banner47

Akademik başarıya kurban edilen hafızlık…

Ne demektir bu? Akademik başarı egosunu yüceltirken dini değerleri örtülü olarak değersizleştirmektir.

Akademik başarıya kurban edilen hafızlık…

Ne demektir bu? Akademik başarı egosunu yüceltirken dini değerleri örtülü olarak değersizleştirmektir.

haberiumturk
haberiumturk
03 Temmuz 2018 Salı 05:22
Akademik başarıya kurban edilen hafızlık…

İlgili diğer haberler:

HAFIZLIK projesi kapatıldı

Yeni Proje İHL, Vatana millete hayırlı uğurlu olsun

Ödül skandalı, kapatılan projeye ödül verilmiş

Fotoğrafta Ne Gördüm?

Hedefimiz dindar nesil…

Hafızlık projesi kapatılıp, kuran kursu açıldı

“İçi alev alev Müslüman, dışı pırıl pırıl Türk ve içi dışına hâkim, dışı içine köle, yeni Türk neslinin maya çanağı olmak ehliyeti hangi topluluktaysa ben oradayım” der Müslümanlığı Türklüğüne hakim, Türklüğü Müslümanlığına köle bir nesil yetiştirme hayaliyle yaşayan üstad Necip Fazıl… Kolay olmayacağını, olmadığını bilir. Çünkü eğitim ehil olanların elinde neşv ü nema bulur. İdeallerini dilinde taşıyanların değil, ruhunda yüreğinde yaşayanların derdidir. Anadolu kıtası büyüklüğünde dava taşını gediğine koymak… Bu yolda çile çekilir bedel ödenir. Bu şuurla dindar nesil yetiştirmek özellikle din eğitimi veren kurumların asli görevidir.

Bütün bunların din eğitimi veren Tevfik İleri İmam Hatip Lisesi’yle alakası nedir? Önceki yazımızda adı geçen okulun Hafızlık Projesi’ni kapatma gerekçelerini yazacağımızı belirtmiştik. 

Adı geçen okul müdürünün gerekçeleri; hafız öğrencilerin okulun akademik başarısını düşürdüğü ve sosyal ortama uyum sağlamakta güçlük çektikleri şeklindedir. Yani, hafız da olsa akademik başarısı düşük, sosyal olmayan öğrencileri devletin din eğitimi veren kurumlarından mahrum edelim, imkânlarından yararlandırmayalım şeklinde okunan bir zihniyete hafız öğrencileri feda edelim… Yani, hafız öğrencileri diri diri ‘akademik başarı’ tabelalı din eğitimi mezarlığına gömelim. Hiç çaba sarf etmeyelim, eğitme, geliştirme yoluna gitmeyelim…

Ne demektir bu?

Akademik başarı egosunu yüceltirken dini değerleri örtülü olarak değersizleştirmektir.

Akademik başarının verdiği heyecan uğruna bir nesli harcamaktır.

Din eğitiminin alt kavramlarını çözümlemeden, bileşenlerini göz ardı ederek akademik başarıyı merkezî bir kurumsallaşma aracı görmektir.

Akademik başarının din eğitiminde yegane amaç haline getirilmesi dinin içinin boşaltılıp ‘Tevfik ileri kazandı, yine kazandı, yine  başarılı oldu’ gibi heyecan, haz ve gösteriş merkezli dünyevileşmiş bir din anlayışının oluşturulması demektir.

Bu, dinin İHL diplomasına bürünüp alim gibi görünmesidir.

Bu, dinin referans çerçevesini aşarak, sekülerleşmiş bir dünyaya dinî, diploma ve akademik başarı damlatarak dinî kimliği yeniden inşa etmektir.

Dinin uhrevi yaşam bağından koparıp dünyaya hapsedilmesi; içinin boşaltılıp haz ahlâkının yayılması, din, vatan, millet sevdalarının yerini diploma, etiket, makam ve mevki sevdalarının alması demektir. Dinin tüketilip, dinî etiketli diplomalı sayısını artırmak demektir.

Dün kendisini, din inancıyla ve referansını dinden alan ahlaki hassasiyetleriyle açıklarken; dindar nesil tanımının bugün akademik başarısıyla açıklanması demektir. Bu, geleceğin materyalleşmiş bir din anlayışına teslim edilmesi demektir.

Dün bu kesimin insanları dini emirlerin mücadelesinde, bir dava adamlığı edasıyla her şeyini kurban etmeye hazırken bugün salt akademik başarıya indirgenmiş bir dini kimlik tanımı içi boşaltılmış bir din anlayışı demektir.

Din eğitimini salt akademik başarı ölçeğiyle değerlendirmek, din eğitimine akademik başarıya simetrik bir anlam ve değer yüklemek demektir. Bu, dini değerlerin çöküşüdür.

Akademik başarıyı eğitimin ve öğretimin yegane yapı taşı görmek, eğitimin, sorunlarla başa çıkma, değer, kazanım, hassasiyet gibi diğer bileşenlerini göz ardı etmektir. Oysa din eğitiminin temel bileşeni kul olmayı, Allah’ı öğretmektir. Akademik başarıyı, kul olma yolunda araç olarak kullanmayı öğretmektir.

Dini kimliğin akademik başarı yazılımıyla oluşturulması, dinin her kesimi kucaklayan birleştirici, koruyucu takva merkezli oluşunun dinamitlenmesi, taşıdığı etiketle dindar olduğunu zanneden ancak dini değerlerlerine yabancılaşmış, zihniyet dönüşümüne uğramış bir nesil demektir. Ne hazindir ki; bu nesil bunu fark ettiğinde vakit çok geç olacaktır. Zira bu nesil henüz akademik başarının dini, toplumsal, ahlaki başarı ve itibarla özdeş olduğunu zannederek yetişmektedir. Akademik başarıyla özdeşleştirilmiş bir eğitim, Kur’anî ifadeyle, ‘kitap yüklü merkepler’ yetiştirmekten öteye gidemez. Zira, bilgi Allah’a ulaşmak için yeterli olsaydı, Kur’an davranışı ilmine tanıklık etmeyen insanları, ‘Kitap yüklü merkepler’ olarak tarif etmezdi.

Karakter sahibi olmak ahlaklı olmaktır. Ahlaklı olmak doktor, mühendis, öğretmen olmaktan daha önemlidir. Nitekim tarih nice bürokratların, doktorların, mühendislerin, akademisyenlerin  topluma verdikleri zarara tanıklık etmiştir.  . 

Yine tarih, “Ebul Hikem” adıyla da anılan, zamanının ilim, siyaset, ticaret, sanat ve edebiyat alanının önde gelen isimlerinden Ebû Cehil’e de Firavun, Bel’am gibi zamanın bilgisine sahip ama kınanan insanlara da tanıklık eder. Unutmayalım ki,  İblis de Kârun da ilim sahibiydi. Komünizm, Faşizm, Siyonizm, Kapitalizm, Masonlar, Tapınakçılar, Haçlılar, mafya babaları, Soğuk Savaşın öncü kadroları, darbeciler… Hepsinin akademik profili yüksek insanlar olduğunu; ancak hepsinin de yeryüzünü ifsat ettiğini unutmayalım. Oysa ilim Yunus’un diliyle;

İlim, ilim bilmektir,

İlim kendin bilmektir,

Sen kendini bilmezsen,

İlim nice okumaktır?

İlmin ölçütü insanın kendini bilmesidir. Ümmi olan Yunus, kendisini bilmeyen insanın akademik başarı nicedir diye sormuş asırlar öncesinden. Unutmayalım şeytan da bilgisiz değildi, ama kendini bilmezdi.

Bu din eğitiminin geleceğini belli strateji ve misyonlarla yeniden tartışmak zorunluluğu demektir.

Oysa, akademik başarı ölçütüne uymayanı hafız da olsa dışlamacı, soyutlamacı bir tutum sergilemek eğitimcinin başarısızlığıdır. Zira, akademik başarıyı yükseltecek stratejiler ve yöntemler geliştirmek eğitimde kaçınılmazdır.

Hafızlık projesi kapsamındaki öğrenci profili incelendiğinde; yurdun farklı bölgelerinde hıfzını tamamlamış; ancak hafızlık sürecinde akademik başarıya ulaşamamış veya akademik başarısı sekteye uğramış öğrenciler olduğu görülmektedir. Zaten sınırlı imkânlarla hafızlığını tamamlanmış olan öğrencilerin akademik profilinin yüksek olması beklenebilir mi? Akademik başarıyı düşürdükleri gerekçesiyle hafız öğrencilerin ötekileştirilmesi eğitim veya eğitimci adına bir ayıp değil midir? Ve belki de burada sorulması gereken en önemli soru, hafızlık gibi bir lütfun, akademik başarıya kurban edilmesinin ne kadar doğru olduğudur. Oysa eğitimde her öğrencinin özel olduğu, hiçbir öğrencinin göz ardı edilemeyeceği, eğitimin bireysel farklılıklar dikkate alınarak verilmesi gerektiği malumdur. Kaliteli eğitim, sadece akademik profili yüksek öğrencilerin profilinin daha yükseğe taşınması değil, akademik profili düşük öğrencilerin profilinin yükseltilmesidir. Bir proje okulundan beklenen asıl ve en önemli başarı da budur. Başarılıyı daha başarılı kılıp başarısızı terk ederek, ötekileştirerek başarılı olabileceği ortamdan soyutlamak dindar nesil söylemiyle ne kadar uyuşmaktadır? Bu soyutlama ve itibarsızlaştırma din eğitimi adına bu öğrencilerin zihinlerinde nasıl bir tahribata yol açar ve bu tahribatın yaşamlarının sonraki dönemlerindeki açılımı topluma nasıl bir zarar olarak döner? Toplumda zaman zaman karşılaştığımız,  ‘7 yaşında kovulduğum camiye 70 yaşında girdim, yazın gittiğim Kuran Kursundan dayak yediğim için dinle hiç bağım olmadı.’(CEM KARACA) Cümleleri bu tahribatı açıklamaya yeter. 

Oysa, her seviyedeki öğrenci bu memleketin çocuğudur ve devletin her seviyedeki öğrencinin sınırlılıklarını tespit edip tedbir almak suretiyle eğitimin kalitesini yükseltme sorumluluğu söz konusudur. Kaldı ki Kuran-ı Kerim gibi yeryüzünün en kutsal kitabını ezberleyecek kapasite ve kabiliyette olan öğrencilerin akademik seviyesinin yükseltilmesi imkânsız da değildir.

 Öte yandan,  İmam Hatip Liselerinden bile soyutlanan hafız öğrenciler hangi ortamlara kurban edilmektedir? Bir insanın  her hangi bir alanda topluma yararlı olabilmesinin tek şartı akademik başarı mıdır? Oysa şunu hiç ama hiç unutmayalım; bugün yaşamımızı borçlu olduğumuz 15 Temmuz şehit ve gazilerinin çoğunluğu akademik başarısı olmayan, fabrika işçisi, işportacı, çiftçiyken;vatanı satanlar da asker, polis, akademisyen, hakim, savcı, öğretmendir. Yine, 15 Temmuz şehit ve gazileri arasında İmam Hatipli olanların da çoğunlukta olduğunu unutmayalım. Ama onlar dünün İmam Hatip nesliydi.

Kendisini akademik başarıda arayan birey  dini anlamda kendisini nasıl ifade eder? Dini hassasiyet alanını çölleştirmek, dini anlamda özgüveni düşük profiller oluşturmaktır. Unutmayalım, eğitimin telafisi yoktur. Din eğitimindeki başarıyı akademik başarıyla sınırlandırmak özgüven düşüklüğünün akademik başarıyla tescilidir. Din eğitimi kurumlarından soyutladığımız bu öğrenciler nereye gider? Hafızlığa itibar kazandırmak mı yoksa sistemin dışına iterek özgüven fakiri Anadolu çocuklarını kaybetmek midir din eğitimcisinin görevi?

Akademik başarı odaklı din eğitiminde sorulması gerekli en kritik soru, kul olma sorumluluğunun nereye sıkıştırıldığıdır? Kul olma sorumluluğu, dini hassasiyeti ve toplumsal hassasiyeti kuraklaştırılmış, çöl olmaya terk edilmiş  sekülerleştirilmiş bir din anlayışı, din eğitiminin neresindedir?

Akademik başarıyı ilahlaştırarak, ‘Tübitak projelerine katıldık, yarışmalarda dereceler aldık, üniversiteye öğrenci yerleştirdik’ söylemleriyle sanki sahabeler yetiştirmişçesine şairane bir dünya tasavvurunun sunmak, buzdağının öteki  ama en önemli tarafını /yüzünü göz ardı etmektir. Ötelenen, göz ardı edilen dini değerler alanının çölleşme ve kuraklığa terk edildiğinin farkında mıyız? Din eğitimini salt akademik başarının vesayetine teslim ederken; dini, ahlaki değerler nereye teslim ediliyor? Din eğitimi politikasının hammaddesini akademik başarı oluşturursa, sahada boş kalan dini değerler alanı nasıl ne ile kimler tarafından doldurulur? Bu boş alan, takvanın ve kul olmanın göz ardı edilip, yaşamın sekülerleşmesine böylelikle sözde din eğitimi almış bireylerin bile yaşamından dinin tasfiye edilmesine yol açar. Bu akademik başarısı yüksek insanın ilahi emirler karşısında özgürleşmesi, İlahi emirlere kendince yeni anlamlar yüklemesi sonucunu doğurur. İyi doğru, yararlı olanı, olmazsa olmazların tespit ve tatbikinde akademik başarıyı, diplomayı  daha doğru bir tanımla aklı otorite kabul eden nesiller ortaya çıkarır. Üstünlüğün akademik başarı olduğu bir eğitim sisteminde, ‘ En üstününüz takvaca üstün olanınızdır’ hükmü çölleşmeye/kuraklığa terk edilip genetiği değiştirilmiş din eğitiminden dindar nesil değil sakat nesil doğar. Hafızlık gibi kutsal bir nasibin itibarını dar ağacına asarken seyirci kalmak inanan herkesin bir gün  hesabını vereceği bir sorumluluktur.

Dindar nesil, akademik başarı refleksiyle, akademik başarının idealist bir şekilde ilahlaştırılmasıyla yetiştirilirse, akademik başarıyı din eğitiminin niteliği Dindar hele hafız neslin anlamına akademik başarıyla içerik kazandırılmaz zanneden bireyler yetişir.. Zira, Allah rızasına, cennete diploma gösterilerek ulaşılmaz

Oysa, dindar nesil, ilmin irfana, alimin arife dönüştüğü dönüştürülebildiği bir nesildir. Ayetin, yaşama şahitlik ettiği bir nesildir. Zira, önceliğin kul olmak olduğu  surda, başarı gediği açarak dindar nesil yetişmez.

Eğitimde özellikle din eğitiminde hiçbir şey ihmale de ihtimale de gelmez. İmam Hatiplerin,  din eğitiminin bütün risklerini  kuyumcu inceliğiyle hesaplayıp  sıfırlayan,  din eğitimcisi mühendislerine olan ihtiyacı bugün  belki her zamankinden fazladır.

Din eğitimin, sosyal, zihinsel ve fikirsel bileşenlerinin atıl bırakılarak  akademik başarıyla özdeşleştirilmesi din eğitimini akademik olarak almamış Fatih Zengin’e göre ne kadar doğruysa ,  din eğitimcilere göre  o kadar yanlış hatta sakıncalıdır.Zira, din eğitimi sisteminde din,akademik başarıyla izah edilemez.

Türkiye’de dinin veya din adamlılığı kurumunun statü kaybetmesi, yapısal olarak zaafa uğramasının sebebini;  bir yanı eksik kalan din eğitiminde aramak gerek. Akademik başarısı yüksek, dini değerler alanı boş din eğitiminin de bir yanı eksik kalmıştır.Ve bu eksiklikten ne çıkar? 15 Temmuz da adam öldürdükten sonra, üç yudumda oturarak besmeleyle su içmeyi asli dinî görev sayan kimliği/ diploması dindar insanlar çıkar.

İmanın, davanın içinin boşaltılmış cazip görünen akademik başarı sürümüyle mi gerçekleştirilmek istenmektedir?

150 yıldır her gün biraz daha artıcı bir hasretle kurtarıcısını bekleyen Türk Milletine "beklediğin geliyor!" müjdesini vermenin ilk ümit günü bu tarihî andır.

Hafız öğrencilere yönelik eğitim nasıl olmalıdır?

Eğitim, bireyinin sosyal, kültürel, zihinsel vs değişim dönemlerini dikkate alarak strateji belirlemek ve yönetebilmek sürecidir. Dolayısıyla, hafız öğrencilerin içinde bulunduğu sosyal, zihinsel akademik faktörler dikkate alınarak eğitimcinin iç ve çevreyi doğru analiz ederek uygun  yeni eğitim yöntemlerini oluşturmak, değerlendirmek ve içinde bulunduğu ortama  ve dünya görüşüne uygun davranışlar sergilemesini sağlamaktır. Hafız öğrencilerin, hafızlık eğitiminden akademik ve örgün eğitime geçiş sürecindeki yaşam değişikliğini analiz durumuna uygun, akademik ve sosyal eğitim vermek din eğitim ve öğretiminin kaçınılmazıdır.

Bireyler okuyabilir ve çok ileri düzeyde teknik bilgiye sahip bir fizik mühendisi, uçak mühendisi, doktor vb. şeyler olabilir. Peki ya ilim sahibi olabilir mi? Yunus’un ifade ettiği gibi kendini bilebilir mi?

Bireyin, akademik ve davranışsal problemini çözerken, hafız öğrenci profili bir projektör hassasiyeti ve şeffaflığıyla inceleyip eğitimde hafız öğrencilere yönelik yeni eğitim stratejileri geliştirmek de eğitimcinin asıl görevidir. Geliştirilen bu stratejilere göre  öğrencilerdeki  değişim, dönüşüm ve gelişim  sürecini izleyip, bu öğrencileri  topluma kazandırmak din eğitimi veren kurumların aslî  görevidir.

Eğitimde, odak nereye konuşlanırsa başarı oradan gelir.  Sadece akademik başarı odaklı bir eğitim bireyi hayata hazırlamaz. Ve yine sadece akademik başarı merkezli yetişen öğrenci sorunlarla başa çıkmayı değil boğuşmayı öğrenir. Unutmayalım ki; boğuştuğu sorunların enkazı altında kalan hafız öğrenciler toplumsal bir zarar olarak bize dönecektir. 

Eğitimcinin en asıl görevi, hafız öğrenciler için bir anlam ve değer oluşturmak değil midir?


Hafız öğrencilerin, dört duvar arasında, sosyal ortamdan uzak, olarak yetiştiğini göz ardı ederek yüksek akademik başarı beklemek ve akademik başarıdan yoksun olduğu gerekçesiyle din eğitimi kurumlarından uzaklaştırmak eğitimde çözüm değil sorundur.

Yaşamı bu şekilde algılayan öğrencilerde akademik ve sosyal sorunların olması tabidir. Eğitimcinin görevi, bu öğrencilerin kalıplaşmış olumsuz davranışlarını kırarak dönüşümünü ve değişimini sağlamaktır. Hafızlık bir soyutlanma aracı değil, kutsal bir nasiptir. Toplumda hafızlığa gerekli itibarı, anlam ve değeri kazandırmak da din eğitimi veren kurumların özellikle imkânları geniş olan proje okullarının görevidir.

Üstad Necip Fazıl’ın ifadesiyle ‘Ne Mebus, ne Senatör, ne Bakan, ne şu, ne bu! Allah'ın bana biçtiği manevî makam ve memuriyeti bunlardan hiçbiri tercüme edemez.’  Din eğitiminin kızıl elmasını akademik başarı olarak gören zihniyet, mebus, senatör, bakan olur da Allah’ın kendisine bahşettiği kulluğun en büyük makam olduğunu fark edemez.

Ve bu zihniyetle yetiştirilen nesil Anadolu kıtası büyüklüğündeki dava taşını gediğine koyabilir mi? Yüreğinde, inancını davası olarak taşıyabilir mi?

Din eğitimi uhrevi sorumluluğu olan çok özel bir ihtisas alanıdır. Sadece akademik eğitim değil tecrübe de ister. Sahadan gelmek ister. Din eğitimi almakla din eğitimi vermek ayrı ayrı iki alandır. Yani Fatih Zengin din eğitimi almış olabilir ama din eğitimi vermek, din eğitimi veren bir kurumu yönetmek için yeterli değildir. Son olarak diyorum; tarih, okulun akademik başarısını düşürdükleri gerekçesiyle ‘Elhamdülillah’ cümlesiyle hafızlık projesini kapattığını ilan eden M. Fatih Zengin’i affeder mi? Yargılar mı? Ve bundan sorumlu olan sadece Fatih Zengin midir?

150 yıldır her gün biraz daha artıcı bir hasretle kurtarıcısını bekleyen Türk Milletine "beklediğin geliyor!" müjdesini vermenin ilk ümit günü bu tarihi andır.

Sevgi, selam ve dua ile..

Genel Yayın Yönetmeni

Son Güncelleme: 03.07.2018 05:35
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner85