banner47

AVRUPA BİRLİĞİ’NİN YAKLAŞIMINI SAMİMİ BULMUYORUM

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Alman ARD televizyonuna mülakat verdi.

AVRUPA BİRLİĞİ’NİN YAKLAŞIMINI SAMİMİ BULMUYORUM

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Alman ARD televizyonuna mülakat verdi.

29 Temmuz 2016 Cuma 01:14
AVRUPA BİRLİĞİ’NİN YAKLAŞIMINI SAMİMİ BULMUYORUM

 Alman ARD televizyonuna mülakat veren Cumhurbaşkanı Erdoğan, 15 Temmuz darbe girişimi sonrası 81 ilde vatandaşların meydanlara çıktığını vurgulayarak “Meydanlara toplananlar, demokrasi ve Cumhuriyeti sahiplenişi ortaya koyuyor. Ortak bir deklarasyonla Parlamentodaki tüm partiler bu darbe girişimini kınadılar, bütün sivil toplum kuruluşları da kınıyor” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Alman ARD televizyon kanalına, Türk Silahlı Kuvvetleri içindeki Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) püskürtülen darbe girişimi ve sonrasında yaşanan gelişmelerle ilgili bir mülakat verdi.

   

15 Temmuz darbe girişiminin, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ndeki yönetiminde bugüne kadar ki en tehlikeli durum, siyasi yaşamının en kritik anı mı olduğu yönündeki soruya cevap veren Cumhurbaşkanı Erdoğan, bugüne kadar silahlı darbe saldırısı ile ilk kez karşılaşan Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ne yapılan bombalı saldırıda 5 kişinin şehit olduğunu, bunun yanı sıra sadece Külliye’ye değil, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne de bombaların yağdırıldığını hatırlattı.

“SİYASİ YAŞAMIMIN EN KRİTİK ANIYDI”

15 Temmuz darbe girişiminin, siyasi yaşamının ‘en kritik anı’ olarak nitelendiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Şu ana kadar 14 sene içerisinde böyle bir anı yaşamadık. Tabii en büyük üzüntümüz, bu şahsımdan öte milletime karşı yapılmış bir darbeydi, bir saldırıydı. Çünkü parlamentolar nerenin temsilcisidir? Milletin temsilcisidir, milletin vekillerinin olduğu yerdir. Mesela benim daha önce Başbakanlık odam olarak kullandığım yer, şu anda adeta yok oldu ve Parlamentonun Genel Kurul binasının dışında hemen hemen her yer şu anda harabe hâlinde. Bu bir demokrasiye saldırıdır ve bu demokrasiye saldırıya da milletimiz çok sert karşılık vermiştir” diye konuştu.

Darbenin püskürtülmesinin hemen ardından çok sayıda yargı mensubunun görevden alınmasını hatırlatan ARD muhabirinin “Bu tepkinizin bu kadar hızlı olması nasıl oluştu, yani elinizde bir plan var mıydı?” sorusuna cevaben, 15 Temmuz’da silahlı darbe girişiminde bulunanların attığı adımın mazisinin 30-40 yıllık bir geçmişe sahip olduğuna işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan şunları söyledi: “Biz ise şu anda Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni yönetiyoruz ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni yönetirken de benim 14 yıl başbakanlık ve cumhurbaşkanlığı dönemim var. Tabii ki yargıyla, polisimizle, askerimizle burada şüphesiz ki bizlerin her an, kim kimdir, bunları bilme zorunluluğumuz var. Millî İstihbarat Teşkilatımız var, Emniyet İstihbarat Teşkilatımız var, Askerî İstihbarat Teşkilatımız var; oralarda çalışan personel hakkındaki bilgiler, her şey ortadadır ve burada zaten yakalananlar, bunların içinde itirafçılar, bunlarla birlikte yargı şu anda adımlarını atmaktadır, kurumlar ve kurumların sorumluları da adımlarını atmaktadır.”

“HUKUK DIŞINDA HERHANGİ BİR ADIM SÖZ KONUSU DEĞİL”

Eğitim kurumlarında FETÖ ile mücadele çerçevesinde açığa alma ve görevden uzaklaştırmaların yurt dışında elit bir kadronun uzaklaştırıldığı yönündeki yorumlar hatırlatılarak, bu durumun nüfusu genç olan bir ülkede eğitime zarar verip vermeyeceğinin sorulması üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, yapılanların tamamının hukuk çerçevesinde yapıldığını ve hukuk dışı atılmış herhangi bir adımın söz konusu olmadığını söyledi.

