banner47

ABD’li yetkililer terör örgütünü meşrulaştırmaya dönük çabalardan vazgeçsin

Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreter Yardımcısı ve Sözcüsü İbrahim Kalın, Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde bir basın toplantısı düzenledi.

ABD’li yetkililer terör örgütünü meşrulaştırmaya dönük çabalardan vazgeçsin

Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreter Yardımcısı ve Sözcüsü İbrahim Kalın, Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde bir basın toplantısı düzenledi.

08 Mart 2018 Perşembe 11:33
ABD’li yetkililer terör örgütünü meşrulaştırmaya dönük çabalardan vazgeçsin

 Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın, Pentagon sözcüsünün açıklamalarına ilişkin bir soruya verdiği cevapta, “Bizim Amerikalı yetkililerle, başkan ve bakan düzeyinde üzerinde mutabık kaldığımız konulara mugayir, muhalif açıklamaların yapıldığını sıkça görüyoruz. Burada bir yönetim zafiyeti olduğu ortada. Bu tür açıklamalar, terör örgütünü meşrulaştırma çabasıdır. Bizim çağrımız; terör örgütünü meşrulaştırmaya dönük bu tür çabalarından artık vazgeçsinler, tavırlarını net bir şekilde ortaya koysunlar” dedi.

Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreter Yardımcısı ve Sözcüsü İbrahim Kalın, Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde bir basın toplantısı düzenledi. Gündemdeki gelişmelere ilişkin açıklamalarda bulunan Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın, basın mensuplarının sorularını cevapladı.

“BİR ÜLKENİN BAYRAĞINI YAKMAK NEFRET SUÇUDUR”

Soru: “Öncelikli olarak ilk sorum: Yunanistan’da Türkiye aleyhindeki gösterilerde Türk bayrağının yakılması, terör örgütünün böyle bir eylemi gerçekleştirmiş olmasını nasıl değerlendiriyorsunuz, bu noktada nasıl bir adım atacağız?

İkinci sorum da Amerika’da Pentagon Sözcüsü’nün terör örgütünün elebaşlarından Ferhat Şahin hakkında “General Mazlum” tanımını kullanması, ardından da destek vereceklerini açıklaması, bu iki konudaki değerlendirmenizi almak istiyorum.”

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın: “Öncelikle 5 Mart tarihinde Atina’da yapılan bir gösteride ırkçı parti tarafından Türkiye Cumhuriyeti bayrağının yakılmasını nefretle kınıyoruz. Bu konuda girişimler de yaptık. Yunan makamlarından derhâl bunların faillerinin bulunması ve hukuk önüne çıkartılması için beklentimizi bu vesileyle bir kez daha ifade etmek istiyorum. Ülkeler arasında görüş ayrılıkları olabilir, farklı yorumlar olabilir, ama bir ülkenin bayrağını yakmak bir nefret suçudur. Bununla ilgili de Atina Büyükelçimiz de başta olmak üzere Dışişleri Bakanlığımız, ilgili bütün birimlerimiz Yunan makamları nezdinde girişimlerde bulundular ve beklentimiz, dediğim gibi bu hadisenin faillerinin bir an önce bulunup hukuk önüne çıkartılmasıdır.

“PYD/YPG’NİN MENSUPLARINA YÖNELİK TALTİFLER TERÖR ÖRGÜTÜNÜ MEŞRULAŞTIRMA ÇABASIDIR”

İkinci sorunuzla ilgili olarak da, zaman zaman Pentagon’dan böyle orta düzey, alt düzey sözcülerin, işte bilmem bölge koordinatörlerinin açıklamaları geliyor. Bizim Amerikalı yetkililerle başkan düzeyinde, bakan düzeyinde üzerinde mutabık kaldığımız konulara mugayir, muhalif açıklamaların yapıldığını sıkça görüyoruz. Burada bir yönetim zaafiyeti olduğu ortada. Bu tür açıklamalar PYD’nin, YPG’nin şu elemanına, bu mensubuna yönelik bu tür ifadelendirmeler, bu tür taltifler aslında bir terör örgütünü meşrulaştırma çabasıdır. Biz bu konuda gerek Pentagon yetkililerine, gerek Amerikan Dışişleri yetkililerine ve ilgili bütün birimlere bugüne kadar gerekli bütün bilgilendirmeleri yaptık. Dolayısıyla ortada bir bilgi eksikliği sorunu yok. Ortada bir zihniyet sorunu var, ortada bir bakış açısı sorunu var. Özellikle de bu tür açıklamaların kurmuş olduğumuz üçlü mekanizma toplantısının ilkinin hemen öncesinde ki yarın başlayacak biliyorsunuz, 8-9 Mart’ta Washington’da başlayacak bu toplantılar, yapılması da açıkçası bu üzerinde mutabık kaldığımız konuların ciddiyetine gölge düşürmektedir. Bizim çağrımız, Pentagon’un şu sözcüsü, bu sözcüsü, kimin söylediği çok önemli değil, terör örgütünü meşrulaştırmaya dönük bu tür çabalarından artık vazgeçsinler, tavırlarını net bir şekilde ortaya koysunlar.

Bir diğer konu da, böyle bir terör örgütünün bir mensubuna bir askerî sıfatla atıfta bulunmak, bir terör örgütünü meşru bir devletle eşit tutmak demektir. Yani bu devletler hukuku açısından da ortada büyük bir skandalın olduğunu göstermektedir. Dolayısıyla biz bu konuda onların dediğim gibi şu sıfatla, bu sıfatla ifade etmeleri bizim için çok bir anlam ifade etmiyor. Biz sahada kendi ulusal güvenliğimiz çerçevesinde, önceliklerimiz çerçevesinde bu mücadelemize bundan sonra da devam edeceğiz.”

“DOĞU AKDENİZ’İ UZLAŞI VE ORTAK FAYDA BÖLGESİ HÂLİNE GETİRELİM”

Soru: “Efendim, bu noktada Doğu Akdeniz’deki petrol arama sorunu. Daha önce İtalya’nın ENI Şirketi, petrol arama şirketi bir gemi göndermiş, Türk Silahlı Kuvvetleri o gemileri engellemişti, gemi geri döndü. Şu sıralarda Amerika Birleşik Devletleri’ne ait ExxonMobil şirketi başka bir petrol gemisini yola çıkarmış durumda. Bu noktada 6. Filonun da gemiye eşlik ettiği yönünde iddialar söz konusu. İddialar doğru mu? Türkiye takip ediyor mu durumu? Doğru ise Türk Silahlı Kuvvetleri’nin pozisyonu ne olacak? Bir engelleme söz konusu olur mu?”

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın: “Şimdi arkadaşlar, bildiğiniz gibi Doğu Akdeniz’de bu hidrokarbon, petrol, doğalgaz vesaire aramalarıyla ilgili aslında kurulmuş bir rejim var, bir düzen var. Buna göre özellikle Kıbrıs’ın güneyinde bölümlere ayrılmış münhasır ekonomik bölgeler var. Şimdi burada hem Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin, hem Güney Kıbrıs tarafının ortak bir çalışmayla bu arama vesaire faaliyetlerini yapması yönünde bizim baştan beri ortaya koyduğumuz bir prensip var. Şimdi bu ilkeyi Rum tarafı sıkça ihlal ediyor, bunlar bizim münhasır ekonomik bölgelerimiz diyor. Onlara ait bölgelerle ilgili bizim zaten bir sorunumuz yok. Bizim tespit ettiğimiz, kendi münhasır ekonomik bölgelerimizle çakıştığı yerler var. Buralarda bir hukuksuzluk olduğu zaman, bir ihlal olduğu zaman da biz her zaman devreye girdik. Her yönden girdik; hukuki yönden girdik, siyasi yönden girdik ve diğer alanlarda girdik. Bundan sonra da bu ilkemiz değişmeyecek bizim. Şimdi son olarak bu ExxonMobil arama gemisinin oraya gelmesi meselesiyle ilgili bir sürecin ilerlediğini biliyoruz ama 6. Filo henüz oraya gelmiş değil, bunun henüz intikali gerçekleşmiş değil. Bu yönde bize de haberler geldi. Şimdi bu çerçevede de bizim girişimlerimiz devam ediyor. Biz bugüne kadar nasıl Kıbrıs Türk Cumhuriyeti vatandaşlarını gerek karada, gerek denizde, gerekse Doğu Akdeniz’de haklarını hukukunu nasıl koruduysak, bundan sonra da haklarını korumak için gerekli bütün girişimleri yapmaya devam edeceğiz. Ayrıca, bizim uhdemizde olan, bizim tasarruf hakkımız olan bölgelerde arama çalışmalarına da biz devam edeceğiz, sondaj çalışmalarına da devam edeceğiz.

Ama buradan tekrar bir çağrı yapmak isterim: Gelin Doğu Akdeniz’i bir çatışma ve ihtilaf bölgesi değil bir uzlaşı ve ortak fayda bölgesi hâline getirelim. Bunun için de Kıbrıs Türk Tarafıyla Rum Tarafı otursun bu çizdiğimiz çerçevede ki daha önce bunlar defalarca konuşuldu, bu çerçeve ortaya kondu, bu çerçevede ortak bir çalışma yapsınlar, biz de Türkiye olarak buna destek verelim. Bunun içinde Yunanistan olabilir, başka ülkeler olabilir, bununla ilgili bir sorunumuz bizim yok. Siz egemenlik haklarını ihlal edecek bir şekilde birtakım gayrikanuni yollardan oralarda arama çalışmalarına girerseniz bunun tabi ki sonuçları olur ve Türkiye de gerekli adımları atmaktan hiçbir zaman çekinmez.”

TERÖRİST SALİH MÜSLİM’İN TÜRKİYE’YE İADESİ

Soru: “Salih Müslim’le ilgili bir süreç yaşandı Çekya’da. Türkiye’nin geçici tutuklama talebi oldu, ancak serbest bırakıldı. Ardından Almanya’ya geçtiği anlaşıldı ve Türkiye yeniden geçici tutuklama ve iade talebinde bulundu. Bununla ilgili olarak bütün Avrupa Birliği ülkeleri nezdinde bir girişim yapıldığını anlıyoruz. Bu kapsamda Türkiye daha önce Interpol’e Salih Müslim’le ilgili olarak kırmızı bülten çıkartılması başvurusunda bulunmuştu 2016 yılında. Bu başvuruya olumlu yanıt verilmedi mi Interpol tarafından kırmızı bülten çıkartılmasına? Verilmediyse gerekçe nedir? Ayrıca, başka teröristler var mı Interpol’ün bu şekilde kırmızı bülten çıkartmadığı?”

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın: “Şimdi Salih Müslim veya diğer kişilerle ilgili bizim uluslararası anlaşmalar çerçevesinde talep hakkımız vardır. Bu Avrupa Birliği’yle ta 70’li yıllarda, yanlış hatırlamıyorsam, yaptığımız anlaşmalar çerçevesinde bunları iade etmek isteyen ülkeler gerekli hukuki gerekçelere sahip bulunmaktadır. Yani bu dediğiniz şahıs olur, başka birileri olur ki vardır, yani dönem dönem çıkar. Bunların bir kısmı siyasi suçludur, bir kısmı adi suçludur, bir kısmı uyuşturucudur, bir kısmı başka konularla ilgilidir. Mesela 15 Temmuz darbe girişiminden sonra FETÖ’cülerle ilgili, oraya kaçan FETÖ’cülerle ilgili de bu tür girişimlerimiz oldu. Bunlar aynen devam edecek. Bu kişileri, Türkiye’nin hakkında kırmızı bülten çıkarttığı bu kişileri iade etmek için bu ülkelerin elinde dediğim gibi yeteri hukuki gerekçe ve zemin bulunmaktadır. Bunun dışında yapılacak yorumlar, oyalamalar, geciktirmeler ya da hukuki içtihat, ne diyelim, çabaları kararın daha ziyade siyasi olduğunu gösterir hukuki olmaktan ziyade. Şimdi madem biz terörle mücadele ediyoruz, gerek Avrupa Birliği ülkeleriyle, gerek Amerika Birleşik Devletleri’yle, gerek Ortadoğu veya diğer ülkelerle bu tür bir talepte bulunduğumuz zaman bunun hukuki gerekçelerini zaten oluşturup gönderiyoruz. Kırmızı bülten gayriciddi bir mesele değil. Bu ciddi olarak çalışılan, dosyaya ilgili bütün bilgilerin, belgelerin konularak hazırlandığı bir taleptir bu. Biz de bunu ciddiye alıyoruz. Bunu Interpol’e ya da başka bir ülkeye gönderdiğimizde bunun tabii ki işleme konmasını beklemek en doğal hakkımız. Çünkü anlaşmalar zaten bunu gerektiriyor.

