banner47

Branning'e bir çay daha lütfen

Mektuplarının sonunda imzasını Kadriye olarak atacak kadar Türkiye'yi yakından tanıyan bir isim Katharine Branning. Bir Çay Daha Lütfen kitabı Amerikalı sanat tarinçisinin bu topraklardaki yolculuğunu anlatıyor.

Branning'e bir çay daha lütfen

Mektuplarının sonunda imzasını Kadriye olarak atacak kadar Türkiye'yi yakından tanıyan bir isim Katharine Branning. Bir Çay Daha Lütfen kitabı Amerikalı sanat tarinçisinin bu topraklardaki yolculuğunu anlatıyor.

05 Şubat 2012 Pazar 09:11
Branning'e bir çay daha lütfen

Haberiumturk haber sitesi/05.02.2012

 Amerikalı sanat tarihçisi Katharine Branning’in neredeyse 30 yıllık bir Türkiye geçmişi var. “Bir binaya âşık oldum ve...” diye başlayan hikâyesi bizi aslında bize benzeyen bir Amerikalının notlarına ve 18. yüzyıl yazarı Lady Montagu’yla mektuplaşmalarına götürüyor. Bir Çay Daha Lütfen isimli kitap da bu notların derlemesi. Kaynak Yayınları’ndan çıkan kitabıyla birlikte NT Mağazaları’nın konuğu olarak Türkiye’ye gelen Branning bizimle de bir çay içti ve hikâyesini anlattı.

- Türk kültürüyle ilişkiniz nasıl başladı?

- Aslında çok garip bir şekilde başladı; bir binaya âşık oldum. Sanat tarihçisi olduğum için bu biraz olsun anlaşılabilir bir şey. Gençliğimde Paris’te, derste bir bina gördüm ve adeta yıldırım çarpmışa döndüm. Güçlüydü, rafineydi, kendine özgüydü. İki tane roket uzaya fırlatılmış gibiydi. Bunun muhteşem bir yapı olduğunu düşündüm ama ne olduğu konusunda bir fikrim yoktu. Profesör, sonrasında bunun bir Gök Medrese olduğunu söyledi. Araştırma yapmaya başladım ve bu binaların Türkiye’de olduğunu gördüm. Oraya gitmek ve binayı görmek istedim. Sonraki yaz da bu hayalimi gerçekleştirdim. Bu ve diğer Selçuklu dönemi yapıları benim Türk kültürüne olan müthiş ilgimin başlangıcı oldu.

- Lady Montagu’nun mektuplarıyla ne zaman karşılaştınız?

- Lady Montagu, 18. yüzyılda çok ünlü bir İngiliz yazardı. Türkiye’ye, elçi olarak tayin edilen eşiyle birlikte gelmişti. İngiltere’den İstanbul’a gidiş gelişleri sırasında yaklaşık 20 mektup yazmıştı. Bunun dışında Londra ve İstanbul’daki mektupları da en az seyahatlerindekiler kadar ilginçti. Çünkü İngiltere’den Avrupa’ya geçişi bile onun için büyük bir kültür şokuydu. Bu mektupları okuduğumda 22 yaşındaydım. Adeta bana hitap ediyordu. Çünkü tamamen önyargısızdı. İngiliz bir yazarsanız bunu yapmak çok zordur çünkü çocukluğunuzdan beri size üstün bir kültüre sahip olduğunuz söylenmiştir. O ise bir oryantalist olmak yerine gördüğü şeyleri objektif bir biçimde aktarmayı seçmişti. “Türklerin çay içme tarzlarını sevmiyorum, bizim çaylarımız çok daha güzel” demiyordu. “Türkler çayı bu şekilde içiyor, şu şekilde iletişim kuruyorlar” diye anlatıyordu. Bunu çok etkileyici bulmuştum. Dönemin ve bugünün yazarları “benim yöntemim en iyisi” demeyi seviyorlar. Montagu’nun mektupları benim için çok iyi bir dersti, eğer hayatta mutlu olmak istiyorsak önyargılarımızdan geri adım atmalı ve düşünmeliyiz. Bu kitap da bir seyahatname ya da gezi rehberi değil. Sadece Türkiye’yle ilgili yıllara dayanan önyargısız gözlemlerimi paylaşmak istedim.

- Kitapta Türklerin hitap biçimlerine çok vurgu yapıyorsunuz. Sizi en çok etkileyen şeylerden biri miydi bu?

- Avrupa kültüründe herkes birbirine karşı nazik ama mesafelidir. Biriyle arkadaş olmak için bekleyip görmeyi seçerler, bu da yıllar alabilir. Biz Amerikalılar ise çok daha açığızdır. Herkese gülümseriz. Bu da çok farklı bir kültür. Uzun yıllar Avrupa’da olmama karşın buna daha yakınım. Türkiye’ye ilk geldiğimdeyse “merhabalar, nasılsınız, buyrun oturun” diyen insanlarla karşılaştım ve şok geçirdim. Herkes çok açık ve -sanki yıllardır tanıyorlarmış gibi- birden seninle konuşmaya başlıyorlar. İnsanların direkt kalbine hitap ediyorsunuz.

- Bunun örneğini “İngiltere’de Lord ya da Lady kazanılması gereken bir unvandır ama Türkiye’de herkes hanımefendi ve beyefendi” diyerek veriyorsunuz.

- Evet, buraya geleli 30 yıl oldu ve hâlâ herkes bana “hanımefendi” diye sesleniyor. Bunu çok sıcak ve nazik buluyorum.

- Bir diğer ilginç nokta da kendinizi büyük şehirlerle sınırlamamanız.

- Kesinlikle, zaten Selçuklu mimarisi Orta Anadolu’da ve oraları görmeye çok sık gittim. Zamanla da fark ettim ki Türkiye’de taşrada yaşayan insanlar Amerika’da çocukluğumu geçirdiğim insanlara çok benziyor. Kendimi evimde hissettim.

- Türk insanının değerlerini yüceltirken kitabınız siyasete ve insanlar üzerindeki etkisine de değiniyor.

- Çok sayıda insan bana “Türkiye hakkında fazla pozitifsin, bu ülke hakkındaki onca problemi görmüyor musun?” dedi. Ben de “Evet çok açık şekilde görebiliyorum, çünkü hepsi benim ülkemdeki problemlerle aynı” diye cevap verdim. Bu her yerde aynı. Ben de bunlar hakkında çok fazla konuşmamayı tercih ediyorum. Ben senin yaşındayken herkes Türkiye hakkında “Geceyarısı Ekspresi”nden bahsediyordu. Buraya geldiğimde annem çok korkmuştu. Sorunlar elbette var ama burada bulunduğum 30 yıl içinde ülkenin darbeden bugünkü noktaya geldiğine şahit oldum ve bu kitapta pozitif bir imaj oluşturmaya çalıştım. Türkiye’nin sadece sorunlardan ibaret olmadığını göstermek istedim.

- Kitabı yazarken bir neo-oryantalist olarak adlandırılma çekinceniz oldu mu?

- Hayır çünkü ben geleceğe bakıyorum. Oryantalizm konseptinin artık geçerli olduğunu düşünmüyorum.


Cumhuriyet

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
banner66

banner64