Verdiği cevapta, “Darbe için, hukuk içinde darbe denilebilir mi?” diye soran Cumhurbaşkanı Erdoğan devamında, “Darbeler tamamen hukuk tanımaz adımlardır ve bu hukuk tanımaz adımlara karşı şu anda bunların mahfilleri neresiyse, bu darbe girişiminde bulunanların kendilerine ait kurumları var, bunların eğitim kurumları da var, bunların asker içerisinde bu temsilcilerinin dışarıdaki irtibatlı olduğu yerler var, bunların kendilerine ait çok ciddi bir yapılanması, bir şeması var ve bütün bunların hepsi, MillÎ İstihbarat’ta bunların kimlikleri, vesaireleri belli ve bunlar belli olduğu için zaten bunların üzerine süratle gidilebilmiştir. Bunların okulları var, üniversiteleri var, lise, orta, bu tür okulları var, bunların hepsi zaten biliniyordu” diye konuştu.

“DEVLET, TERÖR ÖRGÜTÜNE KARŞI REFLEKSİNİ ORTAYA KOYDU”

Eğitim alanında ortaya çıkan boşluğun nasıl doldurulacağı yönündeki soruya Cumhurbaşkanı Erdoğan şu cevabı verdi: “Buralarda herhangi bir boşluk kesinlikle söz konusu değildir. Bizim için 20 bin, 30 bin öğretmen açığı diye bir şey söz konusu olmaz. Biz şu anda bunlarla ilgili hemen Millî Eğitim Bakanlığımız zaten şu anda bir imtihan yapıyor ve bu imtihanla birlikte de yaklaşık bu 25- 30 bin öğretmen alımını yapacak ve bu öğretmenlerle birlikte bu zaten tamamen kapatılacaktır. Burada üniversitelerle ilgili herhangi bir şey hiç söz konusu değil. Çünkü üniversitelerin referans üniversiteleri var, dolayısıyla oralardaki öğrenciler o referans üniversitelere gidecek ve o referans üniversitelerde onlar yine eğitim-öğretimlerine devam edecek. Ama bir şeyi iyi öğrenmemiz lazım: Bu bir terör örgütü, bu terör örgütüne karşı devlet şu anda refleksini ortaya koymuştur ve bu refleksiyle beraber bu darbeyi şu anda def etmiştir. Daha henüz bitmiştir demiyorum, bu süreci takip etmemiz lazım, eğer burada bir gevşeklik, rehavet olursa çok daha tehlikeli olabilir.”

“İTİRAFÇILARIN SAYISI HER GEÇEN GÜN ARTIYOR”

“Gülen örgütünün gerçekten bu darbenin esas unsuru olduğunu mu düşünüyorsunuz, yoksa öz eleştirel olarak bu aslında memnuniyetsizliğin oluşturduğu farklı motiflerin bir araya geldiği bir ortam mıydı?” şeklindeki soruya verdiği cevapta örgüt mensuplarının, devletin istihbarat bilgileri ve aralarından çıkan itirafçılarla bilindiğini kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Örneğin bakıyorsunuz Silahlı Kuvvetler’deki birisi Genelkurmay Başkanını özellikle adeta konuşturmak isterken söylediği söz; ‘İsterseniz sizi kanaat önderimiz Fethullah Gülen’le görüştürelim’ diyor. Bakın, bu terör eyleminin, bu silahlı darbe girişiminin nereden idare edildiğini, nasıl yönetildiğini çok açık, net ortaya koyuyor. Bunlar tabii şu anda yargıya hepsi verilmiş durumda, yargının elinde bunlar birer belge olarak var ve bu itirafçıların sayısı da her geçen gün artıyor” şeklinde konuştu.

“OLAĞANÜSTÜ HÂL’İN UZATILMASINI GELİŞEN ŞARTLAR BELİRLEYECEK”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, olağanüstü hâlin 3 ay sonunda uzatılıp uzatılmayacağı ve bu süreçte neler yapılacağı sorusunu cevaplarken de hukuk çerçevesinde olağanüstü hâlin 3 ay sonunda, 3 ay daha uzatılabileceğini söyledi.

Olağanüstü hâlin uzatılmasını gelişen şartların belirleyeceğini dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: “Bunu tabi gelişen şartlar belirler. Eğer normalleşme olursa, normalleşme sürecine girmişsek zaten devamına gerek yok. Bakın Fransa’da bizimki gibi bir darbe filan olmadı, bir terör saldırısı oldu ve terör saldırısının da boyutu belli. Bizimkiyle mukayese edilir bir şey değil. Bakın bizde 237 şehit var, bunun yanında 2187 yaralı var, onlarınkinde böyle bir şey yok ve devlete karşı yapılıyor bu. Ve Fransa ne yaptı? 3 ay önce ilan etti, ardından bir 3 ay daha ilan etti, şimdi bir 3 ay daha ilan etti ve böylece 6 aydan 9 aya şu anda çıkmış vaziyette. Bizim ise şu anda 3 aylık ilanımız söz konusu. Eğer bu 3 ay içerisinde bir normalleşme olursa zaten tekrar uzatmak diye bir şey söz konusu değil, ama 6 aya kadar uzatma yetkimiz var.”

“AVRUPA BİRLİĞİ’NİN DIŞINDA DÜNYANIN TAMAMINA YAKININDA İDAM VAR”

“İdam cezasının tekrar yürürlüğe konmasını, getirmeyi düşünüyor musunuz? Ki bu durumda dünyadaki dostlarınızı da azaltma durumu, dostların uzaklaşması söz konusu olmayacak mı? Gerçekten idam cezasının geri getirilmesini düşünüyor musunuz, yoksa sadece bir tehdit miydi bu?” şeklindeki soruya, Avrupa Birliği üyesi ülkelerin dışında dünyanın tamamına yakınında idam uygulamasının olduğuna dikkat çekerek cevap veren Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerine şunları ekledi: “Burada bir gerçeği vurgulayalım; bakınız şu anda biz 53 senedir Avrupa Birliği’nin kapısındayız, biz idam cezasını kaldırdık. İdam cezasını kaldırdık da ne değişti? Şu anda eğer demokratik bir hukuk devletindeyseniz, demokrasilerde söz kimindir? Halkındır değil mi? Halk şu anda ne diyor? İdam diyor. Biz yöneticilere düşen görev nedir? Halkın bu talebine, ‘Hayır, biz sizin bu talebinizi kabul etmiyoruz’ diyebilir misiniz? Bu talebi getireceğimiz yer neresidir? Parlamentodur, Parlamentoya bu talep gelir, Parlamento kabul eder veya etmez, ederse bununla ilgili adımlar atılır, ama etmezse o zaman da söyleyecek hiçbir şeyimiz yok.”

“AVRUPA BİRLİĞİ’NİN YAKLAŞIMINI SAMİMİ BULMUYORUM”

Cevabının devamında bu darbe girişiminin başarılı olması durumunda, şehit sayısının binlerce olacağına dikkat çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Ama başarılı olamadılar ve 237’de kaldı. Böyle bir şeye biz seyirci kalabilir miyiz? Halk şu anda isyan ediyor ve halk adeta gittiğimiz meydanlarda, her yerde bize bunu söylüyor. Ve siz siyasetçi olarak, ‘Hayır, biz sizin bu söylediğinizi kabul etmiyoruz, dinlemiyoruz’ dediğiniz anda, o halk o siyasi hareketten de, bu ülkeyi yönetenlerden de kopar, onun için böyle bir şeye evet deme hakkımız yok. Avrupa Birliği’nin de bu noktadaki yaklaşımlarını doğrusu başta şahsım olarak da samimi bulmuyorum” dedi.