Şimdi bu dediğiniz şahısla ilgili işte Prag’da tutulması, bırakılması, Almanya’da ortaya çıkması vesaire, aslında burada Avrupalıların da oturup düşünmesi lazım. Yani Türkiye gibi bir müttefiklerinin terör örgütünün mensubu olarak gördüğü, ilan ettiği bir kişiye Avrupa sokaklarında, başkentlerinde böyle elini kolunu sallayarak imkân ve fırsat vermeleri ne anlama geliyor, bunu kendilerine sormaları gerekiyor. O zaman Türkiye buna tepki gösterdiği zaman, yani ‘niye Türkiye bu konularda böyle sert tepki gösteriyor’ diye bir tavır içinde de olmamaları gerekiyor. Çünkü dediğim gibi hukuk çerçevesinde aslında ellerinde yeteri kadar imkân, yeteri kadar hukuki zemin zaten var. Dolayısıyla, bizim beklentimiz, temennimiz tabii ki önce Çekya Cumhuriyeti’nden iadesiydi. Şimdi Almanya’yla ilgili bu süreç yürütülüyor. Bildiğiniz gibi Dışişleri Bakanımız da dün bugün orada, gerekli görüşmeleri yaptı. Buna da devam edeceğiz, yani bu kişiler nereye giderse gitsin, Avrupa’ya gider, başka yere gider, bunlarla ilgili hukuki süreçleri biz izlemeye devam edeceğiz.

Interpol ayağıyla ilgili olarak da, arkadaşlarımız hem Adalet Bakanlığı, hem İçişleri Bakanlığı, hem Dışişleri Bakanlığı’ndaki ilgili birimlerimiz onlarla yakın mesai içerisindeler. Çünkü onların da belli mekanizmaları var takip edilmesi gereken; bu dosyaların hazırlanması, Interpol sistemi içerisine girmesi vesaireyle ilgili. Bununla ilgili çalışmalar da devam edecek. Bizim beklentimiz, dediğim gibi bu uluslararası anlaşmalar çerçevesinde bu suçların ivedilikle Türkiye’ye iade edilmesi.”

DOĞU GUTA’DA ÇATIŞMASIZLIK BÖLGESİ İLANI VE ATEŞKES GÖRÜŞMELERİ

Soru: “Efendim, Doğu Guta konusunda bahsettiniz, dün Sayın Cumhurbaşkanının da Rusya Devlet Başkanı Putin’le bir görüşmesi oldu. Doğu Guta’daki bu saldırıların, ateşkesin sağlanması konusunda ve saldırıların sona ermesi konusunda Rusya’dan bir güvence, Putin tarafından Sayın Cumhurbaşkanına verildi mi?

Bir diğer sorum da, Amerika’yla kurulan üçlü mekanizma ilk toplantılarını yapacak. Türkiye’nin bu aşamada kısa, orta ve uzun vadede beklentileri neler, öncelikli beklentileri neler?”

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın: “Şimdi Doğu Guta’daki temel problem bildiğiniz gibi arkadaşlar, orada belli terör unsurları var, Nusra gibi. Bunların Doğu Guta’dan çıkartılması hâlinde Doğu Guta’nın da çatışmasızlık bölgesi olarak tayin edilmesi ve bu kapsama alınması mümkün hâle gelecek. Şimdi bu terör gruplarının ayrıştırılıp bu bölgeden, Doğu Guta’dan çıkartılmasıyla ilgili bir müddettir devam eden bir çalışma var. Bu tam manasıyla hayata geçirilemedi. Rejim de bunu bahane göstererek Doğu Guta’ya saldırmaya devam etti. Dün Sayın Cumhurbaşkanımız bu konuyu Sayın Putin’le detaylı bir şekilde konuştu. Yani bu grupların buradan çıkartılması, insani yardımların ulaştırılması, bir insani yardım koridorunun açılması konularında ve özellikle de bu ateşkes süresinin uzatılması konusuyla ilgili epey detaylı bir görüşme yaptı. Sayın Putin de bu konuyla ilgili gerekli talimatları vereceğini söyledi. Yani önümüzdeki günlerde inşallah biz bunun somut neticelerini göreceğimizi umut ediyoruz. Ama dediğim gibi, yani yaklaşık 400 bin kişinin yaşadığı bir bölgede, farklı grupların bu kadar iç içe geçtiği meskûn mahallerde, çok böyle spesifik olarak bugün şu saatte bu iş çözülür demek de zor, kolay değil. Özellikle Millî İstihbarat Teşkilatımız, Hakan Bey bu konuyu bire bir takip ediyor, hem Ruslarla, hem İranlılarla, hem muhalefet kanadıyla. Çünkü bütün o unsurların bir araya getirilip bu operasyonun başarılı bir şekilde yapılması gerekiyor ki tam bir ateşkes sağlansın ve insani yardımlar ulaştırılsın. Biz, dediğim gibi, umarım Sayın Putin’in verdiği talimatlar çerçevesinde bu önümüzdeki birkaç gün içerisinde ciddi bir, en azından sakinleşmenin gerçekleşmesini bekliyoruz. Nitekim bugün Cumhurbaşkanımızın öğleden sonra Sayın Ruhani’yle yapacağı telefon görüşmesinde de temel konumuz bu olacak; bunun hayata geçirilmesiyle ilgili, bu 2401 sayılı kararın hayata geçirilmesiyle ilgili.

