banner47
  1. Tarikatlar önceden nasıldı niye ihtiyaç doğdu.

Tasavvuf en öz tarifle İslam’ın yaşanma şeklidir. Diğer bir deyişle İslam’ı özüyle samimiyetle yaşamanın diğer bir adıdır tasavvuf.  Her ne kadar Terminolojik olarak Efendimiz zamanında adı konulmamış olsa da kaynağını doğrudan Peygamberimizin yaşantısından ve güzel ahlakından almış ve ümmete Allah’ın emirlerini yerine getirme hususunda ihlaslı ve samimi olmayı talim etmiştir. Bu bağlamda tasavvuf için şu tanımı koymak isabeti olacaktır; TASAVVUF İSLAMIN TA KENDİSİDİR.

Allah’ın emirlerine uyma konusunda ki ciddiyeti doğrudan Peygamberimizden alışan sahabe-i kiram ve onların muhlis talebeleri tabiin-tebei tabiin efendilerimiz İslami meseleleri kategorize ederek her ilmi kendi alanında incelemiş ve her alanın kaide ve usullerini tertip etmişlerdir. Konulan bu Usul ve kaideler değişik başlıklar ve isimler altında toplanmış ve her başlığın kuralları tespit edilerek bizlere nakledilmiştir. İşte bu manzumelerden İslam’ın ahlaki kurallarını, nefis terbiye ve tezkiyesini içine alan ekole zamanla tasavvuf (arınma) adı verilmiş ve bu konuda ehil olan her bir ilim sahibi kurdukları bu ekole değişik isimler koyarak bu zamana kadar gelmiştir.

  1. Şimdi nasıllar neden bozuluyorlar?

Peygamberimizin de haber verdiği gibi “zamanların en hayırlısı O’nun yaşadığı asır, sonra onları takip edenler ve ardından diğer nesil”. Yani Sahabe tabiin ve tebei tabiin dönemleri. Kısa ifadeyle Selefi Salihin. Selefi Salihinden sonra ümmet her ne kadar coğrafik, ekonomik, siyasi ve ictimai olarak büyümüş ve genişlemiş olsa da saadet asrına kıyasla özden uzaklaşmadıklarını söylememek maalesef mümkün değildir. Bu noksanlaşmadan her zaman dilimi ve o zaman diliminde yaşayan ümmet nasibini almıştır. Tasavvuf ve tarikatlere gelecek olursak elbette ki ana karadan uzaklaştıkça maalesef hata ve kusurlarda o derece artmıştır. Günümüz cemiyet tarikat ve islami hareketlerine genel olarak baktığımızda özetle şu yanlış uygulamalar göze çarpar.