“Normalde Cumhurbaşkanı olarak önemsediğimiz kararları kendinizin verdiğiniz durumlar oluyor” sorusunu yönelten ARD muhabirine, “Kim söylüyor bunu? Böyle bir karar verme yetkim var mı? Kim söylüyor? Ben kral değilim, ben sadece Cumhurbaşkanıyım, yani halkın, milletin seçtiği yüzde 52’yle bir Cumhurbaşkanıyım ve Türkiye’de krallık yok. Demokratik bir hukuk devleti içerisinde biz halkın taleplerine kapalı olamazsınız, hayır diyemezsiniz” sözleriyle cevap verdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, televizyon muhabirinin, “Güçlü bir Cumhurbaşkanısınız yurt dışında da, yurt içinde de” şeklindeki sözleri üzerine şu değerlendirmelerde bulundu: “Güçlü bir Cumhurbaşkanı olmak Anayasaya aykırı, yasalara aykırı hareket etme yetkisini size vermez, ama halkın nabzına kulak vermeyi gerektirir. Eğer halkın nabzına biz kulak vermemiş olsaydık, halkımız beni yüzde 52’yle Cumhurbaşkanlığına getirmezdi. Ama halkımla olan diyaloğum iyi olduğu için, halkım yüzde 52’yle beni Cumhurbaşkanlığına getirmiştir, kurucusu olduğum partiyi yüzde 50’yle iktidarda tutmuştur. Dolayısıyla halkla siyasetçi hiçbir zaman kopuk olmamalı, halkın taleplerine de her zaman kulak vermeli ve parlamenter demokrasinin içerisinde bu açıkça bellidir.”

“MÜLTECİLER KONUSUNDA AB ÜYESİ ÜLKELER VERDİKLERİ SÖZÜ YERİNE GETİRMEDİ”

“Avrupalılar şu anda sizinle çok açık konuşmuyorlar insan hakları konusunda bildiğiniz gibi, çünkü Avrupalılar sizden bir şey istiyorlar ve sizden bir şey alıyorlar ve bunu da iyi bir şekilde alıyorlar hizmet olarak, bu da mülteci anlaşması konusu. Bu durumda aslında bir şansınız da var diyebiliriz değil mi?” sorusu üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan sözlerini şöyle sürdürdü: “Avrupalı derken ben Avrupa’da yaşayan halkları kastetmiyorum. Ama Avrupalı dostlarımız, yöneticiler bir defa samimi davranmıyorlar. Şu ana kadar 3 milyon Suriyeli ve Iraklı mülteciyi ülkesinde barındıran Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı şu anda Avrupa Birliği üyesi ülkeler verdikleri sözü yerine getirmemişlerdir. Ve bizler bütün bu yaptığımız harcamaları ki yaklaşık şu anda sadece devletin bütçesinden 12 milyar dolar harcanmıştır, STK’larımız bir o kadar harcamıştır, fakat şu anda Avrupa’dan hâlâ Türkiye’ye herhangi bir destek gelmemiştir; bu destek Türkiye Cumhuriyeti’nin bütçesine gelmeyecek, bir insanlık görevi olarak Suriyeli mültecilere gelecek. Ve biz Suriye’den gelen kardeşlerimizi sadece insani bir görev olarak burada misafir ediyorsak, Batılı niçin burada kendisi de ‘Bizim de burada bir şey üstlenmemiz gerekir’ demiyor? Hâlâ Batının bu noktada attığı bir adım yok. Maalesef hiçbir Batılı ülke bu konuda samimi olmadı. Söz verdiler, 3 milyar avro göndereceğiz dediler. Sorun bakın ARD Kanalı olarak, ne gönderdiniz diye. Maalesef sembolik şu anda gönderdikleri.”

“BU PARA GELSE DE GELMESE DE BİZ SURİYELİ VE IRAKLI MÜLTECİLERE BAKACAĞIZ”

Avrupa Birliği ile yapılan mülteci anlaşmasında Türkiye'nin güvenilir bir partner olarak kalıp kalmayacağına ilişkin soru üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Şimdi bir şeyi çok açık, net söyleyeyim; bir defa, biz mülteciler konusunda ne söz verdiysek biz sözümüzün arkasında dururuz. Ama şimdi soruyorum, Avrupa'ya sorun, siz verdiğiniz sözün arkasında durdunuz mu? Bakın şu ana kadar az önce zikrettiğim rakamları bize ödemeleri lazımdı, hâlâ ödemediler. Sorun onlara, ödeniniz mi? Ama Türkiye bakın hâlâ barındırmaya devam ediyor, 3 milyon insanı biz barındırıyoruz. Biz bu 3 milyon insanı bıraksaydık, bunlar Avrupa ülkelerine gitmiş olsaydılar, Avrupa o zaman ne yapacaktı?" sözlerine yer verdi.

Mülteci krizi konusunda Avrupa’nın Türkiye’ye ihtiyacının olduğunun ifade edilerek, “Sizin Avrupa’ya ihtiyacınız var mı, varsa hangi konuda?” şeklinde bir sorunun yöneltilmesi üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Şu anda Avrupa Birliği bunu tüm Avrupa Birliği üyesi ülkelerden almak suretiyle bize buna aktaracak, yani kendi havuzundan bunu aktaracak, şu ülke, şu ülke diye böyle bir ayrım yapılmadı” dedi ve şunları kaydetti: “Mesela şu anda diyelim ki Yunanistan bir krize girdi, Yunanistan krize girdiği zaman biliyorsunuz yaklaşık 400 milyar avronun üzerinde bir destek oraya verildi. Kime verdiler? Yunanistan Devletine verdiler. Biz bunu kendi devletimize istemiyoruz ki, buradaki mülteciler için bu isteniyor. Ve ben şunu da söyleyeyim: Bizim bu vermişler, vermemişler, böyle bir derdimiz de yok, onu da söyleyeyim. Bu para gelse de, gelmese de biz Suriyeli, Iraklı mültecilere bakacağız, hatta hatta şu anda onlarla ilgili vatandaşlık çalışmalarını da yapıyoruz, onu da yapacağız.”

TÜRKİYE-AB İLİŞKİLERİ VE VİZE SERBESTİSİ

Cevabının devamında, “Ama tüm Avrupa Birliği üyesi ülkeler, hepsi bu konuda hepsi insani olarak, bunlara karşı vicdani olarak ne düşünüyor?” diye soran Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Kapılarını kapayanlar var, hayır, biz kabul etmeyiz diyenler var. Bunlar Müslümandır, almayız diyenler var. Böyle bir şeyde din, dil, ırk, bunlar gözetilir mi? Gözetilmemesi lazım. İnsanlara insan olarak bakacağız, dininden, dilinden, ırkından dolayı değil. Maalesef yaklaşım tarzı içerisinde bunları görüyoruz, bunlar çok daha üzücü oluyor” diye ekledi.

Türkiye-AB ilişkileri çerçevesinde şu anda konuşulması gerekenin, vize serbestisi olduğunun altını çizen Cumhurbaşkanı Erdoğan, vize serbestisi konusunun, Türkiye ile AB arasında 2013 yılında karara bağlandığını, 2015 itibarıyla başlayacağını hatırlattı ve “Geri kabul eşzamanlı olarak yürütülecekti, ama vize serbestisi olmayınca geri kabul noktasında da tabii şu anda bu iş yürürlüğe girmedi” ifadelerini kullandı. AB yetkililerinin, ‘Temmuz başı itibarıyla yapalım’ dediğini de hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Şimdi Temmuz’da geldiğimiz nokta ortada, ama hâlâ görüyorsunuz sözler tutulmuyor, vize serbestisi hâlâ sağlanmadı. Geri kabulde, Türkiye’den geri kabul istiyorlar. Şimdi bunları mütekabiliyet anlayışına göre yapmalıyız. Sözleri taraflar tutmalı, yani Avrupa Birliği de tutmalı, şüphesiz ki biz de tutmalıyız; biz sözümüzdeyiz. Ben Cumhurbaşkanı Erdoğan olarak hükûmetimle uyum içindeyim ve bu işlerde biz ne söz verdiysek bunu yerine getiririz, yeter ki Avrupa Birliği verdiği sözleri yerine getirsin” dedi.

“BÜYÜME ORANLARINA GÖRE TÜRKİYE, AB ÜYESİ ÜLKELERDEN DAHA İYİ BİR NOKTADA”

Sorulan bir soru üzerine, Türkiye’nin ekonomik olarak iyi konumda olduğuna vurgu yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları söyledi: “Bakın ben bir şey söyleyeceğim size, şu anda büyüme oranlarına bakın, büyüme oranlarına baktığınız zaman Türkiye şu anda Avrupa Birliği üyesi ülkelerin neredeyse tamamına yakınından çok daha iyi bir noktadır. Ve şu anda yine mesela bu darbe girişimi olmuş, darbe girişiminin olduğu günün ertesinde piyasaya sürülen döviz nedir biliyor musunuz? 2,5 milyar dolar. Darbe girişiminin olduğu günün ertesinde, böyle bir yapı söz konusu. Şu anda bizim Merkez Bankamızın döviz rezervi 122 milyar dolardır, iyi bir noktadayız. İhracat artışımız devam ediyor, herhangi bir şey burada da kesiklik söz konusu değil. Bunların hepsi, sizin bu sorduğunuz sorudaki ifadeler dezenformasyondur.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin; atacağı adımlarla süreci güçlenerek devam ettireceğini, bu süreçten de güçlenerek çıkacağını ifade ederek, “Piyasaların tepkisi hepsinin olumludur. Mesela bizim en büyük kurulumuz iş dünyasında hepsi bu olumlu tepkilerini sürdürüyor. Bankalarımız öyle, hiçbir finans sektöründeki bankamızda sıkıntı söz konusu değil. Niçin bizim bankalarımız yaptığı açıklamalar dinlenmiyor? Bakın şimdi Osman Gazi Köprüsü’nü açtık, bu ayın 26’sında Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nü açıyoruz, muhteşem bir eser. Ardından Aralık ayının başında Boğaz’ın altından ikinci tünel geçiyor, onun açılışını yapacağız. Ülkenin ekonomik durumu budur ya, bunlardır, bunları yapıyoruz” diye konuştu.

“PARLAMENTODAKİ TÜM PARTİLER DARBE GİRİŞİMİNİ KINADI”

Türkiye’deki olayların Almanya’yı özellikle ilgilendirdiğini söyleyen ARD muhabirinin, “Türkiye’deki toplumun daha da bölündüğünü ve bunun Almanya’ya da yansıdığını görüyoruz. Burada tabi iç güvenlik konusunu itibariyle de biz şu anda diken üzerindeyiz” demesi üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan şu açıklamalarda bulundu: “Şimdi sizler bunu neye dayanarak söylüyorsunuz ben onu anlamış değilim ve anlamıyorum da. Siz acaba her akşam Türkiye’nin dört bir yanında, 81 vilayette meydanlarda yapılanları hiç duymuyor musunuz? Meydanlarda Türk milletinin nasıl toplandığını, Türk’üyle, Kürt’üyle, Laz’ıyla, Çerkez’iyle, Gürcü’süyle, Abhaza’sıyla nasıl toplandığını hiç takip etmiyor musunuz? Alman’ın devlet televizyonları bunları görmesi lazım. Bu meydanlara toplananlar birliği, beraberliği konuşuyor, demokrasi ve Cumhuriyete sahiplenişi ortaya koyuyor. Ve bir ortak deklarasyonla Parlamentodaki tüm partiler bu darbe girişimini kınadılar, bütün STK’lar kınadılar, kınıyorlar. Siz hangi ayrımdan bahsediyorsunuz, nasıl bir ayrım oluyor? Yani burada bir defa samimi bir medya yayını yapmak lazım, dürüst bir medya yayını yapmak, bu konuda dezenformasyona gidilirse yazık olur. Meydanlar bunu konuşmuyor, Parlamentomuz ortak bildirgesiyle bunu zaten çok açık, net ortaya koymuştur. Bütün STK’larımız meydanlarda toplanıyor. Örneğin dün ana muhalefet partisinin liderliğinde yapılmış dev bir Taksim mitingi vardı, aynı şekilde şu anda STK’ların her akşam o günden bugüne 10 gündür Türkiye’nin dört bir yanında meydanlarda gece geç saatlere kadar toplantıları var. Ve Türkiye’de herkes demokrasiye sahip çıkarken eğer siz derseniz ki, Türkiye’de demokraside bir sıkıntı var, bu gerçekten bizim için üzüntü verici olur, yanlış olur.”

“TERÖR SALDIRILARINA İSLAMCI SIFATINI YAKIŞTIRMAK, TÜM DÜNYA MÜSLÜMANLARINA SAYGISIZLIK”

Almanya’da son günlerde yaşanan terör saldırılarına yönelik mücadelede Türkiye’nin ne yapabileceği yönündeki sorusunda ‘İslamcı terör’ ifadesine itiraz eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Şimdi bir defa şunu çok açık ortaya koymak lazım: Yani ben ne Münih’teki, ne Ansbach’taki bütün bu şeyleri asla İslamcı bir saldırı olarak değerlendirmem ve sizler de böyle bir yanlışa düşmeyin” şeklinde konuştu.

Terör saldırılarına ‘İslamcı’ sıfatını yakıştırmanın, tüm dünya Müslümanlarına saldırı ve saygısızlık olacağını sözlerine ekleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, cevabında şu değerlendirmelere yer verdi: “Ben şöyle bir şey söyleyeyim: Hristiyani terör diyebilir misiniz veya Musevi terör diyebilir misiniz? Bir Musevi böyle bir terör eylemi yaparsa, kalkıp bu Musevi bir terördür diyebilir misiniz veya Yahudi terörü diyebilir misiniz? Bakın, ben antisemitizmi dünyada gündeme getiren ve kınayan, lanetleyen ilk liderlerden bir tanesiyim ve terörün de hep birlikte her türüne beraber karşı çıkmalıyız. Aynı yanlışı mesela geçenlerde Sayın Hollande da yaptı, ‘İslami terör’ dedi. Ki biz bu ifadeyi kaç kere, dedik ki, bakın böyle bir yanlış içerisine düşmeyin, Müslümanları adeta terörist olarak ilan ediyorsunuz, bu ifade buraya götürür. Antisemitizm neyse bu noktada Müslümanlara karşı da bir defa İslamcı bir terör ifadesini kullanmak aynı yanlıştır, bundan sıyrılmamız lazım.”

“TERÖRİZMLE ORTAK MÜCADELE ŞART”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin Almanya’daki terör saldırılarını önlemeye yönelik rolünün ne olacağı yönündeki soruya da şu cümlelerle cevap verdi: “Şimdi bakın, ben bir Müslümanım, halkının büyük bir çoğunluğun Müslüman olan bir ülkenin Cumhurbaşkanıyım. Biz ülkemizde 30 yıldır, 35 yıldır terörle mücadele ediyoruz ve bu teröristlerin büyük birçoğu Almanya’da besleniyor, Almanya bunlara çok ciddi destek veriyor. Ben bunlarla ilgili Sayın Şansölyeye 4 bin dosya verdim ve Sayın Şansölyeye sorduğumda ‘Ne yaptınız?’ diye, ‘yargı devam ediyor, şu anda o dosyaların sayısı 4 bin 500 oldu’ dedi. Bakın, geciken adalet, adalet değildir. Ve şu anda bu teröristler Almanya’da yaşıyor, Fransa’da yaşıyor, Belçika’da yaşıyor, Hollanda’da yaşıyor ve bizim bunlarla ilgili istihbaratımız bu bilgileri aktardığı hâlde bu teröristler bize teslim edilmiyor. Bir defa, terörizmde mücadelede ortak mücadele şart, eğer bu ortak mücadele yapılmazsa Almanya’nın da başı derttedir, Fransa’nın da, Hollanda’nın da, Belçika’nın da tüm Avrupa ülkelerinin başı derttedir, dünyanın başı derttedir.”

“PKK ALMANYA’DA CİRİT ATIYOR”

Geçen NATO toplantısında teröre karşı birlikte tedbir alınması; mücadelede din, dil ve ırk ayrımına gidilmemesi, tek hedefin insanlığın barışı ve huzuru olması gerektiğini liderle hitaben vurguladığını aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, muhabirin “Siz teröre karşı bu mücadeleye de katılacaksınız değil mi bu durumda?” şeklindeki sorusuna karşılık şunları söyledi: Biz bu mücadelenin içindeyiz, biz şu anda DAEŞ’le mücadele ediyoruz, biz PKK’ya mücadele ediyoruz, biz YPG’yle mücadele ediyoruz, biz PYD’yle mücadele ediyoruz, ama bunları dostlarımıza söylediğimiz zaman kendi ülkelerinde böyle bir mücadele yok. Şu anda bakın PKK Almanya’da cirit atıyor, terörist başının resmini Strazburg’da, Brüksel’de, Avrupa Birliği Parlamentosu’nda, aynı şekilde Avrupa İnsan Hakları, orada, o binaların içerisinde ve çevresinde çadır kuruyorlar, oralarda afişlerini asıyorlar. Almanya’da Berlin’de çadır kuruyorlar ve bu çadırlarda terörist başının resimleriyle beraber terör örgütü olarak ilan edildiği hâlde bu terör örgütü oralarda para topluyor. Nasıl mücadele ediyoruz?”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Almanya’daki son terör saldırılarında ölenler arasında 4 Türkün olduğunu hatırlatarak, terör eylemlerinde ölenler için şahsı ve ülkesi adına, Alman halkına başsağlığı dileğinde bulundu ve sözlerini “El ele vermemiz şart, birlikte olmamız şart ve barışı birlikte yakalamamız şart” diyerek tamamladı.

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
banner66

banner64