PYD’YE VERİLEN DESTEK VE FETÖ MESELESİ

İkinci sorunuz üçlü mekanizmayla ilgili. Şimdi o konuda arkadaşlarımız Washington’a, işte gittiler ya da bugün gidiyorlar. Zaten bizim beklentimiz belli, biliyorsunuz. Yani iki tane temel konumuz var: Birisi bu PYD’ye verilen destek, diğeri de FETÖ meselesi. Onun yanında tabii ki terörle mücadele, ikili ilişkiler gibi başka konular da var, ama işin özünde bu iki tane konu var. Bu vesileyle şunu da söyleyeyim: Zaman zaman, işte ‘Türkiye Batı ekseninden uzaklaşıyor, Amerika’yla ilişkilerini bozdu, işte çok gerildi’ vesaire gibi yorumların yapıldığını görüyoruz bazen siyasiler tarafından, bazen yorumcular tarafından. Bakın şunu söyleyeyim: Bu iki konu Amerika Birleşik Devletleri için taktik konular olabilir. Yani Suriye’de YPG’ye, PYD’ye verilen destek onlar açısından taktik bir nitelik arz ediyor olabilir. Ama bizim için artık bunlar stratejik beka konusu hâline gelmiştir. Yani 30 küsur yıldır Türkiye’ye karşı savaşan bir terör örgütünün Suriye koluyla iş tutmak ve onlara orada bir hayat alanı açmak Türkiye için stratejik maliyeti olan bir konudur. O yüzden Türkiye bu konuda çok net bir tavır almıştır. Bundan sonra da bundan asla vazgeçmeyecektir. Görüşmelerde de arkadaşlarımız zaten bu konuyu açık bir şekilde ortaya koyacaklar.

Şimdi bizim yaptığımız görüşmeler çerçevesinde de bizim onlara sunduğumuz alternatif YPG/PYD dışında diğer aktörlerle bu DEAŞ’la mücadele, stabilizasyon, işte yerel bölgelerde, şehirlerde, kasabalarda güvenliğin sağlanması, hayatın normale dönmesi, bunları YPG/PYD dışındaki gruplarla yapabilirsiniz. PKK’lı olmayan Kürtlerle, Türkmenlerle, Araplarla ve diğer gruplarla yapabilirsiniz. Aslında biz bunun örneğini de gösterdik. Fırat Kalkanı Harekâtı bölgesinde 2200 küsur kilometrekarelik bir alan bildiğiniz gibi temizlendi ve orada şu anda ne PYD/YPG var, ne DEAŞ var, ne de rejim var. Ve orayı yerel halk kendisi yönetiyor, kent konseyleri üzerinden ve hayat normale dönmeye başladı. 150 binden fazla Suriyeli bu bölgeye, Cerablus, El Rai, Dabık vesaire bölgelerine geri döndüler. Ha demek ki bu olabiliyor. Yani ilk YPG konusundaki beklentimiz zaten bu. Arkadaşlarımız bunu da ifade edecekler zaten orada, ama detay çalışılacak. Yani YPG’nin, Fırat’ın doğusuna çekilmesi, Münbiç’ten ayrılması, bütün o konuştuğumuz konular.

FETÖ konusunda da beklentimiz malum, biliyorsunuz. Yani iade talebi dâhil olmak üzere FETÖ’nün hem Türkiye’de işlediği suçlar, hem de Amerika’da işlediği suçlarla ilgili, yani bu vize sahtekârlığı, para aklama, okullar üzerinden yürütülen diğer operasyonlar, bir sürü şey var. Bunlarla ilgili Amerika Birleşik Devletleri’nin artık adım atması. Dolayısıyla bu konuyu da arkadaşlarımız detaylı bir şekilde konuşacaklar, umarım beklediğimiz yönde olumlu neticeler alırız. Bu bir ikinci oyalama taktiği olarak tezahür ya da tecelli edecek olursa, tabii ki bu ilişkiler üzerinden tekrar olumsuz bir havanın esmesine de sebep olacaktır.”

“GÜNDEMİMİZDE ERKEN SEÇİM YOK”

Soru: “Efendim, kamuoyunda tartışılan iki başlık: Özellikle seçim konusunda bir erken seçim olacak mı? Bununla ilgili Abdülkadir Selvi bugün Sayın Cumhurbaşkanıyla Devlet Bahçeli’nin yapmış olduğu görüşme sonrası izlenimlerini yazdı. Orada yüzde 80 seçimin ilan edildiği tarihte olacağını, yüzde 20’lik bir payın da herhâlde bir erken seçim tahmini olarak Devlet Bahçeli’nin ağzından kurmaylarına paylaştığı bir bilgiyi yazdı. Bu noktada bir erken yerel seçim veya genel seçim ihtimali söz konusu mu?

Diğer sorum da, yine tartışmalı bir başlık, şeker fabrikalarının özelleştirilmesi. Bu konuda Sayın Cumhurbaşkanının Başdanışmanı Yiğit Bulut’un yapmış olduğu bir açıklama oldu. Tıpkı otoyol ihalelerinin iptal edildiği gibi Sayın Cumhurbaşkanının şeker fabrikalarının özelleştirilmesiyle de ilgili bir devreye girme ihtimalinin, devreye girebileceğinin işaretini verdi. Bununla ilgili neler paylaşabilirsiniz?”

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın: “Arkadaşlar, Sayın Cumhurbaşkanımız müteaddit kereler çeşitli vesilelerle ifade ettiler. Şu anda gündemimizde erken seçim yok. Seçim 2019 yılında hem yerel seçimler Mart’ta, hem de genel seçimler Kasım ayında gerçekleşecek. Şu anda bununla ilgili farklı bir durum söz konusu değil. Yani o yüzde 80-20 oranlarını arkadaşlar nasıl tespit ettiler bilmiyorum. Onun matematiğini nasıl çalışıyorlar, o konuda bilgi sahibi değilim. Ama Sayın Cumhurbaşkanımızın, Sayın Başbakanımızın yaptığı açıklamalar açık ve net ortada. Dolayısıyla bir erken seçim olur, olacak beklentileri ya da söylentileri üzerinden, özellikle Zeytin Dalı Harekâtı devam ederken, ekonomimiz belli bir istikrar yakalamışken böyle bir zihin bulandırıcı bu tür spekülasyonlara itibar etmemek gerekir. Yani devletin başındaki büyüklerimizin, Cumhurbaşkanımızın, Başbakanımızın, Sayın Bahçeli’nin yaptığı açıklamalar açık ve net. Dolayısıyla bunu böyle her gün kurcalayıp bir erken seçim yapmaya ya da yaptırmaya çalışmak da çok bana mantıklı ve makul gelmiyor. Ama dediğim gibi net olarak şu anda böyle bir şey gündemimizde söz konusu değil.

“ŞEKER FABRİKALARI VERİMLİLİK AÇISINDAN DAHA İYİ BİR NOKTAYA TAŞINMAK İÇİN ÖZELLEŞTİRİLİYOR”

Şeker fabrikalarıyla ilgili Sayın Başbakanımızın da dün bir açıklaması oldu, biliyorsunuz. Aslında gayet güzel, kapsamlı, net bir açıklama yaptı. Bu fabrikalar iyi işletilmediği için, zarar ettiği için özelleştiriliyor. Daha önce de bu tür fabrikalar, şeker fabrikaları da dâhil olmak üzere benzer kurumlar özelleştirildi ve bunlar gayet başarılı bir şekilde özelleştirildi. Kâra geçtiler, herhangi bir mağduriyet söz konusu olmadı. Yani orada çalışan işçilerimizle ilgili de bildiğiniz gibi onlara da bir opsiyon verildi; isteyen fabrikada devam edebilir, isteyen başka kurumlara hemen geçebilir. Dolayısıyla, çalışan işçilerimiz açısından da herhangi bir mağduriyet söz konusu değil. Zaman zaman gıda güvenliğiyle ilgili konular gündeme geliyor, getiriliyor. Bakın gene geçmişte de bununla ilgili Tarım Bakanlığı’nın çok katı kuralları uyguladığını biz biliyoruz. Yani orada vatandaşımızın gıda güvenliğini, yani şeker üzerinden tehlikeye sokacak herhangi bir uygulamayı, herhangi bir üretime müsamaha göstermesi, kabul etmesi zaten söz konusu değildir hiçbir zaman. Yani bunu kim hangi gerekçeyle söylüyorsa delilleriyle ortaya koyması gerekir. Dolayısıyla, bu fabrikaların özelleştirilmesinin, dediğim gibi, temel amacı verimlilik açısından, üretkenlik açısından daha iyi bir noktaya taşınmalarıdır. Bunların özelleştirilmesi gıda üretimiyle ilgili, gıda güvenliğiyle ilgili mevzuatın dışına çıkacakları anlamına asla gelmez. Tam tersine özel şirketler de, özel kurumlar da bu kurallara, kanunlara tabidirler, yani dolayısıyla bu süreç bu çerçevede ilerleyecek. İnşallah güzel neticelerini de verimlilik açısından, üretkenlik açısından hep birlikte görürüz.”

“İDLİB’DE KAMP KURULMASI ÇALIŞMAMIZ VAR”

Soru: “Efendim, üçlü bir zirve yapılması planlanıyordu Astana süreci kapsamında İstanbul’da. Bunun tarihi netleşti mi acaba? Nisan ayı başındaydı. Bir de, bununla birlikte Suriye’nin kuzeyinde, özellikle Afrin’deki sivillerle ilgili AFAD ve Kızılay’ın bir kamp hazırlığı, 170 bin kişilik bir kamp hazırlığı içerisinde olduğunu biliyoruz. Bu hazırlıklar ne seviyede? Paylaşırsanız memnun olurum.”

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın: “Astana zirvelerinin devamı mahiyetindeki üçlü zirve İstanbul’da, Nisan ayı başında yapılacak. Tarih tam kesinleştiği zaman, arkadaşlar hâlâ çalışıyorlar onun lojistiğini, sizinle paylaşırız. Ama o toplantıyı biz çok önemsiyoruz. Hem bu Suriye’deki genel gidişat, hem Doğu Guta meselesi ve diğer konularla ilgili önemli neticelerin alınacağı bir zirve olacak. Onunla ilgili hazırlıklarımız da devam ediyor.

İdlib tarafında bir kamp kurulmasıyla ilgili çalışmalarımız da devam ediyor, astında daha önce de biz bu konuyu gündeme getirmiştik. Biliyorsunuz yani İdlib’de çok büyük bir nüfus yoğunluğu var. Yani şu anda iki milyondan fazla insan oraya göç etmiş veya yaşıyor şu anda orada. Şehrin nüfusu iki katını aşmış durumda. Özellikle Atme’de, yani hemen bizim sınırın sıfır noktasında birkaç yüz bin mültecinin çok zor şartlarda, yani hiçbir şey olmadan açıkçası birkaç yıldır yaşamaya, yaşama tutunmaya çalıştığını biliyoruz. Dolayısıyla, onların da en azından şartlarını biraz daha iyileştirmek maksadıyla bir kamp kurulması çalışması var. Ama önceliğimiz tabii orada güvenliğin sağlanması. Yani güvenlik sağlandığı andan itibaren Atme’de olur, başka yerler de olur, bu kampların kurulmasıyla ilgili çalışmalarımız hemen hayata geçecek. Ama biz hazırlıklarımızı yaptık. Çünkü İdlib çatışmasızlık bölgesi olarak Türkiye’nin sorumluluğunda olan bölge ve bildiğiniz gibi şu ana kadar da altı gözlem noktasını Türk Silahlı Kuvvetlerimiz orada tesis etmiş durumda. Altı tane daha kaldı, onlarla birlikte 12’ye çıkacak. Ama bu mültecilerin, sivillerin özellikle daha iyi şartlara kavuşturulması için bir kamp çalışmamız da orada devam ediyor. Tabii beklentimiz, inşallah yani bizim temennimiz, İdlib’de olsun, Afrin’de olsun ve diğer bölgelerde olsun güvenliğin sağlanıp orada hayatın normale dönmesiyle birlikte bu mültecilerin ülkelerine geri dönmesidir. Aynen Fırat Kalkanı Harekât bölgesinde olduğu gibi, nasıl 150-160 bin insan geri döndüyse Afrin’den gelenler de dönsünler. Ama onların güvenliği bizim birinci önceliğimizdir. Bu sağlandığı andan itibaren biz onların ülkelerine dönmeleri için de gerekli kolaylığı, yardımı da yapacağız.”

“KUDÜS KONUSUNDA KÜRESEL VİCDAN VE HASSASİYET OLUŞTU”

Soru: “Efendim, Amerikan Başkanı Trump’ın da bir açıklaması var son dönemde, Mayıs ayı ortasında İsrail Tel Aviv’deki Büyükelçiliği Kudüs’e taşıyacağına yönelik. Kendisinin de hatta katılacağı beyanatı var. Türkiye İslam İşbirliği Teşkilatı ve Birleşmiş Milletler bünyesinde atılımlarda bulundu bu kararın geçersizliği konusunda. Yeni atılımlar, yeni girişimler gelecek mi?”

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın: “Şimdi Amerika Birleşik Devletleri’nin büyükelçiliğini Kudüs’e taşıması ve Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıması konusunda bir süreci hep beraber yaşadık, biliyorsunuz. Ve Amerika bu konuda yalnız kaldı. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda 128 ülke bu karar aleyhine karar aldı. Dolayısıyla ortaya çok ciddi bir küresel mutabakat çıktı. Ve burada da Sayın Cumhurbaşkanımız hakikaten çok önemli bir liderlik rolü oynadı ki biz bunu her yerde de, gittiğimiz her yerde de görüyoruz. Bazen insanlar mesela Afrika’da bunun bir yansıması olmuş mudur diye düşünebilir. İnanın gittiğimiz zaman biz bunu Mali’de de, Moritanya’da da, Senegal’de de, her yerde gördük, görüyoruz. Dolayısıyla bu konuda bir küresel vicdanın, hassasiyetin oluştuğunu çok net bir şekilde ifade edebiliriz.

Mayıs ayında Amerika Birleşik Devletleri’nin bu uygulamasıyla birlikte kesinlikle bir küresel tepki tekrar gelecektir. Yani ülkelerden gelecektir, STK’lardan gelecektir, kamuoyundan gelecektir. Bu adım Filistin barış sürecini daha da çıkmaz hâle getirecektir ki zaten şu anda maalesef yürüyen bir Ortadoğu barış süreci de yok. Yani iki devletli çözüm lafzen dile getiriliyor, ama bunun hayata geçirilmesiyle ilgili atılan tek bir adım bile yok. Tam tersi İsrail Devleti yeni yerleşim politikalarıyla iki devletli çözümü imkânsız hâle getirmek için elinden geleni yapıyor. Dolayısıyla bu sürece hiçbir şekilde katkı vermeyecek, daha da içinden çıkılmaz bir hâle getirecek. Ama Amerika’ya yönelik, Amerika Birleşik Devletleri’ne yönelik tepkileri de daha da artıracaktır. Dolayısıyla bizim yine buradan çağrımız, zaman varken, vakit varken bu anlamsız, bu lüzumsuz işten feragat etmeleri, uzak durmalarıdır. Bunu yapmaları hâlinde elbette Türkiye olarak bizim, İslam İşbirliği Teşkilatı Dönem Başkanı olarak Sayın Cumhurbaşkanımızın, diğer İslam ülkelerinin, Arap Ligi ülkelerinin birtakım adımları olacaktır. Şu anda bununla ilgili çalışmalar da devam ediyor. Nasıl o süreçte konu ta BM’ye kadar götürüldü ve netice alındıysa, bununla ilgili de bizim hem ülkeler olarak, hem İslam İşbirliği Teşkilatı olarak atacağımız birtakım adımlar olacaktır. Bu konuda Amerikan yönetimine biz tekrar sağduyu çağrısı yapmak isteriz.”

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
banner66

banner64