  1. Cemaatlerin mensup kemmiyet odaklı çalışmaları. Yani tabiilerini artırmaya yönelik çalışmaları. Adeta müntesiplerini arttırmak ve bununla diğer gruplara üstünlük sağlamak için birbirleriyle kıyasıya yarış halindeler. Amaç bu olunca ihlas ve samimiyette ters orantıda düşüyor ve istenilen hedefe ulaşıldığında bu, güç sarhoşluğuna neden oluyor. Yakın zamanda yaşadığımız –sözde- cemaat ihaneti buna en bariz örnektir. Halbuki islam tarihine damgasını vurmuş nice alimler ve tasavvuf büyüklerinin hayatına baktığımızda halkalarının ne kadar dar ve arkalarından onları temsil eden zatların ne kadar az ama bir o kadar da kalifiye olduklarını görmek mümkün.
  2. Cemaatlerin ekonomik hedefleri: her ne kadar adını “dine hizmet” koymuş olsalar da tarikat ve cemaatler devam ettirdikleri hizmetleri daha da genişletmek ve bir önceki maddede belirtilen hedefine ulaşabilmek için maddi imkanlara ihtiyaç duymaktadır. Hepsini dahil etmek zor olsa da bir çok grup ve cemiyet bu ekonomik gücü elde etmek için bazen hizmetinde bulundukları dinin haram helal çizgisini bile hiçe sayacak derecede hatalara düşebiliyorlar. Bununbir çok örneği sıralanabilir.Zekat paralarını tahsil ve dağıtma yanlışlarından tutunda kurban deri bağış burs gibi parasal çalışmalarında bir çoğunun hakka hakkaniyete dikkat etmedikleri görünür.
  3. Reklam ve şöhret. Tasavvuf demek riyadan uzak olmak demek. Tasavvuf demek her ne yaparsak yapalım sadece ve sadece Allah’ın rızasını kazanmayı amaç edinmek. Tasavvuf demek insanların beğenisini değil Allah’ın beğenisi ve hoşnutluğunu herşeyin üstünde tutmak demek.Geçmişte yaşayan bir çok tasavvuf büyüğüne bakıldığında yaşadıkları ve defnedildikleri  yerlerin gösterişten uzak olduğunu, kendilerine sunulan dünyeviimkanları ellerinin tersleriyle itip bunları Hakk rızasına engel olarak gördüklerini ve dünya da tanınma ve şöhreti bir afet, bir helak olarak addettikleri çok rahat görülür. Ancak zamanımızda bunun pek de öyle olmadıkları maalesef aşikar. Reklamlar, lüks yaşam, Tv kanalları gazete ve dergiler, sosyal medya vs gibi araçlar göz önüne alındığında araç olarak kullanılması gereken bu malzemelerin amaç olduklarını görmek çok kolay olur.
  4. Makam ve siyasi tercihlerde ki gizli hedef. Birçok islami oluşum siyasi tercihlerini milli bir mesele olarak görmekten öte kendi hedeflerine ulaşabilmenin bir vasıtası olarak gördüklerinden yaparlar. Şöyle ki; geçmişte islami kesimin mağdur olduğu o zor zamanlarda birçok grup ve cemaatin mevcut sisteme yakın olmak, çalışmalarını aksatmamak uğruna hakikat ilkelerini nasıl çiğnediklerini birçoğumuz hatırlarız. Bugün de bundan farksız değil. Bu konu da dikkat çekilecek bir diğer nokta da şu ki hemen hemen her grup mutlaka kendi müntesiplerinden bir veya birkaç kişiyi siyasi sahada aktif hale getirerek neyi amaçlıyorlar? Kocaman bir garabet, anlamak mümkün değil.
  5. İslam kardeşliği değil ihvan kardeşliğini ön plana almak. Allah Kuran’da tüm inananlar kardeştir buyururken bugün bu ilkeden habersiz bir çok cemiyet ve cemaat mensubu kardeşlik hukuku deyince bunun cemaat kardeşliğinden ibaret olduğunu sanıyor ve diğer cemaatlere mensup olanlar kendine rakip olarak görüyor ve bu rekabette çoğu zaman kin adavet haset gibi hastalıkların mikrobundan kendisini kurtaramıyor. Daha da kötüsü diğerleri olarak gördüğü kimseleri bu sahadan silmeyi islama hizmet olarak görüyor ve bunda Allah’ın rızasını umuyor. Mesele kendi grubundan ayrılanlara dinden çıkmı düşman muamelesi yaparak kardeşlik hukukunu yerle bir ediyor. Bu hususta zaman zaman Daiş’i örnek gösteriyorum. Evet bu cani grupta kendisine benzemeyenlerin kanını ırzını namusunu helal sayacak kadar canileşmişti. Temeline baktığımızda aynı hastalığı görmek zor olmasa gerek.

