banner47
banner128

Öğretmen mi Helena Rubistein'ın Milli Eğitimdeki Temsilcisi mi?

Bazıları bu sabah yayına başlayan ilk öğretimler için hazırlanan derslerin birinde türbanlı öğretmen görünce rahatsız olmuşlar. Açıkçası biz de rahatsız olduk ama türbanlı öğretmenden değil de tırnakları ojeli, dudaklarında iki kat boyalı öğretmenden. Öğretmen misiniz, manken misiniz, kozmetik reklamı yapan biri misiniz?

Türk Milli Eğitimi zaten onmaz yaralarımızdan biri maalesef. İki şeyin arasını ayıramıyorsanız çocuklarımızın ve bizim karşımıza muallim vasfıyla çıkmayacaksınız.

Türkiye'de Talim ve Terbiye görevini üstlenen iki kurum vardır. Bunları kurumların adından da anlamak mümkündür.

İlk okuldan lise son sınıfa kadarki bölümde eğitim, liseden sonra ise öğretim ön plandadır. Onun için birinci kurumun adı Milli EĞİTİM Bakanlığı, ikincisinin adı Yüksek ÖĞRETİM Kurumudur. Yani birincisinde eğitim, ikincisinde öğretim; birincisinde terbiye ikincisinde talim; birincisinde irfan, ikincisinde ilim verilir. Birincisinde öğrenci öğretmenin kendisine, ikincisinde anlattığına yoğunlaşır. Onun için hatanın büyüğü hoca'yı öğretmene dönüştürmekle başlamıştır. Hele bir de "hoca camide" sloganıyla maarif sistemimize yapılan densizlik var ki o da ayrı bir facia. Artık kim hoca, kim imam, kim öğretmen, kim muallim belli değil. İntörn doktora da hoca deniliyor, baytara da, minübüs şoförüne de, pazarda domates satana da.

Hoca yani "Hâce" "Efendi adam" demektir. Osmanlıcada خواجه şeklinde yazılır ve dilimizde "hoca" diye okunur. Bu ilimle irfanı, edeple şahsiyeti kendinde toplamış örnek kimse demektir.

Menderes dönemi ve sonrasında şöhretli bir vaiz vardı yıllar önce vefat etti. Birgün ona sordular: "Hocam, kıyamet hacılarla hocalardan kopacakmış doğru mu?" Hoca merhum cevap verdi: "Doğru. Yirminci asırda altına don giymeyenlere de hoca denir oldu. İşte kıyamet onlardan kopacak" deyivermişti.

Sıfatları yerli yerinde kullanırsak Yüksek Öğretimde olanlar öğretmen, Milli Eğitim'de olanların hoca olması gerekirdi. Yani davranışlarıyla da örnek insan olmalıydı. Oysa günümüzde öğretmen olmak için bu niteliklere sahip olma şartı aranmamakta, belli etiketlere sahip olma yeterli görülmektedir. İş sadece bilgi aktarmak olur da davranış ve ahlâk kazandırmak olmazsa hiç kimse öğretmenlikte google'ın eline su dökemez. İş bilgi almakla bitecekse çocuklarımızı okula göndererek zaman ve para israf etmenin de bir anlamı yoktur.

İlk okul üçüncü sınıf öğrencisinin karşısına tırnakları ojeli, dudakları rujlu, saçları meçli kimseleri çıkarırsanız çocuk gördüğü tipi olması gereken olarak algılar ve onu kendisine rol model olarak alır. Oysa bir veli olarak bizim çocuğumuza böyle bir rol modelin dayatılması dinî değerlerimize aykırıdır, rızamız hilafınadır.

Ayrıca sorgulamadan geçemeyeceğim bir diğer husus da şudur; bir öğretmen aritmetik yaparken neden belini oraya buraya oynatır? Bunu gören çocuktan normal bir davranış sergilemesi nasıl beklenir.

Evde oturup da çocuklarımıza neyi, nasıl ve kim öğretiyor diye baktığımızda karşımıza çıkan manzara bu.

Türkçe dersinde tesadüfen kelimeleri bir araya getirmiş bir kimse şair olarak tanıtılıyor. Sokaktan gözünüze kestirdiğiniz birine hadi bir şiir yaz deseniz o da bu şair kadar yazar.

Sonuç? Bu faaliyetin bir eğitim hem de milli eğitim olduğuna inanmak oldukça zor görünmektedir.

Dert SÖYLETİR

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner115