddi bir katkısı oldu, yani kâğıt türü sarfiyatın, vatandaşın vaktinin en önemlisi de minimuma indirilmesi noktasında çok önemli kazanımlar sağlandı.

Gene kurular, mesela politika kurulları, bildiğiniz gibi dokuz tane politika kurulu var ve her bir kurulda sağlıktan millî eğitime, dış politika ve güvenlikten diğer alanlara kadar yeni sisteminin politika üretme süreçlerine doğrudan katkı sağlayacak görüşler bir araya getiriliyor, uzmanlardan görüşler alınıyor, ilgili bakanlıklardan, birimlerden, kurumlardan brifingler alınıyor ve bu politika kuralları toplanan bu bilgiler çerçevesinde bir perspektif geliştirerek bu önerilerini Cumhurbaşkanlığı makamına sunuyor.

“CUMHURBAŞKANLIĞI HÜKÛMET SİSTEMİ HEDEFLERİ AÇISINDAN BAŞARILIDIR”

Şimdi ben de Güvenlik ve Dış Politika Kurul Başkanvekili olarak bu çalışmanın bizzat içindeyim. Ama diğer kurullarımız da aynı hedef çerçevesinde bir çalışma yapmakta, çalışmalarını Cumhurbaşkanımıza az etmektedir. Bunların her biri her hafta, her gün doğal olarak kamuoyuyla paylaşılmıyor, basınla paylaşılmıyor, ama bütün kurullarımız düzenli bir şeklide bildiğiniz gibi toplanıyor. Toplantıların da ilgili kurumlardan bilgi, belge, brifing almak suretiyle o büyük fotoğrafın içerisinde yeni politikalar nasıl oluşturulur, bunun çalışmasını yapıyor. Periyodik olarak kurul başkanvekilleri de bir araya geliyorlar, ayrıca Cumhurbaşkanımızın başkanlığında da toplantılar yapılıyor bildiğiniz gibi.

Dolayısıyla örneğin bu sistemin önemli ayaklarından biri olarak politika kurallarına verilen bu görevler politikaların belirlenmesinde biraz daha makro perspektiften bakıp sürecin nasıl yönetileceğine dair önemli teklifler geliştiriyor, bunları Cumhurbaşkanlığı makamına arz etmek suretiyle de bu işleyişin hızlı bir şekilde gerçekleşmesini sağlıyor. Diğer birimler de zaten yine ilgili birimlerle kendi koordinasyonunu yapmak suretiyle bu çalışmalarını sürdürüyor.

Dolayısıyla burada Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi’nin hedefleri açısından bakıldığında, biz büyük bir gayretin, çabanın ve başarının olduğunu görüyoruz. Ama dediğim gibi, Türkiye gibi dinamik, ihtiyaçları sürekli yenilenen, gelişen bir ülkenin ihtiyaçlara göre belli değerlendirmeler yapması gayet normaldir, revizyonlar yapması, güncellemeler yapması gayet normaldir. Bu; bu dinamik sürecin önemli unsurlarından bir tanesi.

Cumhurbaşkanımız da bizzat icranın başı olarak ve Başkomutan sıfatıyla elbette bütün bu süreçleri birebir takip etmekte, bunlar Kabine toplantılarında değerlendirilmekte, kendisine rapor olarak verilmektedir. Bu sistemin nihai amacı; millete hizmeti en etkin ve kolay bir şekilde, en kaliteli bir şekilde ulaştırmaktır.”

Soru: “Yüksek İstişare Kurulu, Cumhurbaşkanlığı kararıyla kurulmuştu. Son günlerde hem sosyal medyada, hem muhalefetin yoğun eleştirileri ve gündem konusu maaşlar... Çalışma Kurulu kimlerden oluşuyor gibi. Üyeleri kimlerdir, atamaları yapılmış mıdır, toplantı trafiği nasıldır, kararları nasıl açıklanacak?”

“YÜKSEK İSTİŞARE KURULU’NUN ÇALIŞMA ESAS VE USULLERİYLE İLGİLİ SÜREÇ ŞU ANDA DEVAM EDİYOR”

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın: “Yüksek İstişare Kurulu aslında Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi’ne geçiş sürecinde gündeme gelmiş bir konuydu, uygulaması yakınlarda gerçekleşti bildiğiniz gibi. Burada Cumhurbaşkanımızın bu İstişare Kurulu’ndan muradı; devlet hizmetinde büyük tecrübeler elde etmiş kişilerin ki ağırlıklı olarak bunlar şu anda bildiğiniz gibi eski Meclis Başkanlarımızdan oluşuyor, bu tecrübelerini bugünkü ihtiyaçlar çerçevesinde değerlendirmek. Ve bu Kurulun şu anda üyeleri atanmış durumda, ama bu dediğim gibi Cumhurbaşkanımızın tasarrufunda olduğu için buraya ilaveler olabilir, ama bugün itibarıyla Yüksek İstişare Kurulu üyeleri, eski Meclis Başkanımız Sayın Bülent Arınç, Sayın İsmail Kahraman, Sayın Cemil Çiçek, Sayın Köksal Toptan, Sayın Mehmet Ali Şahin ve Sayın Yıldırım Akbulut, bu devlet adamlarından oluşmaktadır.

Onların yıllar içerisinde devlet hizmetinde elde ettikleri birikimi, tecrübeyi bugünkü ihtiyaçlar çerçevesinde Cumhurbaşkanımıza sunmak amacıyla oluşturulmuş bir İstişare Kurulu’dur bu bildiğiniz gibi. Adı üstünde bir İstişare Kurulu’dur, bir icra kurulu değildir diğer politika kuralları gibi, ama bunun tabi ki daha ayrı bir yeri var, çünkü dediğim gibi eski Meclis Başkanlarımızın tecrübelerinin bugün güncellenerek ihtiyaçları karşılayacak şekilde hayata geçirilmesini hedeflemektedir.

Yüksek İstişare Kurulu ilk toplantısını yaptı, fakat çalışma esas ve usulleriyle ilgili çalışma şu anda devam ediyor. Bu tamamlandığı zaman ilgili birimlerimiz tarafından Sayın Cumhurbaşkanımıza arz edilecek, onaylandıktan sonra da zaten Resmi Gazetede yayınlanacak, o zaman tablo biraz daha net bir şekilde ortaya çıkacak. Belli periyotlarla elbette toplanacak, diğer politika kurullarında olduğu gibi Yüksek İstişare Kurulu da uzmanlardan, devletin değişik kurumlarından, birimlerinden brifingler alabilecek, raporlar hazırlayıp bunu Sayın Cumhurbaşkanımıza arz edecek. Cumhurbaşkanımızın uygun gördüğü miktarda ya da periyotta da bunlar belki bir kısmı kamuoyuyla da paylaşılabilir ya da tamamen makama arz edilmek suretiyle de değerlendirilebilir.”

Soru: “Kabine revizyonu gündemde midir, böyle bir izleniminiz var mı en azından? Eski Başbakan Yardımcısı Sayın Ali Babacan’ın Sayın Cumhurbaşkanı’yla bir görüşme gerçekleştirdiği, bu görüşmede kendisinin yeni bir parti kuracağını Sayın Cumhurbaşkanı’na ilettiği, Sayın Cumhurbaşkanı da AK Parti’de kalması gerektiğini kendisiyle paylaştığına dair kamuoyunda yazılıp-çiziliyor, böyle iddialar var. Bu iddialar için ne derseniz?”

“KABİNE DEĞİŞİKLİĞİ BUGÜN İTİBARIYLA GÜNDEMİMİZDE YOK”

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın: “Sayın Cumhurbaşkanımızın Sayın Ali Babacan’la bir görüşmesi olmuştur, ama içeriğiyle ilgili sizin de ifade ettiğiniz gibi birtakım iddialar var, içeriğiyle ilgili benim şu anda size bir bilgi vermem uygun olmaz, bunu uygun görürse Sayın Cumhurbaşkanımız uygun bir zamanda ne oldu ise o şekliyle kendileri paylaşırlar. Ondan öte şu anda dile getirilen diğer konular iddia olmaktan öte bir şey ifade etmemektedir.

Kabine değişikliği konusuna geçen hafta Meclis grup konuşmasının çıkışında Sayın Cumhurbaşkanımız aslında gayet güzel, net bir cevap verdi, bu kendi tasarrufunda ve uhdesinde olan bir konudur. Tabi ki Cumhurbaşkanımız toplumun nabzını en iyi tutan siyasi lider olarak bu süreçlerden defalarca geçmiş, tecrübesi olan bir liderdir, bunun ne zaman, ne şekilde, ne kapsamda yapılacağını da kendisi değerlendirir.

Kamuoyunun konuştuğu mevzular, talepler vesaire, tabi ki bunlar dikkate alınır, çünkü Cumhurbaşkanımız siyasi hayatı boyunca her zaman bu istişarelere önem vermiş bir liderdir. Ama bunun kendi tabiriyle sipariş usulüyle olmayacağı, birtakım kampanyalarla olmayacağı, birtakım baskılarla olmayacağı da aşikâr olsa gerektir. Dolayısıyla bu konuda kendisi değerlendirmelerini yapar, ama bugün itibarıyla böyle bir şey gündemimizde yok. Fakat kendisi dediğim gibi değişik unsurları dikkate alarak farklı mülahazalar neticesinde bu yönde bir tasarrufta bulunabilir, bu kendi uhdesinde, icranın başı olarak o kendi uhdesinde olan bir konudur.

Şunu da ifade edeyim; tabi ki bakanlar Sayın Cumhurbaşkanımızın yakın mesai arkadaşlarıdır. Bakanlıklar da devletin ve milletin hizmeti için farklı görevleri üstelenmiş önemli kurumlarımızdır. Dolayısıyla bu konuları konuşurken, yani işte bugün oldu, yarın oldu, şu liste yayınlandı, şu liste yayınlandı türü şeylere itibar edilmemesi isabetli olur. Böyle bir şey söz konusu olduğunda bu zaten devletin tepesi tarafından, başı tarafından yapılır, sevk ve idare edilir, kamuoyuyla da paylaşılır.”

Soru: “Hafter’in Libya’daki saldırıları malum gündemimiz. Dün akşam itibarıyla bu saldırılar kapsamında Türkiye’nin gönderdiği bir İHA’nın da dronun da vurulduğu şeklinde bilgiler geldi, bu size ulaştı mı? Türkiye’nin Libya’ya gönderdiği silahların Birleşmiş Milletler kararlarına aykırı olduğu şeklinde bazı eleştiriler geliyor. Bu konuda neler söylersiniz?”

“LİBYA’DA YAŞANAN HADİSELER ENDİŞE VERİCİ”

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın: “Libya’da yaşanan hadiselerden biz büyük endişe duyuyoruz, Hafter ve ona yakın kuvvetlerin özellikle dün bir mülteci kampını bombalamış olması ve burada 50’in üzerinde insanın hayatını kaybetmiş olması büyük bir faciadır, bunu en şiddetli bir şekilde kınıyoruz. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Temsilcisi’nin ifadesiyle, bu bir savaş suçu teşkil etmektedir. Bununla ilgili de BM Daimi Temsilcimiz başta olmak üzere Dışişleri Bakanlığımız, ilgili kurumlarımız gerekli girişimleri yapmaktadırlar, bu konunda mutlaka aciliyetle kapsamlı bir raporun hazırlanması, soruşturmanın yapılması gerekiyor.

Genel olarak Libya’daki tabloya baktığınız zaman, geçtiğimiz Nisan ayında uluslararası toplumun ve Birleşmiş Milletler’in tanıdığı Sarraj Hükûmetiyle Hafter arasında bir anlaşma imzalanmış ve buna göre de Libya’da yeni bir siyasi sürecin başlaması konusunda mutabakata varılmıştı. Fakat bu anlaşmanın ilan edilmesinden birkaç hafta sonra Hafter bir askerî operasyon başlattı, Trablus’u kuşattı ve bu çatışmalarda 500’e yakın sivil hayatını kaybetti, binlerce insan yerlerinden, yurtlarından göç etmek zorunda kaldılar. Bu süreçte biz tabi ki ilgili bütün birimlerle, Sayın Cumhurbaşkanımız Amerika, Rusya, Fransa, Almanya, İtalya gibi ülkelerle yoğun bir diplomasi trafiği yürütmek suretiyle bu çatışma sürecinin ve Hafter saldırıların derhâl sonlandırılması gerektiği konusunda bir kamuoyu oluşturdu ki bu temaslarını G-20’deki ikili görüşmelerinde de aynen devam ettirdi, onu da ifade etmek isterim.

“LİBYA’DA GERİLİMİN DERHÂL SONLANMASI GEREKİYOR”

Şu anda tabi Hafter’in saldırıları Trablus ve civarında büyük oranda püskürtülmüş durumda, ama bu Libya’nın barış ve istikrarı ve güvenliği için yeterli değil, mutlak siyasi bir sürecin başlaması gerekiyor. Sayın Sarraj Ulusal Mutabakat Hükûmeti Başkanı sıfatıyla da yakın bir zamanda bildiğiniz gibi yeni bir ulusal uzlaşı süreci başlatacağını ilan etti, biz Türkiye olarak buna destek veriyoruz. Bu konuda Sarraj Sayın Cumhurbaşkanımızı arayarak kendisine bilgi de verdi, destek de istedi. Biz de Birleşmiş Milletler çatısı altında bu sürece destek verdiğimizi ifade ettik. Ama Hafter ve taraftarlarının yürüttüğü askerî operasyonlar, yasa dışı eylemler bir sorun olmaya devam ediyor.

Özellikle bildiğiniz gibi biz Japonya’dayken Hafter ve adamlarının Türk vatandaşlarına, Türk firmalarına yönelik tehditleri bildiğiniz gibi bizim bu konudaki kararlılığımızı biraz daha perçinledi açıkçası ve o gün yaptığımız açıklamada da Türk vatandaşlarına ve Türk unsurlarına, bu gemiler olur, Türk Hava Yolları olur, uçak olur, gerçi şu anda uçuşumuz yok oraya veya işte Türk firmaları olur, bunlara yönelik herhangi bir saldırı söz konusu olduğunda Hafter hedeflerinin meşru hedef hâline geldiğini açık bir şekilde biz ifade ettik. Onun üzerine de bildiğiniz gibi altı vatandaşımız serbest bırakıldı ve şu anda da genel bir sakinlik durumunun olduğunu ifade edebiliriz bizim vatandaşlarımız açısından. Ama genel manada Libya’da bu gerilim devam ediyor, bunun derhâl sonlanması gerekiyor.

“LİBYA’DAKİ SÜRECİ YAKINDAN TAKİP ETMEYE DEVAM EDECEĞİZ”

Bizim Libya’yla meşru ve uluslararası toplumun tanıdığı ulusal mutabakat hükûmetiyle ilişkimiz de BM çatısı altında devam etmektedir. Dolayısıyla bizim oradaki siyasi sürece iştirakimiz ve onun Libya halkının lehine neticelenmesi için çabalarımızı da bu çerçevede görmek gerekir. Bizim Libya’yla çok köklü tarihî, kültürel, ekonomik ilişkilerimiz var, bunların tehlikeye atılmasına yol açabilecek adımlara izin vermeyeceğimizi de ifade etmek isteriz. Ama bundan daha önemlisi, Libya halkının kendi iç barış ve huzurunun sağlanmasıdır.

Bildiğiniz gibi, geçmişte de bizim Libya Devleti’yle bir güvenlik ve savunma anlaşmamız var, bunun tabi ki güncellenmesi, genişletilmesi Libya’nın barış ve istikrarı açısından da önem arz ediyor, dolayısıyla biz bu süreci yakından takip etmeye devam edeceğiz. Önümüzdeki günlerde İtalya’nın başkanlığında bir dizi diplomatik girişim yapılacak, İtalyanlar bu konuyu geldiler bizimle istişare ettiler, biz de bu sürece katılacağımızı, buna destek vereceğimizi ifade ettik.

Ama burada Hafter taraftarlarının bu saldırgan tutumundan derhâl vazgeçmesi ve ulusal toplumun ve Birleşmiş Milletler’in tanıdığı meşru Sarraj Hükûmeti, Ulusal Mutabakat Hükûmeti çerçevesinde bu sürecin yürütülmesi, işletilmesi büyük önem arz ediyor, bunun da altını özellikle çizmek isterim.”

Son Güncelleme: 08.07.2019 02:25
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
banner66

banner69