      3- Neden bir araya gelemiyorlar

Ümmetin ihtiafı rahmettir buyurmuş Efendimiz. Bu ihtilafa hayırda tatlı rekabet veya yarışda denebilir. İşte bu tatlı yarış Nice İmamı Azamları Şafiileri, Malikileri, Hanbelileri, Buhari ve Müslimleri, Hasan-ı Basrileri, Geylanileri Nakşibendileri İmamı Rabbanileri meydana getirmiştir. Her birinin diğerinden ayrı düşündüğü onlarca düşünce ve fikir olmasına rağmen birbirleri hakkında rencide edici en ufak bir imada bile bile bulunmamış ve asıl gayenin islamın yayılması olduğu fikrine hizmet etmişlerdir. Biraz daha geriye gittiğimizde sahabeler arasında bile birbirleriyle anlaşamayan birçok sahabinin bu anlaşmazlığı sadece şahsi olarak görüp Allah’ın dinini savunma sahasında nasıl omuz omuza yanyana geldiklerine tarih şahittir. Yukarda saydığımız istikameti zedeleyici yanlışlardan dönülmedikçe ve birbirlerini rakip olarak görmekten vazgeçmedikçe suni birleşme olsa da hakiki birleşmenin zor olacağı apaçık bir hakikattir.

  1. İlahiyatların ve diyanetin bunda etkisi

Bu konuda Mevlana’ya atfedilen şu söz meramı anlatmaya yeteri sanırım.YALANCILARIN HAKİMİYETİ SALİHLERİN TEMBELLİĞİ YÜZÜNDENDİR”

Bir yıl boyunca ilahiyat fakültesinde görev yapan ve fikirlerine saygı duyulan arkadaşımız  özetle şöyle diyor  Maksadı din alimi yetiştirmek olan bu kurumların Dine bu kadar zarar verdiklerini tahmin bile etmemiştim. Keza diyanet personeli tanıdığım onarca arkadaşlarıma da bakarak (elbette genelleme yapmak yanlış olur. Her iki kurumda da çok güzel insanların olduğu inkar edilemez) lakin bugün Türkiye’mizde 120 bin civarında bir camii ve onlarca ilahiyat binlerce kuran kursu medrese var iken geldiğimiz nokta içler acısıysa sebebi dışarda aramak hata olur. Kısacası Diyanet memur gibi hizmet etmekten kurtulmalı ve üzerinde ki yükün ağırlığının farkında olmalı.

  1. Çözüm önerileri
  1. Öncelikle çürüğün sağlamdan ayrılması ve bu hususta ciddi radikal adımların atılması
  2. Mutlaka diyanetin en yetkili mercii olarak yeniden dizayn edilip  aktifleştirilmesi ilahiyat fakültelerinde görev yapan hocaların ögretim görevlilerinin sapıklıga varan aslı olmayan akılcı ehli sünnet çizgisi dışındaki anlatımları ve söylemleri ile felsefi ve akılcı anlayışla yetişen neslin zehirlenmesinin ve peygamberimizden uzaklaştırılmasının önüne geçilmesi (İLAHİYAT FAKÜLTELERİNİN DENETLENMESİ İÇİN AYRI BİR KURUL OLUŞTURULMASI)
  3. Amacın islama hizmet olduğunu bu amaca uymayanların gereken yaptırımı görmesi

  1. Dini hizmetini  kendi imkanlarıyla ve kurdukları sistemle başarıya ulaşmış bir çok hafız alim insan yetiştiren fedakar hocaların ve kursların merdiven altından kurtarılıp geniş  imkanlar sunulması fikirlerinin ve çalışmalarının dinlenmesi ve gereken maddi manevi destegin verilmesi

SONUÇ OLARAK; ELBETTE Kİ TÜRKİYE’DE Kİ İSLAMİ VE TASAVVUFİ ÇALIŞMALARIN TAMAMINI BU KATEGORİDE ELE ALMAK HATADIR ANCAK ULAŞTIĞIMIZ NOKTADAKİ HÜSRANIMIZI, İSLAMİ HİZMET ADI ALTINDA YAŞADAĞIMIZ ONCA ZİYANI VE ELDE EDİLEN BAŞARISIZLIĞI VE NETİCESİZLİĞİ GÖRÜNCE SANIRIM ÇOĞUMUZ AYNI İSTİKAMETTEYİZ.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner64